Bir milletin var olması, ayakta durması ve hayatiyetini devam ettirebilmesi ancak bir vatanının olması ve bu vatanı savunmak için de güçlü bir orduya sahip olması ile mümkündür.

Onun için hürriyet ve özgürlüğüne çok düşkün olan milletimiz tarih boyunca on yedi tane devlet kurmuştur, yani her zaman bir vatana sahip olmuştur.

Düşmanla savaşmak için daima madden ve manen hazırlıklı olmak, düşmanı caydırıcı askeri güç ve kuvvete sahip olmakta Allah’ın emridir. Nitekim yüce Allah “onlara (düşmanlara)karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet(askeri güç) hazırlayın. (Düşmanla) savaşmak (Cihad) için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Onlarla (Bu askeri güçlerle) Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmeyip Allah’ın bildiği (düşman) Kimseleri korkutursunuz (caydırırsınız). Allah yolunda ne harcarsanız, Allah size karşılığını eksiksiz verir. Kesinlikle haksızlığa uğramazsınız. (Enfal 160) buyurmaktadır.

Burada ki kuvvetten maksat düşmana karşı üstünlük sağlayan her çeşit savaş vasıtasıdır, savaş gereksinimidir. Mesela; Kara, Hava, Deniz vasıta ve silahlarıdır. Kara-Hava-Deniz ve Demir yollarıdır. Ekonomik, teknik, teknolojik ve bilim gücüdür. Haberleşme, istihbarat ve telekomünikasyon alanındaki üstünlüktür. Kara, Hava ve Deniz kuvvetlerinden oluşan üstün bir askeri güçtür, büyük ve güçlü bir ordudur. İşte dinimiz, bütün bu sahalarda düşmandan güçlü olmayı ve her zaman hazırlıklı ve tedbirli bulunmayı emrediyor.

Bu ayette her ne kadar savaş aracı olarak “Bağlanıp beslenen atlar” dan bahsediliyorsa da, başka bir ayette daha başka nakil vasıtaları da yaratacağını bildiren Allah, 14 asır öncesinden bu günkü ulaşım vasıtaları, bu günkü nakil vasıtaları, bu günkü savaş araç ve gereçlerini de işaret etmektedir. Nitekim sözü edilen ayette Rabbimiz mealen “Atları, katırları ve merkepleri binmeniz (ulaşım işlerinde) kullanmanız” ve “Gözlere” ziynet olsun diye yarattı. Allah şu anda bilmediğimiz daha nice nakil vasıtaları yaratır”. (Nahl 7-8) buyurmaktadır. Peygamberimiz de bir hadislerinde “Düşmana, onun sahip olduğu silahtan daha üstün silahla karşılık veriniz” ( Buhari) buyurmaktadır.

Demek oluyor ki, dinimizin emrine göre vatan savunmasında önce düşmanı caydıracak güce sahip olacaksın. Buna rağmen düşman saldırırsa, o takdirde düşmana, onun elinde bulunan ve savaş için gerekli olan silah, vasıta, araç, gereç ve her türlü askeri levazım konusunda onun elinde bulunanlardan daha üstün teknik ve teknolojiye sahip harp, silah, vasıta araç ve gerecine sahip olacaksın ve onunla düşmana karşı kahramanca savaşacaksın.

Yüce Allah; Vatan, Millet, Din ve Devlet düşmanlarına, fitne çıkaran bölücü ve teröristlere karşı savaşmayı, onları zararsız hale getirmek için malla ve canla cihat etmeyi emretmiştir. Bu nedenle dinimiz bu nevi cihadı kutsal saymış, askerliğe önem vermiş, bu mukaddeslerin korunması uğrunda ölenleri Allah yolunda ölenler olarak telakki etmiş ve onlara şehitlik payesi vermiştir. Şehitlik ise Peygamberlikten sonra en yüce makamdır.

Evet, sayılan milli ve manevi değerlerin korunması ve savunması uğrunda ölenler aslında ölümsüzlüğü seçenlerdir. Yani Allah yolunda ölen şehitlerdir. Allah c.c. bu uğurda ölenlere (Şehitlere) ölü denilmemesini, onların bir şekilde yaşayıp Allah’ın rızıkları ile rızıklandırıldıklarını haber vermektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in bir ayetinde mealen “Allah yolunda ölenler (şehitler) için “Ölüdürler” demeyiniz. Tersine onlar diridirler de siz farkında değilsiniz” ( Bakara 154) Başka bir ayette de “Allah yolunda öldürülenleri sakın “Ölüdürler” sanma. Aksine onlar diri oldukları gibi Allah’ın katında (O’nun özel nimetleri ile) beslenirler (rızıklanırlar)” (Ali İmran 169) buyurmuştur.

Esasında Yüce Yaratan kendi yolunda mallarını harcayanlara ve canlarını verenlere, bu özverilerinin karşılığında cennetini Kur’an’da da, Tevrat’ta da ve İncil’de de vaat etmiştir. Nitekim bu gerçek Kur’an’da mealen “Şüphesiz ki Ulu Allah, Allah yolunda din ve vatan düşmanları ile savaşırken düşmanları öldüren veya düşmanları tarafından öldürülerek şehit düşen müminlerin canlarını ve mallarını kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Allah bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vadetmiştir. Kimdir, sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O halde yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl büyük başarı budur” ( Et- Tevbe 111) şeklinde beyan buyurmuştur.

Dünya ahiretin tarlasıdır. İnsan tarlasına ne ekerse zamanı gelince onu biçer. Bazı insanlar bu fani dünyadaki inanç ve yaşantıları ile ebedi olan ahiret yurdu için iyi yatırımlar yaparlar, güzel takdirler alırlar. Bu sayede ebedi alemde mutlu ve mesut olurlar. O’nun için bu güzel kazanımları sağlayan tedbirleri alanların bu başarıları sebebiyle haklı olarak sevinmelerinin hakları olduğuna da ayette işaret edilmektedir. Bu gün ülke içinde ve ülke dışında milletin istiklali, huzur ve hürriyeti için verilen savaş ve şehitlerin anlamı da budur.

Başından buyana, yani Bedir’den 15 Temmuza ve günümüze kadar, bu din bu devlet ve bu millet için kanını sebil eden şehitlerimize ve gazi olup rahmet-i Rahmana kavuşanlara yüce Allah’tan rahmet, gazi olup şifa bekleyenlere şifa, gazi olup hayatta olanlara da esenlikler diliyorum.

Ne mutlu vatanını savunanlara. Ne mutlu bu güzel tedbirleri alanlara. Ne mutlu şehit olanlara. Ne mutlu şehit annesi, şehit babası ve şehit yakını olanlar. Nu mutlu dünyada vatansız, ahirette imansız kalmayanlara.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol