Yer hormon, gök radyasyon serada yaşıyoruz,

Yedikçe kusuyor, soludukça başkalaşıyoruz,

Cehaletle çoğaldıkça tabiat da perişan oldu,

Herkesin başında bir illet kanserle savaşıyoruz…(Mehmet Özata)

Tabiatta var olan ekolojik dengeyi bozduk, sonunda toprağı da kirlettik. Limon tuzlanmış, portakal tatlanmış, domates kaslanmış.

Artık toprakta yetişen hiçbir sebze ve meyve eskisi gibi değil.

Hormon denen illet bütün sebze ve meyveleri çıldırtmış vaziyette.

Bulaşık makinesinde deterjan yerine arap sabunu ve karbonat kullanın, kanserojen deterjan kalıntıları midenize girmesin.

Çamaşır makinesinde deterjan yerine sabun tozu kullanın, vücudunuzu kanserojen deterjan kalıntıları sarmasın.

Özellikle, Nişasta Bazlı Şeker (NŞB) ve diğer katkı maddeleriyle tatlandırılan ve raf ömürleri uzatılan market yiyeceklerini evinize sokmayın, çoluk çocuğunuza yedirmeyin.

Maalesef, insanlarımız da doğa gibi bozuldular. Okuma, yazma yok,

sabah akşam aptal dizileri ve saçma sapan filmleri seyrediyorlar.

seyrettikçe onlar sanat eseri yaptıklarını zannederek dizi ve film çevirmeye devam ediyorlar. Toplum olarak resmen cinselliğin mağara dönemini yaşadığımız için dizilerde ve filmlerde aşk, meşk, entrika, taciz, ihanet, şiddet hep ön planda.

Kazara seyrettiğim bazı dizilerde kadınlar, erkeklere sürekli bağıran, çağıran, kıyameti koparan arızalı tiplerden oluşuyor.

Zavallı erkeklerin hiçbir zaman sesi sedası çıkmıyor. Onlar da eşlerine ihanet ederek aile faciasına sebep oluyorlar.

Sizler de ve maalesef özellikle bayanlar sabah, akşam dizi seyretmeye devam ediyorsunuz.

Bir başka sorun da, yediden yetmişe çoluk, çocuk, kadın erkek herkesin elinde pabuç gibi en pahalı cep telefonları, ona bakmadan, anında cevap vermeden adım atmıyorlar.

Cep telefonları artık herkesin hayat pusulası olmuş.

İnsanlarımız sokaklarda, caddelerde, otobüslerde ve arabalarda nefes almaksızın konuşuyorlar, konuşuyorlar, konuşuyorlar…

Arkadaş, biraz ara verin, biraz soluklanın ne olur. Her yazılana, her gelen mesaja anında cevap vermeyin, birazcık sabredin. Yavaş konuşma adabını da bilemediğiniz için bağıra, çağıra, kavga ederek konuşup duruyorsunuz. Bu kadar ahkâm kestikten sonra, biraz da gülelim.

1-Temel başı, gözü yaralı perişan bir şekilde kahveye girince Cemal; “Ula Temel ne oldi sana, kim seni dövdü?”Temel, “Ormanda odun keserken birileri gelip “Doğan’ın yengesini bozmuşsun” diye beni dövdüler. Ne Doğan’ı ne de yengesini tanırım bu uşakların.” demiş.

2-Baaddin, “Mutluluğun formülünü buldum: “Hafıza kaybı”

3-Evde tartıştıktan sonra ceketini alıp giden hep erkek olur. Çünkü kadınlar hangi ceketini giyeceğine karar veremez. 4/Nisan/2018

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol