İnsanoğlu, doğadan bağımsız bir varlık değil, onun ta içerisindedir. Her gün yeniden, bir daha yeniden karşıladığımız ya da karşılandığımız yeni gün, farklı iklimlerde, coğrafyalarda da olsak, sanki bir “sır” gibi kendi şaşılası dönüşümüyle hiç bir şeye aldırmaksızın başlar, sürer, gider nefes nefese bir büyük telaşla...

Bu “sırrın” tam ortasında duran kişi; başlayan yeni gününde sokakların, gökyüzünün, kalabalıkların, cümle çocukların selamını alır. O müthiş telaşa merhaba der. O telaşla odağında, sevgi vardır, yörüngesinde deli divane aşıklar, şairler, sanatçılar, edebiyatçılar cümle sanat erbapları dönüp dururlar. Yüreğini ateş sarmış kişi, bir yanıyla yanarken öteki yanıyla o büyük “sırrı” anlamaya, aramaya, bulmaya, çözmeye çalışır. Bütün eserler, şaheserler tam da bu noktada oluşur.

Geceye sabah düşüp, yeni güne şafak söktüğünde, taze ekmek kokusu etrafı sardığında, yağmur bulutları yağmura davetiye çıkardığında, uykunun da mahmurluğu üzerinden atılırken, o muhteşem havanın toprak kokusunu ciğerlerine kadar çektiğinde, işte o zaman yaşamla irtibat halindesindir artık ey insan!

Var oluşun bilincindesindir. Bu güzel farkındalık elbette açıklanamaz, okunur, etkiler, hoş bir tadı ve hissi kalır, herkeste de farklı oluşur.

Bir yaprağa, farklı bakışla bir dokunursa insan, sanki parmak uçları yeşermiş gibi hissedebilir. Öylesine bir doğanın enerjisidir ki bu evrende uyum ahengini yakalamış, birey içindeki özüyle temas haline girmiş olur. Bilimin rehberliğinde o yaprağa ya da birer gezegen olduğunu bildiğimiz yıldızların ışıklarını görmek için incelenmesi sevginizi çoğaltır. Sait Faik Abasıyanık boşuna “Sevmekle başlar her şey” diye şiirlerinde bahsetmemiştir değil mi? Sevme de öğrenilir, öğretilir. Nasıl emekle, dikkatle incelenirse görülür ki yazınsal ve müzikle yapılan eserler; insana hiçbir şey vermese sevgiyi verir, sevgi de insanı çoğaltır, umutlandırır kısaca insan sevmekle daha insandır öyle değil mi?

*

Sana koşuyorum bir vapurun içinde

Ölmemek, delirmemek için.

Yaşamak; bütün adetlerden uzak

Yaşamak....

Hayır değil, değil sıcak

Dudakların hatırası;

Değil saçlarının kokusu

Hiçbiri değil.

Dünyada büyük fırtınaların koptuğu böyle günlerde

Ben onsuz edemem.

Eli elimin içinde olmalı,

Gözlerine bakmalıyım,

Sesini işitmeliyim.

Beraber yemek yemeliyiz

Ara sıra gülmeliyiz.

Yapamam, onsuz edemem.

Bana su, bana ekmek, bana zehir;

Bana tad, bana uyku

Gibi gelen çirkin kızım.

Sensiz edemem.

Sait Faik Abasıyanık

*

İşte böyle harkûlade yazılar, şiirler ve müzik bize aslında kendimizi hatırlatır. Yaşam amacımızın ne olduğunu? Farkı fark etmek nedir? gibi derin mevzular üzerinde düşünmemizi, üretmemizi, çalışıp çabalamamızda bize motivasyon sağlarlar. Bu yeni yılda çevremize, doğamıza, seslere daha dikkatle bakarak, hissederek, işiterek, tadarak, koklayarak yaşamın; her canlı için bir mükafat olduğu bilincine varabiliriz. Böylelikle daha insanca davranarak; kırmadan, dökmeden ilişkilerimizi ve iletişimimizi yapmamız mümkün.

Yüce yaradan tarafından bize verilen emanetlerimize; zamanımıza, bedenimize ve nefesimize haksızlık etmemiş oluruz. Boşuna harcadığımız zamanlar, aslında biz insanlar için çok önemli ve kıymetlidir. Bu zamanı çok iyi değerlendirmek bizi yoran olay, durum ve kişilerle değerlendirmek bizler için çok büyük hayal kırıklığı olur. Söyleyemediğiniz, yutkunduğunuz her şey bedenimizde kalıcı etkiler bırakabiliyor maalesef. Kişiler her zaman kendini doğru ifade etmeli ve ‘hayır’ demeyi öğrenmelidir. Aksi takdirde vakit doluyor. Kişi kendine zamanı kalmadan hayattan göçüp gidiyor…

Kendi kişisel alanını olabildiğince geniş tutmalıdır. Başkalarının fikirleri, doğruları, hayata bakış açıları ile yoluna devam ederse eğer kendi merkezinde bulunamaz ve hiçbir zaman kendi olamaz. Sonrasında başına gelen her olumsuz durumlarda o fikir aldıkları kişileri suçlama yoluna gider ve kendi hayatının sorumluluğu alamaz ve hiçbir zaman kendi ile yüzleşemez.

İşte insanın kendini bulması ve keşfetmesi için gereken, kendi ile ilgilenmesidir ve kendi iç sesini dinlemesidir. Böylelikle hiç kimseden bir beklentiye girmeden ancak bu dengeyi sağlayabilir. Gün içinde olumlu, olumsuz ne yaşarsa yaşasın gülümsemelidir. İnanın gülümsemenin sihirli bir etkisi vardır. Fizyolojik açıdan beden ve ruh yapımızda anında pozitif etkiler. Olaylara, durum ve kişilere yaklaşımımızı, tavrımızı yumuşatır. Kendimizle iyi anlaşmış ta oluruz.

Benzer, benzeri çeker ilkesi vardır. Bize nasıl davranılmasını istiyorsak biz de öyle davranırsak istediğimiz kişileri yaşamımıza çekmemiz mümkün olur. Yaşamda ne istediğimiz ya da neyi istemediğimizin bilgisi sadece kendimizde saklıdır. Eğer ‘ağzımızdan çıkanı kulağımızla duyarsak’, tıpkı atasözümüzde olduğu gibi istediklerimizi doğru sözle ifade ederek, hayatımızı istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Burada ne söylediğimizden çok , nasıl söylememiz gerektiğini iyi idrak etmemiz önemlidir. Örneğin; kazasız ve belasız bir yolculuk dilemek yerine kolaylıkla ve rahat bir yolculuk dilemek.. .Hastalıklardan korunasın yerine sağlıklı bir yaşam dilemek gibi niyet ve dualarımızı olumluya çevirerek yapmamız gerekir. İnsanlar da iyi ve kötünün ayırt edilmesi , gece ve gündüzün zıtlığı gibi birbirini tamamlar ve bizim doğruyu bilerek uygulamamızı sağlar.

Evrenle uyum halinde olarak, doğadan,sanat ve sanatçılardan, edebiyatçılardan ilham alarak yani bizim göremediklerimizi gören farkındalığı yüksek kişileri rol model alarak, yaşamın anlamını anlayalım ve yaşamın içinde olalım. İnleyerek değil de; dinleyerek, bakarak, görerek hayatı öğrenelim.

Her daim hayatınız yeni güne uyandığınız sabah sevinci gibi olsun…

Sevgiyle güzel farkındalıklara...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner303

banner155