20.12.2010, 00:00 222

TÜRKMENİSTAN’IN TARAFSIZLIĞININ 15. YILI

Prof. Dr. Ahmet SAMSUNLU

Prof. Dr. Ahmet SAMSUNLU

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin 1990 yılında dağılması ile Orta Asya’da yaşayan soydaşlarımız hürriyetlerini elde etmiş ve kendi devletlerini kurmuşlardır. Bu devletlerden birisi de Türkmenistan’dır.

Bağımsızlığını 1991 yılında elde eden Türkmenistan, 1992 yılında Türkiye tarafından tanınmıştır. Yeni kurulan bu devleti desteklemek üzere 1993 yılında merkezi İstanbul’da bulunan Türkiye-Türkmenistan Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği kurulmuştur. Ben de bu derneğin kurucu üyesiyim.

Bağımsızlığını korumayı isteyen Türkmenistan, kendisini dış güçlerin etkisinden, hatta işgalinden korumak için Birleşmiş Milletler’e başvurarak 12 Aralık 1985 tarihinde bağımsızlığının kabulünü istemiştir. 185 ülke tarafından bu isteği kabul edilen Türkmenistan, hiçbir ülke ile çarpışmamış ve savunmaya para harcamamıştır.

2006 yılına kadar Saparmurat Türkmenbaşı, kendisinin ölümünden sonra Bedri Muhammedov tarafından idare edilen Türkmenistan bugün Orta Asya’nın en kalkınan ülkelerinden birisidir.

Türkmenistan’ın tarafsızlığının 15. yıldönümü kutlama konferansı, 10 Aralık 2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı, Türkmenistan İstanbul Başkonsolosluğu, Türkiye-Türkmenistan Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği tarafından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi konferans salonunda gerçekleştirildi. Çok sayıda akademisyen, dernek mensubu ve İstanbul’da okuyan çok sayıda Türkmen öğrencinin katıldığı bu toplantıda İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Edebiyat Fakültesi Dekanı, Sosyal Bilimler Enstitüsü Başkanı, Türkmenistan İstanbul Başkonsolosu, Derneğimizin Başkanı ve diğer konuşmacılar ile ben, milli marşların çalınması, ata vatan Türkmenistan’ın tarihi, kültürel ve tabii güzelliklerini gösteren filmin izlenmesinden sonra birer konuşma yaptık.

Konuşmamı hazırlamadan önce İTÜ’deki odamın yanında DPT’ye proje hazırlayan genç çevre mühendislerinin yanına gittim ve onlardan konuşmamda faydalı olacak bilgiler almayı istedim. Ne yazık ki kendileri ne Türkmenistan, ne de Türkistan hakkında fazla bir bilgi sahibi değillerdi.

Gençlerin köklerimize, çıkıp geldiğimiz Orta Asya’ya ilgisizliğine ve bilgisizliğine çok üzüldüm…

Kendilerine 1936 yılında, Atatürk’ün Çankaya’daki akşam yemeklerinden birinde, Rusya’nın gelecekteki konumuyla ve işgalleri altındaki öz kardeşlerimizin durumuyla ilgili olarak söylediği aşağıdaki şu sözleri hatırlattım ve köklerimizle ne kadar ilgilendiğini ifade ettim.

-“Biraz sabredin… Yurtta Sulh, Cihanda Sulha sarılın. Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olacak. Bu nesil Bolşevik ihtilali yaptı. Kan kussa, kızılcık yedim der. Oğulları da babalarının istikametinde gider. Ama ondan sonraki nesil Rusya’yı 60 parçaya böler…”

-“Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avucundan kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarih içinde bütünleşmeliyiz. Onları bize yaklaşmasını beklemeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir. Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye için örnek bir ülke olacaktır.”

Odama döndüm ve konuşmamın ana başlıklarını belirledim.

Yaptığım konuşmada dili bir, inancı bir kardeşlerimizin Sovyet boyunduruğundan kurtularak bağımsızlığını elde etmelerinden duyduğum mutluluğu ifade ettim. 16. yüzyılda Rus Çarlığı’nın kurulmasından itibaren hanlıkların nasıl ortadan kaldırdığını, Kıpçak bozkırlarında, Kafkasya’da, Orta Asya’da ve Sibirya’da yaşayan Türk halklarının Rusya hegomanyasına alındığını tarihte yaşananları ortaya koyarak açıkladım. Ve 1917 Rus (Bolşevik) Devrimi boşluğundan yararlanan Türk halklarının 1917/1920 dönemindeki bağımsızlık girişimlerini anlattım.

Ayrıca Rusya, 1917’de kendi içindeki huzursuzlukları ve ayaklanmaları bastırdıktan sonra Türkistan’ı tamamen eline geçirdikten sonra Türkistan’ı ikiye bölerek Doğu Türkistan’ı Çin Halk Cumhuriyeti’ne bıraktığını, Batı Türkistan’ı ise aralarındaki Türkçe lehçe farklarını bahane ederek Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan olarak parçalara böldüğünü geniş bir şekilde ortaya koydum. Ve inşallah bir gün Batı Türkistan Birliğinin ve daha sonra da tüm Türkistan’ın birleşmesini temenni ettiğimi ifade ettim.

Daha sonra (bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım) “Orta Asya’yı Yeniden Keşfetmek” başlıklı bir makalenin önemli hususlarını kendileri ile paylaştım.

İstanbul, 19 Aralık 2010
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
24°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 25 Eylül 2020
İmsak 04:59
Güneş 06:24
Öğle 12:37
İkindi 15:59
Akşam 18:40
Yatsı 19:59

Gelişmelerden Haberdar Olun

@