11.04.2015, 00:05 327

SENİN HİKÂYEN NE?

Elif KAYMAZLI

Elif KAYMAZLI

Hangi kelimeye el sürsem, beni görme, beni yorma ve beni yazma diyor. Yorulan kim? Yazan ellerim, görmüyorlar gördükleri mi? Söz geçiremiyorum. Gözlerimle adımlıyorum, yolları. İnsanlar içine karışıyorum. Ben buradayım diye sesleniyorum, ses çıkmıyor, yine sesleniyorum, yine ses yok. Gözlerime baktıklarında ulaşılmaz diye düşünürlerken aslında benim onlara ulaşmak istediğimin farkına bile varamıyorlar. Ben onların çoktan farkındayım, istiyorum ki benimde farkımda olsunlar.
Kitabımın açık kalmış sayfalarında savruluyorum. Sanki bir rüzgâr çıkmış, bana ait sayfadan, beni koparmış almış. Bir hikâye karakteri olarak, neler yazılmış olabilir benim ile ilgili diye düşünürken. Kendimin hangi sayfada olduğunu bilmemek korkutuyor. Bu benim başkalarının sayfalarında olduğum anlamına mı geliyor? Bilemiyorum.
Uzaklardan gelen bir yabancı gibi öylece oturuyorum. Önümden gelip geçenleri izliyorum. Beklemek den sıkılıyorum, kalkıyorum oturduğum yerden ara sokaklara giriyorum. Çocuklar top oynuyorlar, birden topu ayağımın yanında buluyorum. Bende oynayabilir miyim? Diyorum. Yine ses yok, ayağımın yanına gelen topu öylece onlara atıyorum, yürümeye devam ediyorum.
Elimde öylesine boş bir çerçeve buluyorum ve sanki o çerçeveyi gördüklerimle doldurmaya çalışıyorum. Göz neyi görürse, kulak da onu duyarmış ama ben duyamıyorum ve “sadece gözlerinle yetin” diyor içimin sesleri.
İçimin kapalı kutularını açmak ve noktalı cümlelerimden yazıp kurtulmak istiyorum. Şimdi ki zamanları anlamak istiyorum. Geçmişi değiştiremeyeceğime göre, önemli olan şimdi ki zaman değil mi?
Kulaklarım az öce sağırdı ve kulağımın uzaklardan gelen müzik seslerini duyduğuna şaşırıyorum ve sese doğru yürümeye başlıyorum. Tam yaklaştım diyorum, sesler uzaklaşmaya, görüntüler bulanıklaşmaya başlıyor. Yılmıyorum ve yürümeye devam ediyorum. Ben yürüdükçe çevremdeki görüntüler değişmeye başlıyor ama hiç şaşırmıyorum. Denizin kenarında dolaşırken ben birden kendimi tarih kokan eski binaların olduğu bir caddede buluyorum. Hava birden kararmaya başlıyor ve içimin korku cümleleri sanki bana “hadi! Koşmaya başla ve doğru eve git ”diye sesleniyor. İçimin korkak seslerini susturup, müziğin geldiği yere doğru koşuyorum, koşuyorum. Ne kadar koşarsam koşayım bir adım dahi ilerlemediğimi fark ediyorum. Göğsümdeki kırık çekmecelerin çatırtılarını duyuyorum. Param parça olacaklar ve bir daha hiç birleştiremeyeceğim diye düşününce korkmaya başlıyorum. Oysaki ben en çok karanlıktaki insanlardan korkardım. Etrafın ve insanların karanlığının beni korkutmaması çok tuhaf diyorum. Kendimi o an çok güçlü hissetmeye başlıyorum. İçimin sesi “sen hiç de güçlü değilsin” diyor. Onun söylediği o cümleyi umursamadan müziğe doğru yürümeye devam ediyorum, yere oturmuş ve müziklerini yapan gençleri görüyorum. Gözlerimdeki görüntünün değişmesini istemediğim için onlara doğru baka baka gidiyorum. Onlara tutunacak kadar yakın olduğumu hissettiğimde yanlarına oturuyorum. “Hoş geldin Alper bizde seni bekliyorduk” diyorlar. Şaşırmayı unuttuğum için hiç şaşırmadığıma şaşırıyorum. Bana Alper ismiyle seslenmeleri şaşkınlığımı artırıyor ve o an ellerimle göğsümü kontrol ediyorum ama yoklar, kazağımın boğazından yok olduklarına inanamayarak bakıyorum, birden kıllarla göz göze geliyorum. Daha da inanamayarak elimde duran cep telefonumun kamerasıyla kendime bakıyorum. Resmen uzun saçlarım gitmiş ve dalgalı kısa saçlarımdan gözümün de renkli olduğunu görüyorum. Bir erkek oluşuma bir cümle dahi bulamıyorum. Gençlerin hiç birini tanımıyorum, belki de tanıyorum ama bilmiyorum. İçlerinden biri “hadi biz başlıyoruz çalmaya sende söyle” diyor. Çaldıkları müziği biliyorum ama sözleri Fransızca olduğu için nasıl söyleyeceğim diye düşünürken birden dilimden sözleri dökülüveriyor. Ben böyle söylerken aniden birisinin telefonu çalmaya başlıyor ama bir türlü susmuyor. Birden beni birisinin dürttüğünü hissediyorum ama ona rağmen şarkıyı söylemeye devam ediyorum. Beni dürtmeler devam edince ve ardından da sesler anne anne demeye başlayınca gözlerimi açıyorum. Başımda iki minik kız çocuğu “hadi kalk anne okula geç kalacağız” deyince rüyadan sıyrılmaya çalışıyorum. Hemen apar topar kalkıp aynada kendime bakıyorum ve çok şükür diyorum. Kadın olmak, anne olmak güzel bir şey diyerek kızlarımın yanaklarına öpücüklerimi konduruyorum.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
17°
az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 20 Eylül 2020
İmsak 04:54
Güneş 06:19
Öğle 12:39
İkindi 16:05
Akşam 18:48
Yatsı 20:08

Gelişmelerden Haberdar Olun

@