26.07.2013, 00:00 190

ZEKÂT VERMENİN ÖNEMİ

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Zekât mali bir ibadettir. İslam’ın beş şartından da birisidir. Zekât kelimesinin bir lügat bir de ıstılahi manası vardır.

Zekât, lügatte; temizlik, feyiz, bereket, artma ve çoğalma anlamlarına gelir. Nitekim Tevbe Suresi’nin 103. ayetinde mealen; “Onları arıtmak ve temizlemek için mallarından sadaka, (zekât) al” buyurulmaktadır. Burada zekât kelimesi görüldüğü gibi arıtmak ve temizlemek anlamına gelmiştir.

Zekât kelimesinin ıstılahı manası ise; “Fakirin zenginin malında olan ve Allah’ın tayin ettiği hakkıdır.”

Nitekim Zariyat Suresi’nin 19. ayetinde mealen; “Zenginlerin mallarında fakir ve yoksullar için bir hak vardır” buyurulmaktadır. Burada da zenginin malında fakirin hakkı olduğu beyan edilmektedir.

Zenginlik insana Yüce Allah’ın bahşettiği büyük bir nimettir. Zekât ise bu nimete karşı Allah’ın açmış olduğu imtihanı şeytana ve nefsi emmareye karşı kazanmaktır. Nefis ve şeytan insanı daima Allah’a karşı isyana sürüklemeye çalışırlar. Şeytan insanı fakirlikle korkutur. İnsana,  Allah’a isyan olan, günah ve çirkin olan her şeyi telkin ve tavsiye eder. Nitekim Bakara Suresi’nin 268. ayetinde mealen; “Şeytan sizi daima fakirlikle tehdit eder, korkutur (fakir olursunuz diye zekat vermenize mani olur) ve sizin cimri olmanızı emreder” buyrulmaktadır.

Zekât, Müslümanın sahibi olduğu şeylerden Allah rızası için vaz geçmesinin, feragat etmesinin, fedakârlıkta bulunmasının ve imanında ki samimiyetinin bir göstergesidir. Zekât vermek müminin, hayatı toplumun diğer fertleriyle paylaşmasının da gereğidir. Zaten helal mal, kendi kazancımız olduğu kadar da, Allah’ın bir ikramıdır. Çünkü bireysel çalışmalarımız, her zaman kazanç getirmez. O nedenle zekât bir manada Allah’ın malımızdaki hakkıdır ve bu hakkın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasıdır.

Zekât kelimesi Kur’an’da 37 yerde geçer. Bunlardan 18’inde dinin direği olan namazla beraber anılmıştır. Zaten namaz dinin direği, zekâtta İslam’ın köprüsüdür. Nitekim Peygamber Efendimiz bir hadislerinde; “Namaz dinin direğidir” başka bir hadislerinde de “Zekât İslam’ın köprüsüdür” buyurmuştur.

Zekât, toplum içinde ekonomik yönden, sosyal adaleti ve sosyal dengeyi sağlayan çok önemli bir dini müessesedir. Zekât bir manada sosyal sigortadır müessedir. Bu müesseseyi çalıştıran toplumda sermaye durur meydana gelmez, yani sermaye belirli ellerde toplanmaz. Bir yanda günlük ekmeğini bulamayan fakirler, öbür yanda da servetinin hesabını bilemeyen zenginler oluşmaz. Zekâtın verildiği bir toplumda; zengin fakiri hor ve hakir görmez, fakir de zenginin malına göz dikmez.

“Bir Müslümanın, İslami çalışmalarının tam olması, zekâtın verilmesi ile mümkündür” ve “Zekat veren el, onu alan elden üstün ve hayırlıdır” buyuran Rasulüllah Efendimiz hadislerinde mealen; “Zekatı verilen mal karada ve denizde yok olmaz”  ve “Mallarınızı, zekatını vererek koruyunuz” buyurmaktadır.

Müslüman, akıllı, balıg, hür ve nisap miktarı mala sahip olan herkes, Allah’ın kesin emri olan zekâtı vermekle sorumludur. Nisap miktarı mal ise, kişinin asıl ihtiyaçlarından fazla olarak sahip olacağı, 80.l8 gr.24 ayar altın veya bunun değerinde olan mal demektir. Sahip olunan ve hakiki veya hükmi olarak üreyici olması gereken bu malın üzerinden bir yıl geçince, (yani bu mal sahibinde bir yıl boyunca kalınca) o malın zekâtı yüzde iki buçuk üzerinden hesaplanarak, her sene verilecektir.

Zekât ve fitre fakirin hakkıdır, fakire verilmelidir. Cami, okul, yol, köprü, hastane, Kur’an kursu v.s. yapımına verilemez, verilirse zekât verilmiş olmaz. Yani zekât borcu ödenmiş olmaz. Bunun gibi kişi; annesine, babasına, dedesine, ninesine, çocuklarına, torunlarına ve eşine zekât ve fitresini veremez. Kardeşlerine, onların çocuklarına ve diğer akrabalarına verebilir. Hatta akraba olan fakire verilmesi de tavsiye edilmiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz hadislerinde mealen; “Zekâtını hak sahibine vermeyen, hiç zekât vermemiş gibidir.” buyurmuştur.

Zekât vermenin, sayılamayacak kadar maddi ve manevi faydaları vardır. Zekât insanı, cimrilikten korur. İnsanın mal edinme ve mal biriktirme hırsını kırar. Kişinin toplumda itibarını artırır, kalbin katılaşmasını önler. Zengini hayır yapmaya teşvik eder. Zenginin fakire karşı olan merhametin, canlandırır. Zenginin, verdiği zenginliğe karşı Allah’a şükretmesini sağlar. Fakiri ihtiyaç sahibi olmaktan kurtarır ve ona şahsiyet kazandırır. Zengin fakir yakınlaşmasını ve çalışamayanların normal bir hayat sürmesini sağlar. Malı her çeşit tehlikeden korur, maddi ve manevi kirlerden temizler. Zekât; sermaye urunu ve stoku da önler, malı bereketlendirir ve mükemmel bir sosyal sigortadır.

Zenginin fakirle kaynaşıp kucaklaşmasını temin eden zekât, aynı zamanda din kardeşliğini de tesis eder. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mealen; “Eğer tövbe ederler, namaz kılarlar ve zekatı da verilerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdirler.” buyrulmuştur. Hz. Ebu Bekir (r.a)’in; “Zekatlık bir keçiyi dahi vermeyenlere savaş açarım” demesinin sebebi de, herhalde bundandır.

Kısaca; Allah’ın emri ve İslam’ın beş şartından birisi olan zekâtın verildiği toplumlarda, kişilerin birbirine karşı kalplerinde birlik, beraberlik, kardeşlik ve paylaşma duyguları oluşur; fertler birbiriyle kucaklaşır, huzurlu bir yaşam ortamı meydana gelir.

Zekâtın verilmediği toplumlarda sermaye uru meydana gelir. Milli servet diyebileceğimiz sermaye, belirli ellerde toplanır. Böyle durumlarda, toplumun içinde bir tarafta Karun kadar zenginler varken, öbür tarafta da karnını doyuracak boş ekmek bulamayacak kadar fakirler vardır. Halbuki İslam tarihinde, zenginlerin mallarının zekatını verdiği bazı bölgelerde, zamanla zekat verecek fakirin kalmadığına şahit olunmuştur. Nitekim bir zamanlar; zenginlerinin, zekâtlarını verdiği Habeşistan’ın Valisi Şam Valisine, şöyle bir mektup yazıyor. “Ben burada, zenginlerin zekâtını topladım, fakat verecek fakir bulamıyorum,  zekâtları sana göndersem, Şam’ın fakirlerine dağıtır mısın?”. Mektubu okuyan Şam valisinin cevabı ise; “Ben de burada zekât verecek fakir bulamadığım için, zekât paraları ile köleleri, efendilerinden satın alarak hürriyetlerine kavuşturuyorum, Sen de öyle yap” şeklinde oluyor.

Öte yandan zekâtı verilmeyen mal, sahibine dünyada mutluluk tahmin etse bile, ahirette sahibi için tam bir felakettir. Yazımızı Yaratanımızın bu konulara ışık tutan ve zekâtla ilgili olan ayetleri ve Peygamber efendimizin de, konu ile ilgili hadisleri ile bitirelim.

Yüce Allah buyuruyor; “Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek, zekâtının vermeyip stok ederek, Allah yolunda harcamayanları, elim bir azapla müjdele”, “O gün bunlar, (zekâtı verilmeyen mallar), cehennem ateşinde kızdırılacaklarda, onların (sahiplerinin) alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve işte bu kendiniz için biriktirip (zekâtını vermeyip) sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım biriktirip sakladığınızı” denilecektir. (Tevbe s.a.34-35), “Allah’ın fazl-u kereminden verdiği malını, cimrilik yaparak Allah yolunda sarf etmeyenler, bu malı kendileri için hayırlı sanmasınlar. Belki o (mal), şerdir. Allah yolunda harcanmayan mal (zekâtı verilmeyen mal), kıyamet günü (sahiplerinin) boyunlarına dolanacaktır.”(Ali İmran s.a.180).

 “Malının zekâtını vermeyen, kıyamet günü ateştedir” buyuran Peygamber Efendimiz, zekâtı verilmeyen malın sahibinin boynuna dolanması olayını bir hadislerinde şöyle açıklamıştır. Ebu Hureyrenin rivayet ettiği sahih hadiste; “Allah’ın verdiği malın zekâtını vermeyen kimselerin bu malı, kıyamet günü başındaki saçları dökülmüş, iki tane çengelli zehir dişi bulunan kel bir yılan şekline girer ve sahibinin boynuna dolanır. Sonra da çengelli dişlerini adamın iki kulak altına saplayarak, ‘Ben senin dünyadaki ( Zekâtın vermeyerek) yığıp biriktirdiğin malınım’ der.” buyrulmuştur.

Zekâtını verenlere, Allah’ın maddi ve manevi sayısız müjdeleri vardır. Bunlardan sadece bir kaç tanesi şöyledir; “Mallarını Allah yolunda, gece gündüz, gizli ve aşikâr olarak harcayanlar, Allah katında yaptıklarının karşılığını göreceklerdir. Onlar ne bir korku çekecekler ve nede üzüleceklerdir”, ve “ Allah müminlerin mallarını ve canlarını, karşılığında cennet vererek atın almıştır”, buyuran yüce Allah, mallarını Allah yolunda darlıkta da bollukta da harcayanları Kur’an’da “ Müttakiler” olarak isimlendirmektedir. Müttakiler Allah’ın dost ve yaranlarıdırlar. Onlar için ne dünya da ve ne de ahirette korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de.   

Netice olarak zenginlik, Allah’ın bir lütfudur. Onun şükrü malın zekâtı verilerek yapılır. Zekâtı verilen mal, sahibi için dünya ve ahret mutluluğunu temin eder, zekâtı verilmeyen mal ise, sahibi için şer ve felaket kaynağıdır. Zekâtını veren; malını telef olmaktan korur, onun şerrinden korunur, onunla dünya ve ahiret mutluluğunu bulur, içinde yaşadığı toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunmuş olur, cemiyetin içinde onurlu bir şahsiyet olur, kimsenin kem gözü onun malının üzerinde olmaz, O kişi Allah’ın yardımıyla, dünyada da ahirette de bunalmaz ve darda kalmaz.

Mübarek Ramazan ayının, zenginlerimizin mallarının zekâtlarını vererek; fakir fukarayı, garip gurabayı, yoksulu yetimi, açı açığı görüp gözetmelerine en müsait zaman dilimi olduğu da unutulmamalıdır. Bu ayda Allah için verilene, yüce Allah kat kat fazlasını, yediyüz mislini vereceği de bilinmelidir.

Allah zenginlerimizi şükreden zenginlerden, fakirlerimizi de sabreden fakirlerden eylesin.

Selam, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
13°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 04:59
Güneş 06:24
Öğle 12:37
İkindi 15:59
Akşam 18:40
Yatsı 19:59

Gelişmelerden Haberdar Olun

@