Son bir ayda Beşiktaş, Kayseri, Ortaköy Reina ve İzmir terör olaylarını yaşadık ve çok sayıda şehit verdik, vatandaşlarımızı ve  Türkiye’de bulunan çeşitli milletlerden  misafirlerimizi  kaybettik. Kendilerine Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık ve milletimize sabır diliyorum.

Türk ordusunun El- Bab önünde yalnız bırakılması, Musul ve Rakka saldırılarının durdurulması ve ertelenmesi, Rus Büyükelçisinin öldürülmesi gibi normal bir vatandaşın ince derinliklerine nüfuz edemeyeceği konularda Cumhurbaşkanının ve Başbakanın yaptığı açıklamaları dikkatle takip ediyorum.

Onların açıklamalarına baktığımızda, ülke olarak büyük zorluklar yaşadığımızı ve dar boğazlardan geçtiğimizi görüyorum. Cumhurbaşkanımız, 2. İstiklal Harbini yürütüyoruz derken Başbakan düne kadar müttefiklerimiz olan Amerika'yı ve Avrupa Birliği'ni ülkemiz aleyhine politikalar yürütmekle suçluyor. Türkiye'nin güneyinde müttefiklerimizin desteği ile oluşturulmak istenen koridorun yaratacağı tehlike ve sorunlar ise siyasetçiler ve askerler tarafından gözler önüne seriliyor.

Diğer taraftan böyle bir ortamda içte ve dışta zorluklarla boğuşan Türkiye'den, Kıbrıs görüşmelerinde garantör ülke olarak taviz bekleniyor. Benim gibi ülkemin insanları, ikinci bir Girit yaratacak çözümleri istemiyor.

Ülkemizin yaşadığı terörün muhakkak birlik ve beraberlik içinde bitirilmesi lazım. Bunun sağlanabilmesi için bizim birbirimizi sevmemiz lazım.

Ben 1969 yılından beri ülkemde 9 üniversitede öğretim üyeliği yaptım ve yapıyorum.  Bunlar; bugünkü isimleri ile Gazi, Ortadoğu, Ege (kadrolu), Çukurova, Hitit, Pamukkale, Dokuz Eylül (kadrolu) , Marmara ve İstanbul Teknik Üniversitesi'dir (kadrolu).Bu üniversitelerden Gazi, Ege, Dokuz Eylül ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nde yüksekokul müdür yardımcılığı, müdür vekilliği, müdürlüğü, bölüm başkanlığı, dekan yardımcılığı, dekan vekilliği ve rektör yardımcılığı gibi idari görevleri üstlendim.

BİNLERCE ÖĞRENCİM ARASINDA HİÇBİR AYIRIM YAPMADIM. Onları gençken bir ağabey, daha sonra bir baba, en sonunda da bir dede gibi sevdim ve bağrıma bastım.

Eminim ki tüm bilim ve ilim adamları, öğretmenler ve din adamları da muhakkak benim gibi hareket ediyorlardır.

Din adamlarının ve öğretmenlerin halkımız üzerindeki saygınlığının ve etkinliğinin oldukça fazla olduğu bilinmektedir. Bu nedenle toplumun birlikteliğinde önemli rolleri ve görevleri bulunmaktadır. Onların ülkemiz insanlarını büyük bir ailenin fertleri olarak görmeleri gereklidir. Aile fertlerini birbirlerine daha yakınlaştırmak onların da görevidir.

Şu anda geçmişte yazdığım bir köşe yazımı hatırladım. Bir bayram namazında hocanın verdiği hutbe beni çok etkilemişti. " Bahçemize ektiğimiz biberler yeşil olur, kırmızı olur. Bazısı tatlı olur, bazısı acı olur. Onların hepsi bizim bahçemizin sebzeleridir. Toplumumuzda da insanlar birbirinden farklı olabilir. Onların hepsi bizim insanlarımızdır." demişti.

İnsanlarımıza böyle bakmamız gerekir. Ülkemiz insanlarını birbirlerini sarıp kucaklayan bir dev ağacın kökü, gövdesi, dalları, dalcıkları ve yaprakları olarak görmeliyiz.

Lütfen birbirimizi sevelim ve ötekileştirmeyelim. Özellikle de kutuplaşmadan kaçınalım.

İstanbul, 8. Ocak 2017   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner251