Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ın yarattıklarına ikramı ve ihsanı sonsuzdur. Her şey O’nun iradesiyle olur, yine O’nun müsaadesi ile var olmaya devam eder. O “ol” der olunur, eğer “olma” derse yok olunur. O, güç ve kudretini kullanmada eş ve ortağa sahip değildir.
Rabbimizin yaratıklarının içinde, en fazla ikramı Âdemoğlu içindir. O, insanı; akıl, izan irade, şuur, düşünme, düşündüğünü sözle ifade etme (konuşma) ve konuştuğunu yazı ile yazma, okuma ve anlama meziyetleri ile donatmıştır. O, insanı en güzel surette yaratmıştır. Hâsılı O, karada, havada ve denizde bulunan her şeyi insanoğlunun menfaati ve faydalanması için yaratmıştır.
İnsan; ilimde, irfanda, fende, teknik ve teknolojide ne kadar ilerlerse, kâinatın sırlarını da o kadar çok çözer ve Allah’ın nimetlerinden de o kadar fazla istifade eder. Tarih boyunca bu böyle olmuştur, kıyamete kadar da böyle olacaktır.
Öte yandan, Allah insanları kendisini tanımaları ve kendisine ibadet etmeleri için yaratmıştır. O, insanlara; bana inanın, bana kulluk edin, yalnız benden yardım isteyin, çalışın, çalışmanızın karşılığında olmayan hiçbir şeye sahip olamayacağınızı da bilin buyurmuştur. Evet, insan hem maddi ve hem de manevi alanda sahip olduğu ve olacağı her şeye kendi çalışması, şahsi gayret ve çabası ile ulaşır.
Yüce Allah; samimi ve ihlâs ile çalışanı, maddi ve manevi sahada muvaffak eder. O’na çalıştığının karşılığını bol bol ikram ve ihsan buyurur. İnsan; dünyada da ahirette de kendi gayret ve azimli çalışmaları sayesinde mutlu, mesut ve huzurlu olur. Dünya saadeti de ahiret mutluluğu da dünyadaki çalışma ile elde edilir. “Dünya ahiretin tarlasıdır.” Dünyanın önemi de işte bundandır.
Allah; inanan kullarının manevi kazançlarını artırmak, onların hatalarını bağışlamak,
Bu zaman dilimlerinde kimseye kötülük etmeyen, insanlarla barışık olan, maddi ve manevi çalışmalarını artıran, gece gündüz demeden bu zamanları gönül uyanıklığı ile yaşayan, abdestini alan, namazını kılan, orucunu tutan ve kulluk gayretlerini artıran, samimiyetle hakka yönelen, insanları Allah rızası için seven, anne ve babasının rızasını kazanan, fakir-fukaranın, yetim, dul ve kimsesizlerin elinden tutan, yaratılanları cidden yaratandan dolayı seven, halka yardımı Hakka yardım olarak bilen, iki günü eşit olanın zararda olacağını bilerek her gün bu gayretlerini artıran, Kur’an-ı Kerimi okuyup, anlayıp hayatını onun nuru ile aydınlatmaya, istikametini onun emirleri ile tayin etmeye çalışan, insanlara; Yüce Allah ikram ve ihsanlarını artırır, bire on, bire yedi yüz hatta bire sonsuz olarak karşılığını verir.
Mümin kullarını çok seven, esirgeyen ve bağışlayan, onlara karşı rahmeti, şefkati, mağfireti, sonsuz olan yüce Allah, ayrıca müminlerin istifadesi için, “ İhsanının bol olduğu ve gazabı ilahisinin sustuğu “mübarek gün ve geceler” de halk etmiştir.
Bu cümleden olarak halk arasında üç aylar diye bilinen: Recep, Şaban ve Ramazan ayları ile bu ayların içinde yer alan Regaib, Mirac, Berat ve Kadir geceleri ve bu ayların dışında bulunan Mevlid Kandili ile Ramazan ve Kurban Bayramı gün ve geceleri ikramı bol olan Rabbimizin ruh dünyamıza ihsan ettiği çok feyizli, çok bereketli ve çok kıymetli zaman dilimleridir.
Müslümanlara düşen görev; bu müstesna gün ve gecelerin kıymetini bilmek, onları gönül uyanıklığı içerisinde şuurlu bir Müslüman olarak yaşamak, bu zaman dilimlerinde, günahlarının affı, dualarının, ibadet ve itaatlerinin kabulü için Allah’a yönelmek, ağlayan bir göz, yanan bir öz ile O’na yalvarıp sığınmak suretiyle tedbir almaktır.
Hikmeti İlahi saydığımız bu mübarek gün ve geceleri, yılın miladi takvimde 365, hicri takvimde ise 355 gün olması nedeniyle, her yıl 10 gün önce idrak ediyoruz. Bu durum ise, zaman içerisinde kutsal gece ve günlerin yılın her gününü şereflendirmesine sebep olduğuna tanık oluyoruz.
RECEP AYININ FAZİLETLERİ
Recep, Şaban ve Ramazan ayları öyle mübarek aylar, kandil geceleri de öyle mübarek gecelerdir ki, onlar hakkında nice ayetler ve hadisler vardır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadislerinde “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır” buyurmuştur. Allah Resulü üç ayların birincisi olan Recep ayı girince “Allah’ım! Recep ve Şabanı bizim için hayırlı, bereketli ve mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur” diye dua ederdi.
Recep ayı İslam’dan önceki Cahiliye döneminde de halk arasında itibar olunan, çok değer verilen bir aydı. Her zaman çapul yapan, okunu torbasına, kılıcını kınına koymayan, zayıfı ezen, kan davası güden, eline geçeni yağmalayan cahiliye Arapları, Recep ayı girince bu alışkanlıklarına son verir, Recep ayı hürmetine evine çekilir, kılıcı kınına, oku torbasına koyar, hatta kan davası için aramakta olduğu baba katilini dahi görse kılıcı, kınından, oku torbasından çıkarmazdı.
Bu mübarek ayların yılın diğer aylarına olan manevi üstünlüğünü sevgili peygamberimiz, “Recep ayının diğer aylara olan üstünlüğü, Kur’an-ı Kerim’in diğer semavi kitaplara olan üstünlüğü, Şaban ayının diğer aylara olan üstünlüğü, benim diğer peygamberlere olan üstünlüğüm ve Ramazan ayının diğer aylara olan üstünlüğü ise Allah’ın (c.c.) yaratıklarına olan üstünlüğü gibidir” sözleri ile en güzel şekilde ifade buyurmuştur.
Bu kutsal aylarla ilgili olarak halk arasında da çok güzel sözler söylenmiş ve benzetmeler yapılmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir: “Recep cezayı terk içindir, Şaban amel ve vefa içindir, Ramazan sıdkı sefa içindir”, “Recep tevbe ve nedamet ayıdır, Şaban muhabbet ayıdır, Ramazan ise kurbet (ilahi yakınlık) ayıdır”. “Recep hürmet ayıdır, Şaban hizmet ayıdır, Ramazan ise nimet ayıdır”. “Recep ekme ayıdır, Şaban sulama ayıdır, Ramazan da toplama ayıdır”.
Üç aylarla ilgili olarak tevbe suresinin 36. ayetinde mealen “Doğrusu, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü kesin hükmünde ayların sayısı Allah katında 12’dir. Onlardan dördü haram aylarıdır.
(SÜRECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol