Diyanet İşleri Başkam Mehmet Görmez, Aralık 2015'te düzenlenen 29'uncu Uluslararası Vahdet Konferansında, İslam Dünyası için "Siyonizm'in, emperyalizmin kıskacında bunca aşağılanma yetmedi mi?" demişti.
19-21 Şubat 2016 günlerinde Van'da yapılan 32'nci İl Müftüleri İstişare Toplantısı'nda ise 16 maddelik sonuç bildirgesini okumuştu.
Bu bildirgede:
-Müslüman coğrafyasının çatışmalarla ayrışma ve parçalanmaya sürüklendiği...
-İslam medeniyetinin sembolü olan şehirlerde terör ve vahşet şebekeleri türetildiği...
-Sözde hilafet devleti mizanseniyle ortaya çıkan terör ve vahşet şebekesinin, 100 yıl sonra Bağdat ve Şam'ı birçok gücün müdahalesine açık hale getirdiği...
Ve de bu oluşumun, aynı zamanda İslam dünyasında medeniyet içi bir din ve mezhep çatışmasına zemin hazırladığı ifade edilmişti.
Ve devamla "Arap Baharı" söylemiyle yaratılan kaosun, özellikle Suriye krizi ile birlikte uluslararası ölçekte bir trajediye dönüştüğü...
Terörün, küresel emperyalist güçlerin, silah ve uyuşturucu tüccarlarının, modern sömürgeciliğin ve hegemonya anlayışının acımasızca kullandığı bir enstrüman olduğu...
Bu itibarla ülkemizde yaşanan terör sorunun da coğrafyamızdaki bölgesel meselelerden, küresel güç savaşlarından bağımsız bir şekilde ele alınamayacağı ifade edilmişti.
Ve de akan kanın hem bölgede hem de ülkemizde bir an önce durdurulması, yeniden barış ve güven ortamının sağlanması çağrısında bulunulmuştu.
***
Elbette, bu tespitlere söylenecek bir söz yoktur; bu çağrıya itiraz edilecek bir durum yoktur. Ama sorulacak sorular çoktur. Öncelikle de şu bilgileri bir hatırlamak gerekir.
-Bugün Arap Dünyası 350 milyon nüfuslu, 14 milyon kilometre kare alanı olan 22 devletli bir koca bölgedir.
-Bu nüfusun 6 milyonu, devlet kuramamış olan Filistinli Arap'tır.
-Bölgedeki İsrail ise nüfusu 7,5 milyon, 28 bin kilometre kare alanı olan bir devlettir.
-Ve bugün, 1945'te kurulan 22 devletli Arap Birliği, 1969'ta kurulan 57 devletli İslam İşbirliği Teşkilatı (ÖT) vardır. Ki bu örgütün 10 yıl başkanlığını bir Türk, yani Ekmeleddin İhsanoğlu (2004-2014) yapmıştır.
Ama bu 22 devletli Arap Dünyası, 57 devletli İslam dünyası BM'lerin üçte birini temsil ettiği halde, BM'de hiçbir etkisi ve yaptırım gücü olmamıştır. Olması gereken bir kavga da verilmemiştir.
***
İşte şimdi sormak gerekir: Ortadoğu'da barış olabilir, akan kan durdurulabilir mi?
Elbette olabilir ve de durdurulabilir...
Eğer bu bölgenin yöneticileri, Amerikan işbirlikçiliğini bırakırsa...
Eğer bu ülkelerin yöneticileri Amerikan uşaklığını bırakır, kendi bölgesine sahip çıkan milli bir dayanışma içine girebilirse...
Oysaki bugün;
-Müslüman Afganistan işgal edilirken susan, İslam dünyasıdır.
-Müslüman Irak işgal edilirken susan, İslam dünyasıdır.
-Müslüman Libya imha edilirken susan, İslam dünyasıdır.
-Müslüman Filistin halkı katledilirken susan, İslam dünyasıdır.
-Ve Gazze'de 2008'de, 2012'de, 2014'te günlerce süren İsrail katliamlarında susan, İslam dünyasıdır.
Ve de bugün Müslüman Suriye parçalanırken susan, İslam dünyasıdır.
22 Arap devleti, 57 İslam devleti, Arap Birliği Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı bu işgallere ve bu katliamlara ne bir ses çıkarmıştır ne de BM'de bir yaptırımda bulunmuştur.
Üstelik bu işgallerde ülke toprakları, ABD önderliğindeki küresel emperyal güce açılmış, destek olunmuş ve de halen olunmaktadır.
***
Peki, Türkiye'de barış olabilir mi?
Elbette olabilir ve de olması gerekir. Ama bir koşulla:
-Ötekileştirilen ve bastırılan kimliklerde, giderek sönen ve söndürülen aidiyet duygusu yeniden kazanılırsa...
-Aslında varmış gibi gözüken ama 93 yıldır olmayan bir barışın, sosyolojik nedenleri ciddi olarak sorgulanırsa...
-Özellikle Alevi-Sünni ayrımını kaşıyan siyasetlerin beslendiği, Alevilere karşı kırmızı çizgiler kaldırılırsa...
Çünkü bu toplumda Diyanet Kurumu'nun önemli bir fonksiyonu vardır. Birlikte yaşanabilecek toplumsal iklime katkı vermesi gereken önemli bir kurumdur.
Oysaki bu ülkede toplumsal kanlı felaketler, özellikle Alevi-Sünni ayırımı kaşınarak yapılmıştır. Ama Diyanet görevini yapmamıştır.
-Çorum katliamı yapılırken, Diyanet bir tavır koymamıştır.
-Maraş katliamı yapılırken, Diyanet bir tavır koymamıştır.
-Sivas katliamı yapılırken, Diyanet bir tavır koymamıştır.
-Ve de Başbağlar katliamı yapılırken, Diyanet bir tavır koymamıştır.
İşte bu katliamlar, hep Alevi-Sünni inancı üzerine inşa edilmiştir. Diyebiliriz ki, bugün toplumsal barış isteyenler, önce kendisine düşeni yapmalıdır.