Zekatın verilmediği toplumlarda sermaye uru meydana gelir, yani milli servet diyebileceğimiz sermaye, belirli ellerde toplanır. Böyle durumlarda, toplumun içinde bir tarafta Karun kadar zenginler varken, öbür tarafta da karnını doyuracak boş ekmek bulamayacak kadar fakirler vardır. Hal bu ki İslam tarihinde, zenginlerin mallarının zekatını verdiği bazı bölgelerde, zamanla zekat verecek fakirin kalmadığına şahit olunmuştur. Nitekim bir zamanlar; zenginlerinin, zekatlarını verdiği Habeşistan’ın valisi Şam valisine, şöyle bir mektup yazıyor. “Ben burada,zenginlerin zekatını topladım, fakat verecek fakir bulamıyorum, zekatları sana göndersem, Şam’ın fakirlerine dağıtır mısın?”. Mektubu okuyan Şam valisinin cevabı ise; “Ben de burada zekat verecek fakir bulamadığım için, zekat paraları ile köleleri, efendilerinden satın alarak hürriyetlerine kavuşturuyorum, Sen de öyle yap” şeklinde oluyor.

Öte yandan zekatı verilmeyen mal, sahibine dünyada mutluluk temin etse bile, ahrette sahibi için tam bir felakettir. Yazımızı Yaratanımızın bu konulara ışık tutan ve zekatla ilgili olan ayetleri ve Peygamber efendimizin de, konu ile ilgili hadisleri ile bitirelim.

Yüce Allah buyuruyor; “Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek, Allah yolunda harcamayanları, elim bir azapla müjdele”, “O gün bunlar,(zekatı verilmeyen mallar), cehennem ateşinde kızdırılacaklarda, onların (sahiplerinin) alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve işte bu kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Hadi tadın bakalım biriktirip sakladığınızı” denilecektir.(tevbe s.a.34-35), “Allah’ın fazl-u kereminden verdiği malını, cimrilik yaparak Allah yolunda sarf etmeyenler (zekatını vermeyenler), bu malı kendileri için hayırlı sanmasınlar. Belki o (mal), şerdir. Allah yolunda harcanmayan mal, kıyamet günü (sahiplerinin) boyunlarına dolanacaktır.”(ali imra s.a.180).

“Malının zekatını vermeyen, kıyamet günü ateştedir” buyuran Peygamber Efendimiz, zekatı verilmeyen malın sahibinin boynuna dolanması olayını bir hadislerinde şöyle açıklamıştır. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği sahih hadiste; “Allah’ın verdiği malın zekatını vermeyen kimselerin bu malı, kıyamet günü başındaki saçları dökülmüş, iki tane çengelli zehir dişi bulunan kel bir yılan şekline girer ve sahibinin boynuna dolanır. Sonra da çengelli dişlerini adamın iki kulak altına saplayarak,‘ben senin dünyadaki yığıp biriktirdiğin (ve zekatını vermediğin) malınım’ der.” buyurmuştur.

Mevi’za kitaplarında şöyle bir olay anlatılır. Zengin fakat malının zekatını vermeyen bir adam ölür. Ona kazılan mezardan yılan çıkar. Mezarcılar, “Burada bu yılanın yuvası vardır, ölüyü rahatsız eder” diyerek başka bir yere, başka bir mezar kazarlar, fakat oradan da yılan çıkar. Böyle böyle yedi ayrı mezar kazarlar, hepsinden de yılan çıkar. Devrin alimlerinden İbni Abbas Hazretlerine durum anlatılır ve yapmaları gerektiği sorulur. Hazret sorar, “Adam zengin miydi?” der. Soranlar, “Evet” derler. İbni Abbas hazretleri, “ Peki malının zekatın veriyor muydu?” diye sorar. Soranlar, “Hayır zekat vermezdi” derler. “O zaman Adamı kazdığınız hangi mezara gömerseniz gömün, isterseniz yılan çıkmayan mezar bulun ve gömün, onun zekatını vermediği malı, zaten yılan olup boynuna dolanacaktır der, bu ayet ve hadisleri okur.” onlara.

Zengin olup zekatını bu güne kadar vermeyenler, “ Zararın neresinden dönülürse kardır” demeli, malının zekatını vermeye başlamalı, hatta geçmişte vermediği zekatlarını da zaman içinde vererek, işi ahirete bırakmamalıdır. Zekatını vermeden biriktirdiği malını, dünyada mirasçıları yerken, kendisi ahirette bu felaketlerle baş başa kalmamalıdır. “Ne veririsin elinle, o gider seninle” atasözü de unutulmamalıdır.

verenlere Allah’ın maddi ve manevi sayısız müjdeleri vardır. Bunlardan sadece bir tanesi; “Mallarını Allah yolunda, gece gündüz, gizli ve açık olarak harcayanlar (zekatını verenler), Allah katında yaptıklarının karşılığını göreceklerdir. Onlar, (Ahirette halim nice olacak diye) ne bir korku çekecekler ve ne de (dünyada bıraktığım eşim, çocuklarım ve mallarım ne olacak diye) üzüleceklerdir” şeklindedir.

Netice olarak zenginlik, Allah’ın bir lütfüdür. Onun şükrü malın zekatı verilerek yapılır. Zekatı verilen mal, sahibi için dünya ve ahiret mutluluğunu temin eder. Zekatı verilmeyen mal ise, sahibi için şer ve felaket kaynağıdır. Zekatını veren; malını telef olmaktan korur, onun şerrinden korunur, onunla dünya ve ahiret mutluluğunu bulur, içinde yaşadığı toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunmuş olur, cemiyetin içinde onurlu bir şahsiyet olur, kimsenin kem gözü onun malının üzerinde olmaz, o kişi Allah’ın yardımıyla, dünyada da ahrette de bunalmaz ve darda kalmaz.

Mübarek Ramazan ayının, zenginlerimizin mallarının zekatlarını vererek; fakir fukarayı, garip gurebayı, yoksulu, yetimi, açı, açığı görüp gözetmelerine en müsait zaman dilimi olduğu da unutulmamalıdır. Bu ayda Allah için verilene, yüce Allah kat kat fazlasını verir, bu da bilinmelidir.

Allah zenginlerimizi şükreden zenginlerden, fakirlerimizi de sabreden fakirlerden eylesin.

Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol