08.10.2020, 19:42 30

KÜLTÜR MİLLİ OLMALI-1

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Büyük milletimizin tarihi, dünyada eşine az rastlanan büyü başarılar ve zaferlerle doludur. Bu aziz millet; okumuşunun cahilinin, askerinin sivilinin, idare edeninin edileninin, köylüsünün şehirlisinin, kadınının erkeğinin yerli ve milli olduğu dönemlerde, dünyanın en büyük imparatorluğunu kurmayı, bu imparatorluk içerisinde yaşayanları dinine, diline, rengine, ırkına, soyuna sopuna bakmadan, asırlarca bir arada mutlu ve huzurlu olarak adil bir şekilde idare ederek yaşatmayı başarmıştır.

Yine bu millet, bağrından çıkardığı ve erinden paşasına “Mehmetçik” ismini verdiği kahraman ordusu ile, dünya savaş tarihine altın harflerle yazılmış nice büyük zaferlere imza atmayı da başarmıştır.

Hiç şüphesiz ki milletin bu başarısının sırrı, sahip olduğu üstün moral değerlerine sımsıkı bağlı oluşundan ve bu anlayıştan kaynaklanan “üstün ruh hâlindendir.” Biz bu ruh haline kısaca “Çanakkale ruhu” diyoruz. Bakın bu ruhu Çanakkale savaşlarının muzaffer komutanlarından “Yarbay Mustafa Kemal” nasıl anlatıyor.

“Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Mütekabil (karşılıklı) siperler arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor, ikinci dekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur bile göstermiyor, sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.” (Çanakkale savaşları ve zaferleri konulu öykü yarışması eserleri c1,s. 5)

Çanakkale muharebelerinin komutan ve erlerinin, görev yaptıkları savunma mevzilerinde gösterdikleri cesaret, itidal, vakar, onur ve vefa örnekleri ile, dönemin varoluş destanını ebediyete kadar yaşayacak kahramanları olmuşlardır. Allah onlara rahmet etsin, bizi de onların şefaatine nail eylesin.

Çanakkale ruhunun sahibi olan Mehmetçikler, başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ile beraber, Anadolu’da kurtuluş mücadelesini vererek, Anadoluyu anayurt yapmış ve inşallah ebediyete kadar var olacak olan “Türkiye Cumhuriyetini Devletini” de kurmuşlardır.

Rabbimize şükür ediyoruz ki, bu millet, iç ve dış düşmanlarının son bir asırdır bütün çabalarına rağmen, Çanakkale ruhunu korumasını bilmiş, on beş Temmuz da yine bu ruhtan alınan milli güç şahlanarak din, devlet ve millet düşmanlarına, yani vatan haini Fetoculara karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Yine o ruhun gücü ile “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” hareketleri yapılmış, Mehmetçiğimizin başta PKK olmak üzere bütün terör gruplarına ve destekçilerine karşı zaferlerle sonuçlanmıştır. Böylece iç ve dış düşmanlar, hatta bütün dünya bu milletin, “Çanakkale ruhunu” hâlâ yaşadığına şahit olmuştur.

Türk milletinin askeri sivili, kadını erkeği, köylüsü şehirlisi, genci ihtiyarı hatta çocukları ile yekvücut Mehmetçik olduğunu dünya bir daha görmüştür. Bu haliyle bu büyük millet yine, dosta güven düşmana korku salmıştır. “Ne Mutlu Türküm Diyene.”

Milletimizin en büyük zaferlerinin başında, hiç şüphe yok ki, milletin madden en zayıf ve güçsüz olduğu bir dönemde, Çanakkale'de yedi düvele karşı kazanmış olduğu “Çanakkale zaferidir.” Bu zaferle milletimiz dünyaya, “Çanakkale geçilemez” demiştir ve dedirtmiştir. Demek ki milletimize, “Çanakkale zaferini” kazandıran ve “Çanakkale geçilmez” dedirten güç, “Çanakkale Ruhunun” gücüdür.

O halde Türkiye Cumhuriyeti devletimizin insanlık âlemi içerisinde şan ve şerefini koruyarak, ilelebet var olması ve ebediyen yaşaması, onların oluşturdukları ve sahip oldukları “Çanakkale Ruhu” nun, bu mukaddes topraklarda yaşatılması ve korunması ile mümkündür. Bunun için de, insanımızın yerli ve milli olma özelliğini kaybetmemesi ve kendi yerli ve milli değerlerine sıkı sıkıya bağlı olması lazımdır. Bu da her alanda gerçekten “Milli” olan bir eğitim ile mümkündür. Kanaatimizce, yeni yetişen çocuklarımıza, gençlerimize ve hatta bütün insanlarımıza, bu muharebelerin yapıldığı ve bu destanların yazıldığı kutsal alanlarımızın gezdirilerek gösterilmesi ve anlatılması da, insanımızın milli ve manevi duygu ve hislerinin gelişmesine büyük katkıda bulunacaktır.

Hakikaten insan; “Benim dinim, benim dilim, benim edebiyatım, benim müziğim, benim mimarim, benim sanatım, benim tiyatrom, benim sinemam, benim radyom, benim televizyonum, benim geleneklerim, benim göreneklerim, benim törem, benim örfüm, benim adetlerim…..” diyebilmelidir.

(Sürecek)

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
22°
açık
banner303
banner364

Gelişmelerden Haberdar Olun

@