03.04.2020, 00:01 118

SABRIN SONU SELAMETTİR

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Sabır; güçlükler karşısında kişinin Allah’tan korktuğu ve rızasını ümit ettiği için, nefsini fenalığa bırakmayıp tutması, veya emirleri yapmakta, yasaklardan sakınmada, başa gelen bela ve musibetlere tahammül etme, didrenç gösterme ve katlanma olarak tarif edilmektedir.

İnsanın hayattaki başarısı sabretmesine bağlıdır. İlim ve sanatta yükselmesi, ticarette ilerlemesi, okullarda başarılı olması, hastalıklardan, bela ve musibetlerden salimen kurtulması hep insanın sabretmesi ile mümkündür.

Yüce Allah (cc) Ahzap suresinin 35. ayetinde peygamberimize sabrı tavsiye ederek buyuruyor ki: “Peygamberden ülül’-azim olanların sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlara azap verilmesi için dua etmekte acele eyleme.” Peygamber efendimiz (sav)’de bir hadislerinde “sabreden zafere kavuşur” buyuruyor. Onun için halk arasında da “Sabreden derviş muradına ermiş” denilmektedir.

Sabredenler Allah’ı yanlarında ve yardımcı olarak bulurlar. Nitekim Bakara suresinin

45. ayetinde de; “Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz) Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında, herkse zor ve ağır gelen bir görevdir” buyrulmaktadır. Müfessirlere göre bu ayette geçen sabır, oruç demektir. Peygamber Efendimiz de hadislerinde, “ Oruç sabrın yarısıdır” buyurmuştur. Hatta Efendimiz, evlenmeye imkan bulamayanların oruç tutmalarını tavsiye etmiş, orucun şehevi arzuları dizginleyeceğini, insanın o konuda sabırlı olacağını haber vermiştir.

Oruç ve namaz; imanı takviye eder güçlendirir, nefsin kibrini kırar tembelliği ve uyuşukluğu önler ve zor işler karşısında insanı güçlü kılar.

İnsanın başına bir bela ve musibet geldiği zaman hemen isyan etmemeli. Namaz ve sabırla Allah’a sığınmalıdır. Çünkü namaz ve sabır insanın nefsine karşı en büyük silahıdır. Bolluk, bereket, saadet ve mutluluk içerisinde iken insan bu nimetlerin kıymetini bilemez. Madden ve manen işleri yolunda olan insan rehavete kapılırda, bazen bunların şükrünü gereği gibi ifa etmeyi unutur. Bazen de dünya malı, hanı-hamamı, evladı iyali, işi gücü ve dünya zevk ve nimetlerine olan tamahı, insanı isyana sürükler. Bu isyan yaygınlaştığı ve hududu aşarak gayretullaha dokunduğu zaman Cenab-ı Hak insanların sabrını denemek, sınamak ve imtihan etmek için onlara bir takım belalar ve musibetler verir. Bunların karşısında sabredenler mükafatını Allah’tan alır. Sabretmeyenler ise ihsansız kalır.

Nitekim Allah (c.c) Bakara suresinin 155 ve 156. ayetlerinde “Yemin olsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma (fakirlik) ile imtihan ederiz (deneriz, sınarız). Ey peygamber sen sabırlı davrananları müjdele. İşte o sabredenler kendilerine bir bela ve musibet geldiği zaman “Biz Allah için varız ve biz sonunda O’na döneceğiz” derler.

Her aile reisi evinde bulunan aile efradının çobanıdır. Onları gerçek bir Müslüman gibi yetiştirmekle ve gerçek bir Müslüman gibi yaşamalarını sağlamakla mükelleftir. Aile reisi, aile fertlerini dünyanın ve ahiretin bela ve musibetlerinden de, mesela cehennemin ateşinden de korumakla sorumludur. Yüce Allah (c.c.) Peygamberimize hitaben, “ Aile efradına namazı (İslami sorumluluklarını yapmalarını) emret. Sen de o konuda sabırlı ol” buyuruyor. Demek ki insan, ehline namazı emredecek, onlara dini vazifelerini yaptırmakta karşılaşacağı bir takım zorluklara da sabredecek, keza kendi de bu görevleri yapma konusunda sabırlı ve azimli olacaktır.

Rabbimiz bu konuda müminlere de, “ Ey iman edenler! Kendinizi ve aile efradınızı yakıtı taşlar ve insanlar olan ateşten koruyun” buyurmaktadır.

Halk arasında “insan eder kendine, eder kendi kendine” derler. Bu doğrudur. İnsanın başına gelenler ya elinden ya dilinden veya nefsindendir, amma muhakkak kendindendir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Başınıza gelen her bela ve musibet, kendi ellerinizin kazandığı (günahlar) yüzündendir. Allah ise günahların birçoğunu bağışlıyor (da bunlardan dolayı bela ve musibet vermiyor.) buyurmaktadır.

İşte bunun gibi başımıza gelen bela ve musibetlerin kendi nefsimizden olduğunu beyan etmek üzere bir ayet-i kerimede de “Başınıza bir iyilik gelirse bu Allah’tandır, eğer bir fenalık, bir bela ve musibet gelirse o da kendi nefsinizdendir” buyurmuştur.

Allah zalim değildir, kimseyi yapmadığı ile cezalandırmaz. Ancak herkes yaptığı ile cezalandırılır veya mükafatlandırılır. Yani cehennemde ateş yoktur. Herkes oraya giderken ateşini dünyadan kendisi götürür. O halde Allah’a verdiği bunca nimetler karşısında ibadet ve itaat ederken, nimetlere şükrederken ve sorumluluğumuz altındaki kişilere de, bu görevlerini yaptırırken karşılaşacağımız musibet, zorluk ve sıkıntılara sabır ve tahammül gösterme de önemli dini bir vazifedir.

Bilindiği gibi son zamanlarda bütün insanlığın başında, bir korona virüs belası var. Bu bela, dünyanın neresinde ve hangi coğrafyasında yaşarsa yaşasın, hangi dinden, hangi ırktan, hangi renkten, hangi milletten ve hangi devletten olursa olsun, bütün insanlığı kuşatmış vaziyettedir. Bir ay gibi kısa bir zaman içinde dünyada on binlerce can alan ve milyonları etkilyen çok tehlikeli bu virüse (canavara) karşı, Devletlerin yetkilileri, bu musibetten kurtulmak ve en az zararla atlatmak için bir takım ferdi ve toplumsal tedbirler almaktadırlar.

Bu meyanda bizim devlet yetkililerimiz de, daha işin hemen başında konunun ilim adamlarının tavsiye ettiği bir takım tedbiler almış bulunmaktadırlar. İnşallah millet olarak alınan bu tedbirlere harfiyyen riayet eder, uyar ve uygularsak bu musibetten en az zaiyatla ve en kısa zamanda kurtuluruz. Her şeyden önce evden çıkmayarak ve TV lerden sık sık anons edilen alınacak 14 tedbire titizlikle uyarak, hem kendimizin, yakınlarımızın hem de top yekün milletimizin bu felaketten en kısa zamanda kurtulmasına yardımcı olmuş oluruz. Alınan tedbirlere uymak hem dini ve hem de milli vazifemizdir. Bu konudaki ihmal, hem günah ve hem de kul hakkına tecavüzdür. Allah milletimizi ve bütün insanlığı bu ve benzeri felaketlerden korusun.

Hangi sebepten olursa olsun, insan karşılaştığı bela ve musibetler karşısın da, sabırlı olmalı, maddi ve manevi tedbirler almalıdır. Kişi böyle davrandığı zaman Allah’ı yanında bulur, insanın günahları af olur. Bu konuda müjdeyi peygamber efendimiz veriyor ve buyuruyor ki, “ “Herhangi bir yerine batan bir dikene varıncaya kadar; müminin katlandığı (sabrettiği) zahmet, çektiği acı hastalık, keder, hüzün, sıkıntı, bela, musibet, felaket ve gamın ( her birisi ayrı ayrı) o kimsenin günahının bir kısmına kefaret olur.”

Allah (c.c) bizleri, milletimizi ve bütün insanlığı her türlü bela ve musibetlerden muhafaza eylesin, Bela, musibet, kaza ve afetlere maruz kaldığımızda da sabr-ı cemil ihsan buyursun. Amin

Ankara'dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
12°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 31 Ekim 2020
İmsak 05:37
Güneş 07:02
Öğle 12:29
İkindi 15:18
Akşam 17:46
Yatsı 19:05

Gelişmelerden Haberdar Olun

@