01.11.2010, 00:00 194

TÜRBAN YA DA BAŞÖRTÜSÜ

Sami AKPINAR

Sami AKPINAR

AKP, "başörtüsü sorunu çözülmeli, Üniversitelerde serbest bırakılmalı, kız öğrencilerimizin öğrenim hakkı elinden alınmamalı" diyor.

MHP aynı sorun için, "çözülmeli ve üniversitelerde serbest bırakılmalı" diyor.

BDP de çözülmeli, ancak "Kürt halkının bir kısım talepleriyle birlikte ele alınmalıdır" diyor.

CHP ise Kılıçdaroğlu'nun ağzından türbana karşı olunmadığını söyleyerek "bu sorun çözülmeli" diyor. Üstelik "bu sorunu ancak CHP çözer" diyerek bazı koşullar ileri sürüyor ve endişelerini bildiriyor.

Özel koşulları bir tarafa bırakırsak, meclisteki tüm siyasi partiler Üniversitelerdeki "türban" sorununu çözmek yanlısı görünüyor.

Peki, çözmekten ne anlaşılmalı? Bunun tercümesi, "türban" bugün için yasal olarak yasak olduğuna göre, bu kıyafetin serbest bırakılması olmalıdır.

O halde niçin çözülmüyor? Niçin bir araya gelinmiyor? Niçin ipe un seriliyor?

Sanırım tüm siyasi partiler, iktidar da, muhalefet de "türbandan" besleniyor, kızlarımız üzerinden siyasal rant elde ediliyor.

Şimdi "türban" sorununun tarihçesine şöyle bir bakalım:

12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra kurulan YÖK, bir kıyafet yönetmeliği yayınlar ve üniversitelerde başörtüsünü yasaklar. Her nedense aynı YÖK, 1984’de bu yasağı kaldırır.

1987’de "disiplin suçu" olarak yeniden yasaklanır. Ancak, Başbakan Özal YÖK yasasında, serbest olmasını sağlayan bir değişiklik yapar. Ama Evren veto eder.

Özal, 1988’de 2. yasa değişikliğini yapar; Bu kez Evren onaylar. Ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) iptal davası açar. AYM, 7 Mart 1989’da yasa değişikliğini iptal eder.

1990’da türbana izin veren 3. yasa değişikliği yapılır. SHP, Anayasa Mahkemesine iptal davası için başvurur. Ama başvuru reddedilir.

1990-1997 arasında türban serbest kalır. 1997’de Kemal Gürüz YÖK Başkanı olur. 15 Eylül 1997 tarihli bir genelge ile türbanlı öğrencinin üniversiteye alınması yasaklanır.

İşte "türban" sorunu bu genelgeyle başlar. Sorun adeta kanayan bir yaraya dönüşür; toplum neredeyse ikiye yarılır.

Son olarak 2008 yılında TBMM, Anayasanın 10. ve 42. maddelerinde bir değişiklik yapar. AKP ve MHP oylarıyla, "Kanunda açıkça yazılı olmayan bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkından mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir." ifadesi eklenir. Ancak CHP'nin başvurusu üzerine AYM, Cumhuriyet ve Laiklik ilkelerine aykırı bulur ve eklentiyi "türbanı" serbest bırakmak olarak değerlendirip iptal eder.

Ve YÖK Başkanının İstanbul Üniversitesine gönderdiği bir yazıyla, 1987’de bir genelgeyle yasaklanan "Türban" yasal bir düzenleme olmamasına karşın, yine bir genelgeyle fiili olarak serbest olur.

Peki, "Türban" sorununun kaynağı nedir?

Ülkede 1980’den sonra hızlı bir kentleşme başladı. Kırsal kesim olduğu gibi kentlere aktı. Kentlerin nüfusu % 80’e yaklaştı. Muhafazakârlık arttı. Cemaat kültürü hızla gelişti. Üniversiteye giden kız öğrencilerin oranı yükseldi. İslami değerleri yüksek olan aile çocuklarının kimi inançları, kimi geleneksel kültürü, kimi de siyasal nedenlerle başını örtmek istedi.

Laiklik vurgusu yüksek olan kesim tüm devlet dairelerine, ilk ve ortaöğretime de yayılacağı inancıyla bu gelişmelerden tedirgin oldu. "Türban" ya da "başörtüsü" irticai tehlikenin görüntüsü olarak algılandı. Oysa ki "türban" olayı hem siyasal bir vaka, hem de sosyolojik bir vaka idi.

Kırdan kente göç, kentlerdeki muhafazakârlık, muhafazakârlığın siyasallaşması yani siyasal İslam'a dönüşmesi, Üniversitelerde "türban" sorunu birbirini besleyen ve de üreten sosyal ve siyasal olgulardır.

Laiklik vurgusu yüksek olan kesim ve özellikle CHP, olayın siyasal yönüne baktı. Gelişmeleri, Cumhuriyete duyulan bir itiraz olarak gördü.

Ama bugün bazı endişeler haklı olmakla birlikte AKP, CHP, MHP ve BDP, yani mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerin, türban ya da başörtüsünün serbest olmasında aynı fikri paylaştıkları görülmekte.

O halde yapılması gereken, tüm toplumsal sorunların önüne bir barikat gibi konulan bu sorunu çözmektir. Muhalefet elini uzatmak, iktidar endişeleri gideren güvence vermek zorundadır. Yeteri kadar gerilmiş toplumu daha fazla germenin anlamı da yoktur.

Avrupa Birliğine girme çabasında olan Cumhuriyet Türkiye'sinin, İlk ve Ortaöğretim okullarında ve de devlet kurumlarında başörtülü olmanın da modern çağa uygun hiçbir yanı yoktur.

Türbanı ya da başörtüsünü bir siyasi ihtiras haline getirmenin, kızlarımız üzerinden siyaset yapmanın da bu ülkeye hiçbir yararı olmamıştır, olmayacaktır.

Zaten iktidar ve muhalefet bu sorun üzerinden siyaseten yeteri kadar beslenmişlerdir. Bu sorun işin tadı kaçmadan çözülmelidir.

Bu ülke Türk-Kürt kavgasından, Alevi-Sünni kavgasından, laik-dindar kavgasından, siyasi parti liderlerinin küfre varan hakaretlerinden yeteri kadar yorulmuştur. Artık bu ülkeye yazık edilmemelidir.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
13°
açık
banner303
banner364
Namaz Vakti 24 Eylül 2020
İmsak 04:57
Güneş 06:22
Öğle 12:38
İkindi 16:02
Akşam 18:43
Yatsı 20:02

Gelişmelerden Haberdar Olun

@