Buradaki kuvvetten maksat düşmana karşı üstünlük sağlayan her çeşit savaş vasıtasıdır, araç ve gerecidir. Mesela; kara, hava, deniz vasıta ve silahlarıdır. Kara-hava-deniz ve demir yollarıdır. Ekonomik, teknik, teknolojik ve bilim gücüdür. Haberleşme, istihbarat ve telekomünikasyon alanındaki üstünlüktür. Kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşan üstün bir askeriî (ordu) güçtür.
İşte dinimiz, bütün bu sahalarda düşmandan güçlü olmayı ve her zaman hazırlıklı ve tedbirli bulunmayı emrediyor.
Bu ayette her ne kadar savaş aracı olarak “besili atlar”dan bahsediliyorsa da başka bir ayette daha başka nakil vasıtaları da yaratacağını bildiren Allah, on dört asır öncesinden bugünkü ulaşım vasıtaları, bugünkü nakil vasıtaları, bugünkü savaş araç ve gereçlerini de işaret etmektedir. Nitekim sözü edilen ayette Rabbimiz mealen; “Atları, katırları ve merkepleri binmeniz (ulaşım işlerinde) kullanmanız ve gözlere ziynet olsun diye yarattı. Allah şu anda bilmediğimiz daha nice nakil vasıtaları yaratır” (Nahl Suresi 7-8) buyurmaktadır. Peygamberimiz de bir hadislerinde; “Düşmana, onun sahip olduğu silahtan daha üstün silahla karşılık veriniz” (Buhari) buyurmaktadır.
Demek oluyor ki, dinimizin emrine göre vatan savunmasında önce düşmanı caydıracak güce sahip olacaksın. Buna rağmen düşman saldırırsa, o takdirde düşmana, onun elinde bulunan ve savaş için gerekli olan silah, vasıta, araç, gereç ve her türlü askerî levazım konusunda onun elinde bulunanlardan daha üstün teknik ve teknolojiye, harp, silah, vasıta araç ve gerecine sahip olacaksın ve onunla düşmana karşı kahramanca savaşacaksın.
Yüce Allah; Vatan, Millet, Din ve Devlet düşmanlarına, fitne çıkaran, bölücü ve teröristlere karşı savaşmayı, onları zararsız hale getirmek için malla ve canla cihat etmeyi emretmiştir. Bu nedenle dinimiz bu nevi cihadı kutsal saymış, askerliğe önem vermiş, bu mukaddeslerin korunması uğrunda ölenleri Allah yolunda ölenler olarak telakki etmiş ve onlara şehitlik payesi vermiştir. Evet, sayılan millî ve manevî değerlerin korunması ve savunması uğrunda ölenler aslında ölümsüzlüğü seçenlerdir. Yani Allah yolunda ölen şehitlerdir. Allah (c.c) bu uğurda ölenlere (şehitlere) ölü denilmemesini, onların bir şekilde yaşayıp Allah’ın rızıkları ile rızıklandırıldıklarını haber vermektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in bir ayetinde mealen; “Allah yolunda ölenler (şehitler) için, ölüdürler demeyiniz. Tersine onlar diridirler de siz farkında değilsiniz.” (Bakara Suresi, 154) Başka bir ayette de “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüdürler sanma. Aksine onlar diri oldukları gibi Allah’ın katında (O’nun özel nimetleri ile) beslenirler(rızıklanırlar)” (Âl-i İmrân Suresi, 169) buyurmuştur.
Esasında, Yüce Yaratan, kendi yolunda mallarını harcayanlara ve canlarını verenlere, bu özverilerinin karşılığında cennetini Kur’an’da da, İncil’de ve Tevrat’ta da vaat etmiştir. Nitekim bu gerçek Kur’an’da mealen; “Şüphesiz ki Ulu Allah, Allah yolunda din ve vatan düşmanları ile savaşırken düşmanları öldüren veya düşmanları tarafından öldürülerek şehit düşen müminlerin canlarını ve mallarını kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Allah bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vadetmiştir. Kimdir, sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O halde yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl büyük başarı budur.” (Tevbe Suresi, 111) şeklinde beyan buyurmuştur.
Bu vatan uğruna 1071 den bu yana milyonlarca insanımız şehit olmuştur. Bu gün de şehit olmaya devam etmektedir. Yukarıdaki ayetten ilham alarak deriz ki şehit; cephede bir kuşunla ölen kişi değil, canını Allah yolunda satan kişidir. Bu satışın alıcısı da, o canı şehide veren Allah’dır. Canın bedeli ise, içinde, Allah'ın her türlü nimetinin bulunduğu cennettir. O halde
“ Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda,
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” sözleri boşa söylenmiş sözler değildir. Bu cennet vatan uğruna dün feda olanlar olduğu gibi, bu gün de vardır, yarın da olacaktır.
Bu gün, malımızla canımızla ve dilimizle vatanımız için savaşmanın , cihat etmenin tam zamanıdır. Bu savaş ve cihadımızı; birlik, beraberlik, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ile kazanacağımızı unutmayalım. Gerçekten de birlik ve beraberlikten kuvvet doğar, bu milli güç ve kuvvet de her türlü düşmanı boğar.
Allah milletimizin düşmanlarını Kahhar ismi şerifi ile kahretsin, nöbette ve siperde olan Mehmetciğimize de sabır, cesaret ve metanet versin.
Dünya ahiretin tarlasıdır. İnsan tarlasına ne ekerse zamanı gelince onu biçer. Bazı insanlar bu fani dünyadaki inanç ve yaşantıları ile ebedi olan ahiret yurdu için iyi yatırımlar yaparlar, güzel tedbirler alırlar. Bu sayede ebedî âlemde mutlu ve mesut olurlar. Onun için bu güzel kazanımları sağlayan tedbirleri alanların bu başarıları sebebiyle haklı olarak sevinmelerinin hakları olduğuna da ayette işaret edilmektedir.
Şehitlerimiz ölerek ölümsüzlüğü seçmişlerdir. Onlar Cennette diridirler, Allah’ın özel rızkıyla rızıklanmaktadırlar. Şehitler ahiret aleminde kucağını açarak ailesinden o aleme göçenleri beklemektedirler. Gelenlerle kucaklaşarak kendileri mutlu olurlar. Yakınlarından yetmiş kişiye şefaat ederek onların da cennetlik olmalarını ve mutlu olmalarını sağlarlar.
Vatanımız, özgürlük için her hanesinde en az bir tane şehit olan yuvalardan oluşmaktadır. Tüm coğrafyası savunulması için akıtılan kanlarla sulanan kutsal bir toprak parçasıdır. Hudutları şehit kemikleri ile çizilmiştir. Bu vatan, bu Kur’an ve bu ezanlar uğruna şehit olarak bize vatan bırakanlara rahmet olsun, selam olsun.
Başta Ankara ve İstanbul gibi şehirlerimizde meydana gelen terör saldırılarında hayatını kaybedenler olmak üzere, bütün şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet ve mağfiret, yaralılara acil şifalar, gazilerimize de sağlık ve mutluluklar, şehit ve gazi yakınlarına da sabır ve metanet dilerim.
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.
14.3.2016

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol