28.01.2021, 23:14 30

CENNETE GÖTÜREN YOL

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Yüce Allah (c.c.) âlemlerin rabbidir. Yüce Allah (c.c.) yer âleminin, gök âleminin, hayvanlar âleminin, bitkiler âleminin, canlılar ve cansızlar âleminin tek yaratanıdır.

Allah insanları eşref-i mahlûkat (yaratılanların en şereflisi) olarak yaratmıştır. O insanı ahsen-i takvim üzere halk etmiş ve bizleri de iman şerefi ile müşerref kılmıştır.

Yüce Rabbimiz; Yer altında yer üstünde, denizlerde ve gökler de canlı ve cansız ne varsa hepsini insanın istifadesi için, insanın emrine amade olarak yaratmıştır.

Dünyanın bu güzelim nimetlerini insan için yaratan yüce Mevla, inanan kulları için ahirette de sayısız ve çok güzel nimetler halk etmiştir. Ahiret âleminin bu güzel ve sonsuz nimetleri cennettedir. Cennet ise müminler için yaratılmıştır. Müminlerin cennete girmeleri de Salih amel sahibi ve muttaki kul olmalarına bağlıdır. Nitekim Allah (c.c) hazretleri Kuran-ı Kerimde bütün inananları cennete girmek için koşmaya, yani tevbekâr, salih amel sahibi ve muttaki kullar olmaya gayret etmeye çağırmaktadır.

Gerçekten de ali imran suresinin 133. ayeti kerimesinde mealen; “Rabbiniz tarafından bir mağfirete (Bağışlanmaya) ve genişliği göklerle yer kadar olan ve muttakiler için hazırlanmış bulunan bir cennete doğru, yarışırcasına koşuşun” buyurmaktadır. Bu sebepledir ki kerim kitabımız müminlere, hem dünya ve hem de ahiretin iyilik ve güzelliklerini istemelerini telkin ve tavsiye etmektedir.

Öte yandan kendisinden yalnız dünya nimetlerini isteyenlerin ahiret nimetlerinden mahrum kalacağını da haber vermektedir Nitekim bakara suresinde mealen;

“Bazı kimseler; Ey yüce rabbimiz bize vereceğini dünyada ver derler, bunların ahirette nasipleri yoktur. Bazıları da “Ey bizim kerim rabbimiz bize bu dünyada da iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellik ver ve bizi cehennem ateşinden koru derler. İşte bunlar kazandıkları şeylerin hayır ve bereketlerini (Ahirette-Cennette) fazlasıyla görürler” buyrulmaktadır. (Bakara, 2/200-201)

Allah Teâlâ mümin kullarının hem dünya ve hem de ahirette mutlu olmalarını ister. Dinin gayesi de budur. Ancak bu mutluluğa ulaşmak insanın kendi çalışmasına bağlıdır. Bilindiği gibi ayette; “İnsan emek ve gayretinin neticesinden başka bir şey elde edemez. Bu çalışmasının semeresi (meyvesi) de, ileride (ahirette) ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına verilecektir” buyrulmaktadır. (Necm suresi a. 39-40-41) Demek ki, her insan çalışmasının karşılığını görecektir. Kimse yapmadığı işin karşılığını alamayacaktır. Yani emeksiz yemek olmaz. Her nimet bir külfetin karşılığıdır.

Yaratanımız mümin kullarının kendisinden hem dünyasının hem de ahiretinin iyilik ve güzelliklerini istemelerini hatırlatıyor. İnsanların, Rabbinin mağfiretine ve cennetine doğru yarışırcasına- koşmalarını emrediyor. Kurtuluşun yollarını da öğretiyor. Bu öğretilere kulak veren, onları inanarak ve ihlasla yapanlar dünyevi ve uhrevi felaha ve kurtuluşa erenler, yapmayanlar ise bu nimetlerden mahrum kalanlardır diyor.

Nitekim Kur’an-ı Kerimin Hac süresinin 77. Âyetinde, “Ey iman edenler; rukû edin, secde edin, hasılı yalnız Rabbinize itaat edin, hayırlar yapın ki felaha ve kurtuluşa eresiniz” buyrulmuştur.

Nesei, Tirmizi ve diğerlerinin rivayetine göre Hz. Ömer, bir gün biz yanındayken Resülullah efendimize vahiy gelmişti. Vahiy hali bitince Peygamberimiz, kıbleye dönerek ellerini kaldırdı, “Ya rabbi bizi çoğalt eksiltme, değerimizi artır, bizi hakir kılma, bize ver mahrum etme, bizi tercih et başkasını bizim üzerimize tercih etme, bizden razı ol ve bizi razı eyle” diye dua etti. Sonra da bize hitaben,“ Bana on ayet indirildi ki, kim bunları yerine getirirse cennete girer.” dediğini ifade ediyor.

İşte Hac suresinin yukarıda zikredilen 77. ayetinde ifade edilen felaha ermenin hangi şartlara ve umutlara bağlı olduğunu da, Müminun suresinin Peygamber efendimizin işaret buyurduğu bu on ayetinde bildiriliyor.

Bu ayetlerde buyuruluyor ki:

1-Muhakkak ki müminler, mutluluk ve başarıya erdiler.

2-Onlar namazlarında tam bir saygı içindedirler.

3-Onlar boş şeylerden uzak dururlar.

4-Onlar zekatı ifa ederler.(verirler)

5-Onlar ki, iffetlerini korurlar.

6-Ancak eşler ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç.(Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.

7-Şu halde kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.

8-O müminler üzerindeki emanetleri gözetirler. Gerek kendi aralarındaki akitler, gerekse Allah Tealaya karşı verdikleri sözleri tam tamına tutarlar.

9-Onlar namazlarını vaktinde eda edip zayi etmekten korurlar.

10-İşte onlardır (cennete) varis olanlar.

11-Ki Firdevs cennetine varis olan bu kişiler, orada ebediyyen kalırlar.

O halde, Allah’ın emaneti olan ömrümüzün ve yaşadığımız her günün kıymetini bilelim. Geçmiş günahlarımıza dönülmeyen bir tövbe (nasuh tevbe) ile tövbe edelim. Sonra da felaha ve kurtuluşa vesile olacak bu on emri yerine getirmeye gayret edelim. Yaratanımızla; nefsimizle, aile bireylerimiz ile, akrabalarımızla, yakın çevremizdeki insanlarla ve içinde yaşadığımız toplumun bütün fertleriyle barışık olmaya çalışalım.

Yaşadığımız toplumun fakir, fukara, yoksul, dul, yetim ve muhtaçlarına elimizden geldiğince yardımcı olmaya gayret edelim.

Neticede, cennete girmenin yolunu bularak Cennetin, yani ahiretin iyilik ve güzelliklerine kavuşmaya hak kazanmış olalım.

Allah cümlemize bu güzel sonuca ulaşmayı nasip etsin. Âmin. D.K.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dualarla.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
25°
açık
banner364

Gelişmelerden Haberdar Olun

@