Şeker fabrikalarının özelleştirildiği ve satıldığı günlerde “Şekerin Tadı Kaçtı” başlıklı bir yazı yazmıştım. Zaten bu köşedeki son yazım da o yazıydı. Daha sonra şeker pancarı ile ilgili bir yazı daha kaleme almak istediğimi o yazımda belirtmiştim.

Şeker fabrikaları özelleşti, sonra satıldı. Ekonomik boyutuyla olay çok da olmasa kamuoyunda tartışıldı. Kimileri kar ediyordu dedi. Kimilerine göre, kar etmiyorsa zarar da etmiyordu, 2,5 milyona yakın insanın buradan ekmek yediğini, sosyal boyutu hesaba katıldığında bu zararın tolere edilebileceğini yazdı. Her ne ise, bu mevcut iktidarın politikası. Bunu ekonomik ve siyasi boyutuyla tartışmak ayrı bir yazı konusu. Bir de bunları tartışırken elinizde sağlam veriler olması lazım.

Şimdi soruyorsunuz sen o zaman şeker pancarının neyini yazacaksın. Ben çocukluğu pancar tarlasında çalışanlarımıza ekmek ve su taşımak olan birisi olarak pancar ekiminin köyümüze ve civardaki insanlara neler sağladığını anlatacağım.

İşte tam bir Eylül ayı. Pancar sökümünün yapıldığı en önemli ay. İnsanlar sabahın erken saatinde grup grup ellerinde pancar sökme çatalları, pancarı kesmek için büyük büyük bıçaklar. Gördüğünüz bir grup aile bazen kalabalık bir ailedir, tüm çalışanlar kendilerindendir. Kimi grupta kubaşık çalışan iki aile. İçinde yaşlı teyzeler bile var. Onlara da pancar sökümünde iş vardır. Onlar sökülen pancarın tepesindeki yaprakları keserler. Genellikle oturdukları yerde akşama kadar işleri budur. Pancar tarlasında her yaştan insana iş vardır. Günde üç öğün yemekleri verilir. Akşam da yevmiyeleri ceplerine konurdu.

Pancar kesme dedim de birden içim cız etti. Bu yaşlı teyzeler hatta ebe dediğimiz kimseler bir yandan pancar keserler öte yandan o kadar güzel hikayeler anlatırlar ki o çocukluk halimizde onları can kulağıyla dinlerdik.

Mevsim Sonbahar ama son sıcaklar öyle etkili ki, iş yine bana gelir. Ebe der ki, hadi oğlum testideki su ısındı. Sen eşeğe bin bize çeşmeden taze su getir. Benim için bu bir zevk. Çünkü eşeğe binmek, onu sürmek eğlenceli. Giderken anam tenbih eder. “Evimize uğra. Eben (Babaannem) ekmeğimizi hazırlamıştır. Onu da al gel. Dikkat et. Eşeği ürkütme testilerimizi kırdırma, düşme! (Malum eşekten düşmek ne menem şeydir. Onu Nasreddin Hoca’ya sormak lazım)

Yavaş yavaş muzaffer komutan edasıyla tarlamıza yaklaşırım. Hemen genç olanlar kalkar, getirdiğim yiyecek içecekleri eşekten indirir. Sofrayı sererler. Güle oynaya yerler. Ne mi yerler? Ne yok ki, böyle bir sofra o lezette bir yemek için, mübalağa etmiyorum, ne isterlerse veririm. Yoğurt, ayran, kuşburnu marmeladı, turşular, taze sacdan alınmış çörekler, gözlemeler. Çok tatlı sohbetler, yarenlikler olur safrada. Yaşlı bir ebeye kaç lira başlığa gittiğini anlattırırlar gülerler. Bir diğeri gelin olurken attan düştüğünü anlatır kahkahalarla gülerler. Tüm yedikleri içtikleri ne kadar doğalsa yarenlikleri esprileri de o kadar doğal. Kimse kimseye alınmaz, darılmaz ve kırılmaz.

Tabi ki sofrada en aktiflerden birisi benim. Elimde tas. İsteyene su vermek benim görevim. Ebeye tasla suyu uzatırım. Önce besmele çeker. Suyu içer. Bana tası uzatırken “sağ ol yavrum ömrün uzun, düğünün güzün olsun” der. “Allah bana ömür verirse senin düğününde de ben su taşıyacağım, keşkeğini ben yapacağım” der. Bu Anadolu insanı, içi dışı tertemiz. Ne riya, ne yalan vardır. Hepsi birer yaşayan filozof demek lazım.

Ne ise biraz da geçtiğimiz Kurban Bayramından içimi acıtan bir hususa değineceğim;

İthal kurbanlıklar ortalıkta. Köylerimizde hayvan yok. Bu nasıl iş? Nereye gitti bunlar?

Hani yukarıda dedim ya. İnsanlar öbek öbek pancar tarlasına gidiyorlar. Orada bir şey çok önemli. Giden insanların ellerinde iki sığır yuları. Bunlar harman sonu alınır. Pancar sökümü boyunca tarlaya getirilir, özel olarak beslenir. Peki neden iki tane. Şunun için birisi yaklaşan Kurban Bayramında kurbanlık olacaktır. İkincisi evin etliği olacaktır. Beslendikten sonra kesilecek, doğranacak, kavrulacak ve kış boyunca yemeklerde kullanılacaktır. Bu durum köydeki orta hallisinden varlıklısına hemen herkesin evindeki gerçek.

Fakir olarak nitelendireceğiniz kişiler de bir koyun keçi beslerler. Çoğu kez de evlerinde ürettikleri hayvanların birisini kurbanlık veya kıymalık olarak ayırırlardı. Tüm bunlar şeker pancarının nimeti idi. Şimdi ne oldu bunlara. Tek bir cevabı var. Köylü de artık üretici olmaktan çıktı. Hepsi bu kadar. Allah sonumuzu hayır etsin.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol