30.12.2016, 00:12 487

VATAN SAVUNMASI

Vatan, bir milletin üzerinde hür ve bağımsız olarak yaşadığı toprak parçasıdır. Ancak her toprak parçası vatan değildir. Mehmet Akif’in dediği gibi “Toprak; eğer uğrunda ölen varsa” vatandır.

Bizim vatanımız Anadolu ise uğrunda en çok insanın öldüğü bir toprak parçasıdır. Çünkü vatanımız Anadolu, 1071’de Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te Romen Diyojen’le yaptığı meydan muharebesinden başlayarak günümüze kadar gelen asırlar boyunca, uğrunda milyonlarca insanımızın şehit olduğu, gazi olduğu ve oluk oluk kan akıttığı eşsiz bir coğrafya parçasıdır. Büyük milletimizin şerefli tarihi kahraman ordularımızın Müslüman Türk’ün ve dünyanın savaş tarihine altın harflerle yazdırmış olduğu eşsiz zaferlerle doludur.

Malazgirt, Çaldıran ve Dumlupınar Meydan Muharebeleri, Haçlı, Birinci Dünya, Çanakkale, İstiklal ve Kıbrıs savaşları, İstanbul’un Fethi gibi fetih savaşları hep parlak zaferlerle sonuçlanmışlardır. Bu zaferler şehit ve gazi olan koç yiğitlerimizin canıyla, kanıyla kazanılmış, vatanımızın hudutları adeta ecdat kemikleriyle çizilmiştir. Bunun icin Millî Şairimiz;

“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor” dememiş midir?

Vatanımız, üç tarafında bulunan denizleri, Asya ve Avrupa’da bulunan toprakları, Karadeniz ve Çanakkale Boğazları, Marmara ve Ege Denizleri, dört iklim, yedi bölgesi, yeraltı-yerüstü zenginlikleri ve üzerinde yaşanmış çeşitli medeniyetlerin izleri ile dünyanın ender bulunan coğrafya parçalarından birisidir.

Vatanımız, dünya coğrafyasında bulunduğu yer itibariyle de aynı zamanda eşsiz bir jeostratejik öneme sahiptir. Dünya harp tarihi uzman ve kurmaylarının ifadesiyle, dünyaya kara, hava ve deniz güçleriyle hakim olabilmek için, Anadolu topraklarına, Karadeniz ve Çanakkale Boğazlarına, Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi limanlarına ihtiyaç vardır. Yani önce buralara sahip olmak gerekmektedir.

Yaratanın hikmetlerine bakın ki, yeryüzünün bu cennet köşesini bu asil millete vatan olarak ihsan buyurmuştur. Onun için Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşın’da;

“Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki fedâ,

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” dememiş midir?

Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Ümmetimin içinden kıyamete kadar hak dininin zaferi uğruna savaşan kimseler olacaktır. Bu kahramanlar, daima (düşmanlarına karşı) galip geleceklerdir” buyurmaktadır.

Bizler Müslüman, büyük Türk milletinin evlatları olarak ecdadımızın asırlarca İslam’a bayraktarlık yapmış olması ve İslam yurtları için en fazla şehit ve gazi veren, en fazla can ve kanbahşeden bir millet olmamız nedeniyle bu peygamber övgüsüne milletimizin layık olduğuna inanmak istiyoruz. Çünkü milletimiz Peyğamber Efendimizin; “İstanbul muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır” övgüsüne de mazhar olmuş bir millettir.

Milletimizin vatan sevgisi imanından, şehit ve gazi olma arzusu da cennet sevdamızdan kaynaklanmaktadır.  Milletimiz her türlü barış yolu kapandığı zaman, savaşmasını iyi bilir. Zaten dinimizde esas olan da, insanlar ve milletler arasında barıştır, sulhtür, sükundur ve huzurdur. Çünkü Allah (c.c), “Barışta hayır vardır” buyurmaktadır.

Nitekim Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de mealen; “Vatanınızı (Din-Devlet, Vatan ve Millet) düşmanlarına karşı koruyunuz (savununuz). Sakın ha ondan çıkarılmayasınız (vatansız kalmayınız)” buyurmaktadır. (Bakara Suresi, 84)

Sanıyorum ki, bu ayetten ilham alarak Şair Mehmet Emin Yurdakul bir beytinde:

“Yaradanın kitabını kaldırtmam,

Ertuğrul’un bayrağını aldırtmam,

Vatanıma ben düşmanı saldırtmam,

Allah evi viran olmaz giderim” demiştir.

Vatan savunmasını emreden Allah Teâlâ Hazretleri bu müdafaanın hem malla, hem lisanla ve hem de canla olmasını da emretmiş ve ayet-i  kerime de; “Din, Devlet, Vatan ve Millet düşmanlarıyla (müşriklerle) mallarınızla, canlarınızla ve lisanlarınızla savaşınız.” (Tevbe Suresi, 20)  Yine bir ayette de; “Ülkenizden fitne tamamen yok edilinceye, kulluk da yalnız Allah için yapılıncaya kadar onlarla (düşmanlarınızla) savaşınız. Eğer fitne ve bölücülükten (terörden ve vatan düşmanlığından) vazgeçerlerse, zalimden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.” (Bakara Suresi, 193) Başka bir ayette de; “Ey Peygamberim! Kafirlerle ve münafıklarla (bölücü ve yıkıcı terörle) savaş, karşılarında (onlarınkinden daha üstün ilim, silah, teknik ve teknoloji ile) mertçe, kahramanca, sarsılmaz bir irade ile diren (vatanını savun). Onların yurdu (varacakları yer) cehennemdir. Cehennem ise ne kötü bir dönüş yeridir.” (Tahrim Suresi, 9) buyurmaktadır.

Dinimiz, düşmanlarla dost ve arkadaş olmayı da yasaklamıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Allah, sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurdunuzdan çıkarmak isteyenleri ve vatanınızdan çıkarılmanız için çalışanlara yardım edenleri (münafıkları) dost ve arkadaş edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte onlar zalim olanlardır” (Mümtehine Suresi, 9) buyurarak düşmanların işini kolaylaştıracak ve yurdunu-yuvasını ırzını ve namusunu savunanların işini zorlaştıracak hal, hareket, söz ve tavırları da yasaklamıştır.

Yeryüzünde yaşayan her canlı gibi, insanın da huzur, güven ve emniyet içerisinde yaşaması için fert olarak bir eve, millet olarak da bir vatana ihtiyacı vardır. Bir milletin var olması, ayakta durması ve hayatiyetini devam ettirebilmesi ancak bir vatanının olması ve bu vatanı savunmak için de güçlü bir orduya sahip olması ile mümkündür. Onun için hürriyet ve özgürlüğüne çok düşkün olan milletimiz tarih boyunca on yedi tane devlet kurmuştur. Her zaman bir vatana sahip olmuştur.

Düşmanla savaşmak için daima madden ve manen hazırlıklı olmak, düşmanı caydırıcı askeri güç ve kuvvete sahip olmakta Allah’ın emridir. Nitekim Yüce Allah; “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet (askerî güç) hazırlayın. Düşmanla savaşmak (cihad) için besili atlar (günümüzde ise en modern askerî silah, araç ve gereçler) hazırlayın. Onlarla (bu askerî güçlerle) Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmeyip Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz (caydırırsınız). Allah yolunda ne harcarsanız, Allah size karşılığını eksiksiz verir. Kesinlikle haksızlığa uğramazsınız” (Enfal Suresi, 160) buyurmaktadır.

Buradaki kuvvetten maksat düşmana karşı üstünlük sağlayan her çeşit savaş vasıtasıdır, araç ve gerecidir. Mesela; kara, hava, deniz vasıta ve silahlarıdır. Kara-hava-deniz ve demir yollarıdır. Ekonomik, teknik, teknolojik ve bilim gücüdür. Haberleşme, istihbarat ve telekomünikasyon alanındaki üstünlüktür. Kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşan üstün bir askeriî (ordu) güçtür.

İşte dinimiz, bütün bu sahalarda düşmandan güçlü olmayı ve her zaman hazırlıklı ve tedbirli bulunmayı emrediyor.

Bu ayette her ne kadar savaş aracı olarak “besili atlar”dan bahsediliyorsa da başka bir ayette daha başka nakil vasıtaları da yaratacağını bildiren Allah, on dört asır öncesinden bugünkü ulaşım vasıtaları, bugünkü nakil vasıtaları, bugünkü savaş araç ve gereçlerini de işaret etmektedir. Nitekim sözü edilen ayette Rabbimiz mealen; “Atları, katırları ve merkepleri binmeniz (ulaşım işlerinde) kullanmanız ve gözlere ziynet olsun diye yarattı. Allah şu anda bilmediğimiz daha nice nakil vasıtaları yaratır” (Nahl Suresi 7-8) buyurmaktadır. Peygamberimiz de bir hadislerinde; “Düşmana, onun sahip olduğu silahtan daha üstün silahla karşılık veriniz” (Buhari) buyurmaktadır.

Demek oluyor ki, dinimizin emrine göre vatan savunmasında önce düşmanı caydıracak güce sahip olacaksın. Buna rağmen düşman saldırırsa, o takdirde düşmana, onun elinde bulunan ve savaş için gerekli olan silah, vasıta, araç, gereç ve her türlü askerî levazım konusunda onun elinde bulunanlardan daha üstün teknik ve teknolojiye, harp, silah, vasıta araç ve gerecine sahip olacaksın ve onunla düşmana karşı kahramanca savaşacaksın.

Yüce Allah; Vatan, Millet, Din ve Devlet düşmanlarına, fitne çıkaran, bölücü ve teröristlere karşı savaşmayı, onları zararsız hale getirmek için malla ve canla cihat etmeyi emretmiştir. Bu nedenle dinimiz bu nevi cihadı kutsal saymış, askerliğe önem vermiş, bu mukaddeslerin korunması uğrunda ölenleri Allah yolunda ölenler olarak telakki etmiş ve onlara şehitlik payesi vermiştir. Evet, sayılan millî ve manevî değerlerin korunması ve savunması uğrunda ölenler aslında ölümsüzlüğü seçenlerdir. Yani Allah yolunda ölen şehitlerdir. Allah (c.c) bu uğurda ölenlere (şehitlere) ölü denilmemesini, onların bir şekilde yaşayıp Allah’ın rızıkları ile rızıklandırıldıklarını haber vermektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in bir ayetinde mealen; “Allah yolunda ölenler (şehitler) için, ölüdürler demeyiniz. Tersine onlar diridirler de siz farkında değilsiniz.” (Bakara Suresi, 154) Başka bir ayette de “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüdürler sanma. Aksine onlar diri oldukları gibi Allah’ın katında (O’nun özel nimetleri ile) beslenirler(rızıklanırlar)” (Âl-i İmrân Suresi, 169) buyurmuştur.

Esasında, Yüce Yaratan, kendi yolunda mallarını harcayanlara ve canlarını verenlere, bu özverilerinin karşılığında cennetini Kur’an’da da, İncil’de ve Tevrat’ta da vaat etmiştir. Nitekim bu gerçek Kur’an’da mealen; “Şüphesiz ki Ulu Allah, Allah yolunda din ve vatan düşmanları ile savaşırken düşmanları öldüren veya düşmanları tarafından öldürülerek şehit düşen müminlerin canlarını ve mallarını  kendilerine vereceği  cennet karşılığında satın almıştır. Allah bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vadetmiştir. Kimdir, sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O halde yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl büyük başarı budur.” (Tevbe Suresi, 111) şeklinde beyan buyurmuştur.

Dünya  ahiretin tarlasıdır. İnsan tarlasına ne ekerse zamanı gelince onu biçer. Bazı insanlar bu fani dünyadaki inanç ve yaşantıları ile ebedi olan ahiret yurdu için iyi yatırımlar yaparlar, güzel tedbirler alırlar. Bu sayede ebedî âlemde mutlu ve mesut olurlar. O’nun için bu güzel kazanımları sağlayan tedbirleri alanların bu başarıları sebebiyle haklı olarak sevinmelerinin hakları olduğuna da ayette işaret mektedir.

Evet cennet vatanımız Anadolu, bulunduğu yer ve konumu itibariyle, dünya coğrafyasında eşine az rastlanan bir toprak parçasıdır. Anadolunun kendisine yurt yuva ve vatan olması için asil milletimiz asırlar boyunca nice kahraman evlatlarını şehit vermiştir, hala da vermeye devam etmektedir.

Vatanımız, özgürlük için her hanesinde en az bir tane şehit olan yuvalardan oluşmaktadır. Tüm coğrafyası savunulması için akıtılan kanlarla sulanan kutsal bir toprak parçasıdır. Hudutları şehit kemikleri ile çizilmiştir. Bu vatan, bu Kur’an ve bu ezanlar uğruna şehit olarak bize vatan bırakanlara rahmet olsun, selam olsun.

İzmir’den selam, saygı, sevgi ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
14°
parçalı bulutlu
banner133
Namaz Vakti 30 Mayıs 2020
İmsak 03:13
Güneş 05:06
Öğle 12:43
İkindi 16:40
Akşam 20:10
Yatsı 21:55
banner303
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
banner364

Gelişmelerden Haberdar Olun

@