Ah hayat;  doyamadan sevdiklerine, hayallerine ulaşamadan terk etmek, gitmek amansız bir şekilde sessiz sedasız yalnız başına gitmek uzaklara...  

Oysa tüm gelmeler kalmak içindi, hayatta var olmak içindi. Şimdi gitmeler niye ? Böyle vedasız gidilir miydi? Ardındakileri  bırakmak bu kadar kolay mıydı?

Niye gider ? Kime küser insan? Niye küser? Sorular sorular,cevapsız kaldı? Sözün bittiği yerdeyiz. 

Yeni yapmış olduğum seans  sonunda ,eve giderken kendime sorduğum sorularla karşı karşıya kaldım.İnsanlar; ne acılar yaşıyor,  ne ayrılıklar? Ne kayıplar ve dahi ne hayal kırıklıkları yaşıyor  öyle değil mi?  Bir profesyonel olarak seans esnasında;  danışanımıza en iyi şekilde yardımcı olup, mevcut durumda neler yapabileceğini, yaşamın devam ettiğini hissettirip, tekniklerle etkili sonuçlar alıyoruz. Burada asıl anlatmak istediğim, hepimiz duygusal insanlarız. Bir kişi acı çektiğinde bizim de içimiz yanmıyorsa zaten insan değilizdir ya işte böyle bir düşünce ile bu yazımı kaleme alıyorum.

Herkesin yaşamının bir anında hayat; durmuş gibi, sanki  hiç nefes alamıyormuşuz gibi geldiği anlar olur.Bir anda mutluyken, ağlayıp zırladığın günler uçup gidiveriyor sanki.Kim? Ben mi üzülmüştüm? Ben mi vazgeçmek üzereydim her şeyden? Saçmalamayın canım. Ben hep böyle mutlu, neşeli, hayata bağlıydım.Yaşasın hayat! Yaşasın aşk! Şu hayatta tüm sevdiklerimizle hep kalabilmeyi  isteriz.

Böyle içimizdeki duygular; mutluluk, neşe, kaygısızlık, sevgi; serçe parmaklarını takmış halay çekiyorlar sanki. Sabahları sinirli  uyanmak çekti gitti. Diyelim ki meyvelerin, sebzelerin lezzeti geldi.

Evinizi, işinizi, çevrenizi  seviyorsunuzdur da  artık. 

Her şey böyle tam da yoluna girmişken birden ya bir mesaj, ya bir telefon ya da bir kapı zili çalması ile hayatla yüzleşme, hesaplaşma anı içinde buluruz birden bire. Şaşırır ve afallarız, bir boşluk hali olur, lakin anlam veremeyiz.

Eyvah... Vah..Tüh.. Ah .. Bitti.. Gitti...

En sevdiğinden, onsuz yapamam dediğin kişiden ayrılık.. Artık yok o en sevdiğin, kimsesiz ve yarım kalmışsındır artık.

Yıllardır söylenen sözler, ağıtlar, türküler sanki o yaraya merhem olmaya çalışır.Bazen daha da yarayı kanatır lakin yaranın kabuğu ne zaman düşerse, biz de o zaman iyileşir ve kendimize gelir, toparlanırız. 

Ölüm ile ayrılığı tartmışlar, elli dirhem fazla gelmiş ayrılık...

Ölümü yaşamayan ölümü, ayrılığı yaşamayan ise ayrılığı kolay sanır.Oysa ne ayrılıklar vardır, ölüme eşdeğer... Bir daha haber alıp da yaşayıp yaşamadığını bile bilmeden yüreğinde mühürlü bir sevda ile yaşar, yaşlanırsın. Nerede ne halde yüreği hangi sevdaya yelken açmış bilmeden, sadece anımsasın, unutmasın yeter dersin...Ölmüş olsa beklemek umudu biter, vuslatı mahşere sakladım dersin. Ya da dersin ki uzakta olsun bir daha görmesem bilmesem de mutlu olsun...Ya ölüm? Kocaman demirden bir el sıkar boğazını, yüreğini... Gece rüyalarda görüp kan ter içinde uyanır. Yağmur yağdığında, kar yağdığında çocukça içinden geçirirsin "üşüyor mudur" diye...

Her Yasin suresi ve  her Fatiha 'da akar gider yüreğin " kabir azabını dindir yarabbi" dendikçe, sel olur gözyaşın...

Nasıl bir azaptır o bilemezsin...

Ölüm ile ayrılığı tartmak mümkün mü ?

Her ölüm bir ayrılıktır ve bazen her ayrılık bir ölüm...

Burada ,Sivas yöresine ait bir türkü var.Ne zaman dinlesem  çok etkiler beni:

ÖLÜM VER ALLAHIM AYRILIK VERME

Hastanenin kapısına kar doldu

Gafil düştüm yüreğime dert oldu

Anam hastaneye ben de yatmazdım

Hastanenin kapıları yurt oldu

Açma pencereni girmesin yeller

Bugün efkarlıyım bilmesin eller

Köyüme varınca veremli derler

Ölüm ver Allah’ım ayrılık verme

Merdivenden çıktım yan basa basa

Ciğerim kurudu kan kusa kusa

Biliyorum anam ömrüm çok kısa

Ölüm ver Allah’ım ayrılık verme

Cebimde kalmadı artık metelik

Sorma anam sorma ciğerim delik

Ağzımdan geliyor kan bölük bölük

Ölüm ver Allah’ım ayrılık verme

*

Ayrılık ve ölümle ilgili bir çok araştırmalar yapılıyor uzmanlar tarafından.Her insanda farklı etkileri olacağını belirten araştırmacılar, düzenledikleri raporla ölüm yasının daha uzun ve derin yaşandığı sonucuna varıyorlar. Ancak; ayrılık sonrası yas da hafife alınmamalı deniliyor. Ayrılıkta halen çözümün olması, umudun olması şiddeti azaltan şeylerdir lakin,  umudun da olumsuz yönleri var. Umut; iki ucu keskin bıçak gibi yasın şiddetini azaltsa da, süresini uzatıyor.

Yani  kişinin kaybettiği kişiye verdiği değer ve yüklediği anlam, hissettiği acının yoğunluğunu gösteriyor. 

Hz. Mevlana ne güzel dile getirmiş paylaşmanın önemini ve  değer vermenin anlamını:

''Dertli insan içi duman dolu bir odaya benzer.

Onu dinlemek, o odaya bir pencere açmak  gibidir.'' 

Unutmayalım ki, hayat sizin kendinizi yıpratıp üzeceğiniz  ve karalar bağlayacağınız kadar uzun değil. Zamanımız varken, sevdiklerimizin kıymetini bilelim. Sevgiyi, emeği, bilgiyi, bize ait ne varsa paylaşalım, dertlerimizi dinleyelim, bir birimizi anlamaya çalışalım, birlikte vakit geçirelim sevdiklerimizle daha çok  ilgilenelim henüz vakit varken.

Her  yeni gün umut olsun hepimize..   Sevdiklerimizle birlikte güzel günlere...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251