03.01.2014, 01:31 583

ÜLÜ’L-EMRE İTAAT ALLAH’IN EMRİDİR

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

İslam Dini başlı başına bir disiplindir. Yüce Allah, yarattıklarının nizam intizam, huzur ve güven içinde olmaları için, yaratılanların her konuda uyması gereken kuralları, bizzat koymuştur. Göklerin ve yerin nizam ve intizamı, göktekilerin ve yerdekilerin, Allah’ın koyduğu bu kaide ve kurallara harfiyen uymalarındandır. Hiçbir şey, gelişi güzel ve başıboş yaratılmamıştır.
Şüphesiz ki, Adem (a.s.) ile Havva validemizden yaratılıp türetilen, tanışıp bilişmeleri için de kabileler ve milletler haline getirilen insanoğlu da, başıboş, gayesiz ve gelişi güzel yaratılmış değildir. İnsanın yaratılmasının sebebi, Allah’a inanıp, ölünceye kadar O’na ibadet etmesidir. Yüce Allah, Müslümanları iman ile şereflendirmiş, ibadet itaat ve güzel işleri ile de yüceltmiştir. Kusursuz Rabbimiz bizi, her an görüp gözetmektedir.(89/14)
Abdest ve gusül emirleri ile mümini maddi ve manevi temizliğe kavuşturan Rabbimiz; beş vakit namazla müminin günlük, Cuma namazı ile haftalık, Ramazan orucu ve bayram namazları ile yıllık ve hac ibadeti ile de tüm ömrü disipline etmiştir. Huzuru ilahide, ömrünü nerelerde ve nasıl yaşadığı da, insana sorulacaktır. İnsanın fert olarak, vicdani huzur, güven ve mutluluk içinde olması, bu İlahi kaide ve kurallara uygun yaşaması ile mümkündür.
Yüce Allah; toplumsal hayatı da, disipline eden bir takım kurallar koymuştur. Cemiyet hayatında da, insanların mutluluk, huzur ve güven içerisinde yaşamaları, toplumu oluşturan fertlerin, yüce Allah’ın bu konuda koyduğu kurallara uygun davranmaları ile mümkündür. Aksi halde, toplumda kargaşa ve kaos olur, bütün bireyler de bundan zarar görür.
Yaratanın toplumsal barışın sağlanması için koyduğu ilk kural, “müminleri birbirinin kardeşi ilan etmiş olması, bu kardeşlerin aralarında küslük ve husumetin oluşması halinde de, onları barıştırmak görevini de, yine onlara vermiş olmasıdır.” Peygamberimiz de, küslerin barıştırılmasının; namazdan, oruçtan ve hacdan daha sevap bir amel olduğunu” haber vermiştir.
Allah’ın cemiyetin birlikteliğinin sağlanması için koymuş olduğu ikinci kural ise, “Müminlerin hep birlikte, beraberce Allah’ın ipine sımsıkı sarılmalarını ve ayrılıp tefrikaya düşmemelerini” emretmiş olmasıdır.
Allah’ın ipinden muradın, Kur’an’ın hükümleri olduğunu da Peygamber Efendimiz; “ Kur’an, Allah’ın semadan arza sarkıtılmış olan kurtuluş halatıdır. Kim ona sarılırsa hidayettedir, kim de sarılmazsa dalalettedir” hadisleri ile haber vermiştir. O halde, Müslüman bir milletin toplumsal huzuru, hep birlikte Allah’ın yolunda kardeşlik duyguları içerisinde, ayrılığa düşmeden yürümeleri ile mümkündür. Çünkü hadiste; “ Birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın” olduğu bildirilmiştir.
Sevgili Peygamberimizin,“İmanın en yüksek derecesi, kişinin kendine layık gördüğünü başkaları için de layık görmesi, kendisi için uygun görmediğini başkaları için de, uygun görmemesidir”. “Müslümanın Müslümana; malı, canı ve namusu haramdır.” Hadisleri ve daha niceleri de, huzurlu bir toplumun oluşması için uyulması gerekli kurallardır. İslami bir toplumda “ben” yoktur, her şey “biz” merkezlidir. Toplumun menfaati ve çıkarının yanında, bir kişinin ve bir gurubun menfaati feda edilir, bu bir mecelle kuralıdır.
Yukarıda çok az bir kısmına değinilen, toplumsal huzurun temini için konulan benzeri İlahi kurallara, başta sivil toplum örgütleri olmak üzere cemiyetin bütün fertleri, yöneten ve yönetilen herkesin uyması Yüce Yaratan’ın kesin emridir.
Toplumun huzuru için birtakım medeni kurallar da vardır. Herkesin doğuştan sahip olduğu haklarına, sonradan kendi gayreti ile elde ettiği haklara ve otoritenin kendisine sağladığı sosyal, psikolojik ve yaşamsal haklara saygılı olmak v.s. gibi.
İşte bir dinin mensuplarının, bir milletin fertlerinin ve bir devletin vatandaşlarının, milli birlik beraberlik, kardeşlik, huzur ve güven içerisinde, geleceğinden emin bir şekilde yaşayabilmesi için uymaları gereken asgari maddi ve manevi kurallar bunlar ve benzerleridir.
Bu kurallara uyulması, huzur ve güvene; uyulmaması ise huzursuzluğa ve güvensizliğe sebep olur. O halde toplum düzenini korumak için bu kurallara uyulup uyulmadığını takip edecek bir otoriteye ihtiyaç vardır. Demokratik hukuk devletinde bu otorite; yasama, yürütme ve yargı organlarından oluşmaktadır. Bu organların her biri diğerinin tamamlayıcısı ve takipçisidir.
Bu organlardan yasama organı, halkın kendisini yönetmek için seçmiş olduğu parlamentodur. Baş bakan ve bakanlardan oluşan hükümettir. Buna göre, başbakan “ ÜLÜ’L- EMR” dir. Ülü’l Emr’e itaat etmek dinen vaciptir. Çünkü Yüce Allah Nisa Suresi’nin 59. ayetinde; “ Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan ülü’lemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahrete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasul’e götürün.(Onların talimatlarına göre halledin). Bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir.” Buyurmaktadır. Ayette ki “Ülü’l-emr”den kastedilen, resmi, sivil ve asker her seviyede yönetmek, idare etmek ve emretmek durumunda olanlar ve en başta devlet başkanlarıdır.
Bu ayete göre ülü’l-emre, yani devlet otoritesine itaat, yönetilenler için bir vecibedir. Hiçbir şahıs, zümre ve örgüt kendisini bu kuralın dışında göremez ve ülü’l- emre baş kaldırmaya cüret edemez. Aksi halde, Allah’ın emri hilafına hareket ettiği için,ülü’l-emre değil, Allah’a karşı gelmiş ve Allah’a baş kaldırmış olur.
Ayrıca ayette, Müslümanların arasında bir anlaşmazlık çıkarsa, Kitap, Sünnet, İcma ve kıyas kaynaklarına başvurularak çözümü emredilmektedir. Böyle yapılmaz da, birtakım gizli ve kirli menfaatler gözetilerek; dedi ki, dedim ki gibi yanlış, yanıltıcı ve şeytani yollara sapılırsa, toplumda fitne fesada, bölünüp parçalanmalara sebep olunur ki, bu kabul edilemez bir yoldur. Bu hususta Allah Bakara Suresi’nin 11 ve 12. ayetlerinde, “ Onlara yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmayın denildiğinde, biz ıslah edicileriz derler. Dikkat edin ve şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Lakin anlamazlar” buyurarak, bölücü ve fitnecilerin kendilerini birleştirici ve ıslah edici olduklarını iddia ederek kendilerini savunduklarını haber vermektedir. Fitnecilerle ilgili olarak Peygamberimiz de hadislerinde , “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin” buyurmaktadır.
Bu ayetin inmesine devri saadette bir münafığın , ülü’l –emir olan Peygamberimiz’e baş vurması gerekirken, hasmına , Ka’b b. El-Eşrefe baş vuralım demesi, vesile olmuştur. Bu ayet, her devir, her yer ve her zamanda emsali bulunan münafıkların maskesinin düşmesine sebep olmuştur.
Demek ki zamanımızda da, İslami kurallara uygun yaşıyor gibi görünüp, kendinin veya kendinden kabul ettiği bir takım kişi ve gurupların menfaati için, Allah’ın emri olan , ülü’l-emre itaat etmesi gerekirken, ülü’lemri dışlayan, Allah ve Resulü’nün gösterdiği yoldan ayrılan kişi veya gurupların olabileceğine bu ayette işaret edilmektedir. Allah, böylelerinin şerrinden Ümmet-i Muhammed’i korusun.
Ayette, “ sizden olan ülü’l- emre” itaat edin denilmektedir. Bundan maksat; sizin dininizden olan ve Allah’ın emri hilafına hiçbir şeyi emretmeyen, emirleri İlahi hudutlar dahilinde olan, emir sahiplerine itaat edin demektir.
Allah’ın emrine uygun olan otorite emrine itaat, Peygambere itaat gibidir. Bu sebeple Peygamber Efendimiz, “ Allah’a isyan konusunda insana itaat olmaz. İtaat ancak ma’ruf’a (islama ve akl-ı selime uygun olana) olur.”, “ Emre (ülü’-emre) itaat eden, bana itaat etmiştir, Emre isyan eden de bana isyan etmiş olur.” buyurmuştur.(Buhar: ahkam 4-1, Müslim: imare 39, 33,34)
Hakikaten ülü’l-emre itaat etmemek, buna karşı kişisel ve zümresel menfaatlere göre hareket etmek, hem Allah’a hem de Peygambere itaat etmemek demektir. Böyle davrananların cezası ,cehennemdir. Çünkü Peygamberimiz; “ Benim ümmetimden herkes cennete girecektir, ancak “EBA” olanlar hariç” buyurmuş, “EBA” kimdir Ya Resulellah diyenlere de, “Bana itaat etmeyenlerdir, bana itaat edenler, cennete girer, itaat etmeyenler cennete giremezler.” diye cevap vermiştir.
İtaatin söz konusu olması için; bir emrin veya bir yasağın olması gerekir. “Dini konularda; kafir, müşrik, münafık, ehl-i kitab, yalancı, yalanlayıcı, bozguncu, günahkar ve müsrif insanlara itaat edilmesi yasaklanmıştır.” (68/8,33/48,3/100, Dini kavramlar sözlüğü s.345 D.İŞ. Bşk.)
Bu konuda Kur’anda; “ Rabbinin hükmüne sebat et ve onlardan (kafirlerden) hiç bir günahkara veya nanköre itaat etme” buyrulan ayetle de, itaat etmeme emri, bütün kafir ve günahkarları kapsamaktadır.(6/116)
Allah’a, Peygambere ve ülü’l-emre itaat etmemenin toplumsal zararları da, çok büyüktür. Çünkü, bu şekilde davranılması, milletin birlik beraberlik ve kardeşlik duygularının zaafa uğratılmasına, zayıflamasına, muhtemel ve müşterek düşmana karşı kuvvet ve kudret zafiyeti gösterilmesine sebep olunması demektir. Bu konuda yüce Allah; “Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Birbirinizle uğraşmayın, sonra korkaklaşır da kuvvetten düşersiniz. Sabredin, Allah sabredenlerle beraberdir.”, “ Deki, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, Allah Kafirleri sevmez.” Buyurmaktadır. Görüldüğü gibi ayetlerde, Allah’a ve Peygambere itaat etmeyenlerin ayrılığa düşerek birbirleriyle uğraşacakları, menfaat çekişmesine girecekleri, bu yüzden de kuvvetlerini yitirecekleri uyarısında bulunulmaktadır. Ayrıca, dünya hırs ve menfaatinden dolayı bilerek Allah ve Resulü’nün yolundan ayrı düşülmesinin küfre sebep olacağı hatırlatılarak, aynı zamanda Allah sevgisinden de mahrum olunacağı uyarısında bulunulmaktadır. Zaten Allah’ı sevmiş olmak için peygambere taabi olmak gerekir. Bundan dolayıdır ki, Peygamber’e asi olan, Allah sevgisinden, Allah’ın af ve mağfiretinden de mahrum olur.
Günümüz dünyasında bir takım dindar geçinen insanların ağzından, “ Eğer bir mürşidin, bir din büyüğünün eteğinden tutmaz, onun gösterdiği yoldan gitmezsen cennete giremezsin” sözleri sıklıkla duyulmaktadır. Şurası kesinlikle unutulmamalıdır ki, Allah ve Peygambere rağmen kendisine itaat edilen bir kimsenin, insanı cennete götürmesi mümkün değildir. Başka bir söyleyişle, Allah ve Peygamberi dışlanarak, hiçbir faninin arkasından gidilerek cennet bulunamaz.
Peygamberi gözardı ederek, bir şeyhe, bir din büyüğüne ve bir efendiye taabi olmak demek, onun yanlışlarını, eksikliklerini, kusurlarını ve kabahatlerini otomatik olarak kabullenmek demektir. Çünkü kul kusursuz olmaz, her kulun kusuru ve günahı vardır. Fakat Peygambere taabi olmanın böyle bir riski yoktur. Çünkü Peygamber günah işlemekten ve yanlış yapmaktan korunmuştur. Bunun gibi Peygamberin yolunda gidilerek cennete ulaşılır, amma gayrının yolunda gidilerek cennete ulaşılamaz.
Kural ve kanun Allah’ındır.Onlara uyulmadan cennete gidilemez, artık bunu anlayalım!
İstiklal Marşı yazarı merhum Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi:
Allah’a dayan sa’ye sarıl, hikmete ram ol…
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
İzmir’den selam saygı ve dua ile…
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
14°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 04:59
Güneş 06:24
Öğle 12:37
İkindi 15:59
Akşam 18:40
Yatsı 19:59

Gelişmelerden Haberdar Olun

@