Genelleştirilmiş endişe bozukluğu, yorgunluk, sorunlar karşısında ezilmişlik ve aşırı sorumluluk duyguları çağdaş yaşamın birer ayrılmaz parçası haline gelmiş durumda maalesef...

İşte “hayat denen şey bu” deriz kendimizi teselli etmek için öyle değil mi? Telaşlı, koşuşturmalı, bazen nefes dahi almamızı zorlaştıracak kadar üst üste gelen şeylerle doludur yaşamımız.

Peki sizi en çok strese sokan şeyler nelerdir? Artık bir şeyleri idare edemediğinizi fark ettiğinizde neler hissediyorsunuz? Bedeninizde ne gibi fiziksel semptomlar hissediyorsunuz? Hiç düşündünüz mü? Ne zaman kendinizle baş başa kalabildiniz? Şöyle derin bir nefes aldınız? İşte bu harika soruları kendinize sorarak, kendi yaşamınızla ilgili farkındalık yaratmaya başlayabilirsiniz... O zaman dersiniz ki vay canına, meğer ne kadar da stres doluymuşum! Bedenimle en yüksek vitesle gidiyormuşum da haberim bile olmamış…Sahi en son ne zaman biraz dinlenip, gevşeyebildim demeye başladınız.

Hepimiz, hayatımızda bize en ufak hizmet etmeyen veya sürdürülebilir olmayan yaşam ve düşünce kalıpları geliştirir dururuz sürekli. İşte bu tür olumsuz düşünce kalıpları zaman içinde bedenimizde tanımlanmayan ağrılar hissetmemize neden olurlar. Kolay geldiği için de bizler bu ağrıları genellikle virüslere, bakterilere, başka dış etkenler gibi biyolojik sorunlara anlam yükleyerek hastalanma sürecimizi hızlandırır ve katkı sağlarız. Olumsuz inançlar ve düşünce kalıplarından dolayı hayatımızda her şeyin artık bizlere fazla geldiğini ve çok stresli olduğumuzu, endişeli olduğumuzu ve huzursuz olduğumuzu söylenerek dolanırız hep... Onların yüzünden uyku sorunları yaşar, dilediğimiz kiloya inmekte zorlanırız,iletişim sorunları yaşarız... dolayısıyla da anı yaşayamayız ve hayattan keyif alamayız.

Danışanlarımdan bazıları sorunun kendi yaşam ve düşünce tarzlarından kaynaklandığında ısrar ederler, onlara göre sorun hayatın ta kendisidir!

Genellikle bana şöyle derler; “falan filan şeyler değişseydi, ben de mutlu olabilirdim,” veya “yapacak daha az bir işim olsaydı, mutlu olurdum.” veya “kilo kaybetseydim, mutlu olurdum.” “Çok param olsaydı, mutlu olurdum.” gibi gerekçeler olmadan mutlu olamayacaklarını kendilerine o kadar inandırmışlar ki... Her birimiz işte böyle inanç kalıplarını aslında kendimiz oluşturuyoruz. Hiç değişmeyeceğine inanarak .. Öyleyse böyle düşünenlere şöyle söyleyebilirim; daha çok paraya sahip olmanızın, kilo vermenizin, daha sağlıklı olmanızın kendinizi daha tatmin ve mutlu hissetmenizin tek bir yolu vardır; bu da olumsuz düşünce ve inanç kalıplarınızı değiştirmenizdir. Stres seviyelerinizi düşürmenin bir yolunu mutlaka bulmak zorundasınız. Olumsuz duygularınızla yüzleşmek zorundasınız. Bu olumsuz duyguları bir işlemden geçirmeniz ve geçmiş yaşantılara artık bir sünger çekmeniz ve artık olumsuzlukları tekrar etmeyi bir an önce bırakmalısınız. Ancak o zaman hayalini kurduğunuz türde bir yaşama kavuşabilirsiniz.

Böylelikle, sadece dış dünyaya karşı derli toplu ve mutlu gözükmeyecek, kendi içinizde de mutlu olacaksınız. Asıl mutluluk, huzur, rahatlık, güven kendi içimizden dışarıya yansırsa işte o zaman biz insanlar gerçek bir hayat , dengeli bir hayat yaşabiliriz. Hayatımızı şöyle düşünecek olursak örneğin, bir ağaca benzetelim. Ağacın kökleri ne kadar sağlam olursa dalları ve yaprakları da o kadar sağlıklı olur değil mi? İşte bu ağacın kökleri olumsuz inanç kalıplarından değil olumlu düşünce ve kalıplardan oluşması gereklidir. Kendiniz de bir yaşam ağacı resmi kağıda çizerek kök kısmına sizi sınırlayan inançlarınızın neler olduğunu “hiç bir şeyi doğru yapmayı beceremiyorum”, “güvende değilim”, “sevilmeyi hak etmiyorum”, “yeterince iyi biri değilim”, “benden bir halt olmaz”... gibi, ağacın gövdesine ise; yaşanmış geçmiş olayları (ebeveyn tutumları, terk edilmek, ihanete uğramak, kandırılmak, aşırı eleştiriye maruz kalmak,desteksiz ve sevgisiz kalmak gibi) içerisine yazın. Dallarına ise; hissetmiş olduğunuz sizi etkileyen duygularınızı yazın. Her bir dala örneğin, utanç, suçluluk,pişmanlık, reddedilmişlik, öfke, mutsuzluk, korku... Ağacın en üst kısmı olan yapraklarına da şu anda yaşadığınız bedensel, ruhsal ve zihinsel durumlarınız olsun.Örneğin, bel ağrısı, omuz ve baş ağrısı, tansiyon problemleri, kilo sorunları ve darmadağınık hissetmek gibi.. Bu çıkan resme dikkatlice bakın, siz bir ağaç olsanız ne kadar daha bu şekilde yaşayabilirsiniz? Hemen karar verin, olumlu değişime dönüşüme niyet edin. Kendi üzerinizde olumsuz tüm inanç kayıtlarınızı bu yaşam ağacınızla keşfetmiş oldunuz ve böylelikle sorunlarınızı tespit ettiniz. Artık kendi üzerinizde olumlu çalışmalar yapmaya hazırsınız. Yaşam ağacınızı tam da olmasını istediğiniz şekilde yeniden düzenlemek sizin elinizde, yeter ki insan istesin... Yeterince istersek eğer işte o zaman her şeyi hayatta başarabilmemiz mümkündür. Çünkü, olumsuzlukları inkar etmemiz onların yok olduklarını göstermez hiç bir zaman.. Olumsuz duyguların ve durumların varlığını kabul etmek, gün ışığına çıkarmak değişimin ve dönüşümün ilk aşamasıdır.

Kendinizle ilgili böyle güzel yaşam ağacı tekniğiyle farkı fark ederek sorunlarınızı, size ağır gelen her şeyi ve fazlalıkları çözebilirsiniz. Böylelikle hayatı, nefes almayı ve yaşamayı daha anlamlı, sağlıklı, canlı, mutlu, her dilediğini gerçekleştirecek bir öz benliğe sahip olursunuz. Zamanınızı daha etkin kullanabilir, özel hayatınızda ve iş hayatınızdaki iletişiminizi daha kolaylıkla yapabilirsiniz.

“Sorular beklemezler,cevap isterler.İnsan cevap bulmazsa yaşayamaz.” L.N.Tolstoy

Hayat karşımıza o denli problemler çıkartır ki; doğru soruyu sormazsak eğer kendimize, içinden çıkılmaz bir döngü halinde kalakalırız. Soru sormadan ve cevaplara ulaşamadan ömrümüzden geçirdiğimiz her gün, zamanımızı,hedeflerimizi, emeğimizi ve mutluluğumuzu çalar bizlerden ... Bir başkasının hedefine yardımcı figüran gibi başkalarının hayatına müdahale eder hale getirir. Dolayısıyla kendimizden çok daha uzaklaşmış oluruz. Soru sormayı bilmemiz gerekir kendimize ve kaliteli sorular sormak için soru sormakta profesyonelleşmemiz de gereklidir. Hali hazırda yaşamın istediği tarafında yer alanlar aslında o soruları doğru sormayı başaranlar arasından çıkmıştır. Başaramayanlar ise, yanlış soru yöneltenler ve hiç soru sormayanlardır.

Hz. Mevlana der ki; “Soru da bilgiden doğar, cevap da”

Sorusu olmayanın cevabı da olmayacaktır. Soracağız, soru sormayı öğreneceğiz , yaşamın anahtarı sorduğumuz sorularda gizli. Cevabını mutlaka beyniniz, hiç aramayı dahi düşünmediğiniz ya da alakasız konu veya durumlarda bir yerde karşınıza çıkarmak için var gücüyle bize yardımcı olacaktır.

Hayatta yaptığımız birçok şey, eksikliğini hissettiğimiz ya da bize iyi geleceğini düşündüğümüz için yaptıklarımız şeylerdir. Lakin, kişi kendini tanımıyorsa, belki ilaç diye yaptığı şey o kişiye en çok zarar verendir. Yakından bakınca anlayamayabilir insan kendini... Kendine dışarıdan bakmak lazım birazcık da olsa kendini tanıyabilmek için. Kendini tanımak uzun bir yol, kendi duygularınıza, hislerinize, ve iç sesinize yönelerek bu yaşam yolunda çok daha dengeli ve mutlu olabilirsiniz.

Sevgiyle yol ve yolculuklara...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol