Tekrar anlamına gelen ‘tekerrür’ sözcüğünü zorunlu olarak kullandım. Hatta, yazdıktan sonra “doğru yazdım mı?” diye birkaç kez imlayı tekerrür ettim.
Elbette tarih tekerrür değildir. Bir bilgenin dediği gibi ‘bir ırmakta nasıl iki kez yıkanılmıyorsa’, zamanın tekrarı da mümkün değildir. Ancak tarih babanın bizlere verdiği en özlü ders, geçmişte olanları dikkatle inceleyerek gelecekte benzer hatalara düşmemektir. ‘Geçmişini bilmeyenin geleceği yoktur.’ sözü laf olsun diye söylenmiş olamaz. Ne var ki, geçmişte toplumları felakete sürükleyenler hatalarını sadece kendileri ödememiş, toplum yaşamında onulmaz yaralar açılmasına neden olmuşlardır.
Elimde Altan Öymen’in “..Ve İhtilal” isimli hayli hacimli kitabı var. Kitabın başlangıcı sayılan 168. sayfasında 1956 yılında Menderes hükümetinin icraatlarının, sanki bu gün AKP iktidarı tarafından kopya çekiliyormuşçasına bire bir örtüşmesi dikkatimi çekti, paylaşmak istedim. Yazıyı okuyunca “Eee, hani tarih tekerrür diyenler haksız mı?” dediğinizi duyar gibi oluyorum.
“1954 yılında yapılan milletvekili seçimlerinde meclise giren 541 vekilin 502’si Menderes’in, yani DP’li, 31’i CHP’li, 5’i CKMP’li ve 3’ü de bağımsızdı. Muhalefetin %40’tan fazla oy almasına karşın bu oranda temsil edilememesi seçim kanununun bir sonucuydu. Demokrat Parti’nin kazandığı bu seçim zaferiyle, muhalefete ve basına daha da tahammüllü olması gerekirken tam tersini yapmış. 1954 seçimlerinden önce basın kanununda yaptığı değişlikle basına vurduğu darbeden sonra, 1954 seçimlerinden sonra da yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmış, yargıçları( Yargıtay Başkanı ve üyeleri dahil) görevden alma yetkisini Adalet Bakan’ına veren yasayı çıkarmış, ayrıca, üniversite profesörlerini görevden alma yetkisi de Milli Eğitim Bakanına verilmiştir. Seçim kanunundaki değişiklikle muhalefetin devlet radyosundan sesini işittirme hakkının da son kırıntıları ortadan kaldırılmıştı. Kırşehir ili muhalefete oy verdiği için il olmaktan çıkartılmış, ilçe yapılarak cezalandırılmıştır… (Güç zehirlenmesi içindeki iktidar H.C.)İktidarın, bu uygulamalardan vazgeçmeleri yolundaki ricalar, telkinler, reddediliyor, muhalefetle yaşanan kısa süreli bahar havası uzun sürmüyordu. “ Kendisine bu kadar güvenen iktidar, basın kanunundaki ceberutluktan şikayetçi olan 11 iktidar milletvekili: “ Hiç olmazsa basındaki haberi yapanlara ispat hakkı tanınsın” diye bir önerge verirler, gemi azıya almış iktidar bu son derece donanımlı ve yaş ortalaması 33 olan vekiller, Menderes’in direktifleri doğrultusunda DP’den ihraç edildiler.
****
Parası bizim cebimizden ödenen boy boy bilbortlarda Başbakan’ın cinliğini ifade eden bayram kutlaması elbette dikkatinizi çekmiştir. Başkan Yardımcısı “Binali Bey:” “Bu bayram bizim, bu ülke hepimizin..”diyorlar… Emekli bir Türk Dili öğretmeni olarak eski bilgilerimi yokluyorum: Biz, zaten 1.çoğul şahısken, neden onun da çoğulu olan hepimizi kullanıyor? Hiç kimse “ Ne var bunda, siz de öküz altında buzağı arıyorsunuz?”demesin. Ancak bu ‘biz’ ve “hepimiz” ifadesindeki cinliği anlayamamışsanız eğer size söyleyeceğim bir şey yok. Biz, yani inananlar, Sünni Müslümanlar, oruç tutanların hakkıdır bayram.” diyor. Bahşetmişler (şimdilik) bu ülke ise hepimizin.” diyorlar. Ülke insanının tamamı AKP’li olduğunda “Vatan da bizim” derse kimse şaşırmasın. Daha dün hırsıza yol gösterir gibi, kendi vatanını, toprağını savunamayacak, bu konuda ölümü göze alamayacak kadar vatan kavramından yoksun olanların ülkemize gelmeleri için ayakları altına kırmızı halı seren Sayın Erdoğan’ın günün birisinde bunlara seçme hakkı vereceğini, onların birinci sınıf vatandaş olacaklarını ben iki yıl önce yazmıştım.
Özetin özeti bu bayram, ancak ve ancak oruç tutan veya tutar görünenlerin bayramıdır; 78 Milyonu kapsamaz, ama vatan hepimizin öyle mi?
Lütfetmişsiniz Sayın Başkan Yardımcısı(!)
10 Temmuz 2016

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner251