16.08.2013, 00:00 1397

RAMAZANIN ARDINDAN

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Geçen yıl bu zamanlarda ayrılmıştık;  başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan, o canandan. Tam tamına on bir ay boyunca bekledik yolunu; hasretle, özlemle, yangı ile. Bir haber aldık Recep ve Şaban’dan, geliyor diye. Berat haber verdi yaklaştığını bize. Sevindik, maddi ve manevi tedbirler aldık, hazırlandık karşılamaya.”Ya Rabbi Recep ve Şaban’ı bizim için hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur.” , “Ya Rabbi! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet .” gibi Peygamber dualarıyla başladık beklemeye. Nihayet, 9 Temmuz Salı günü vuslatın olacağını öğrendik takvimlerden, imsakiyelerden. Karşıladık onu; kandillerimizle, teravihlerimizle, sahurlarımızla. Kavuştuk ona bir Salı günü, tıpkı Alemlerin, Muhammed Mustafa’sına kavuştuğu gibi. Kucakladık onu; namazlarımızla, oruçlarımızla, hatimlerimizle, vaaz-u nasihatlerimizle, iftarlarımızla, sahurlarımızla, fitrelerimizle, zekatlarımızla, Salavat-ı  Şerifelerimizle. Sevindik ve kendimizi ifade etmeye çalıştık;

 

“Gökten yere iner saf saf melekler Mevlam,

 

 Sefasından döner çarkı felekler

 

İş bu ayda kabul olur dilekler Mevlam,

 

Merhaba  merhaba, ya Şehr-i Remazan.

 

Hoş geldin bizlere, ey! şehr-i gufran”, diyen ilahilerimizle.

 

          Evet, sevindik gelmesine Ramazan ayının. Çünkü O; Kur’an ayıdır, oruç ayıdır, zekat ayıdır, fitre ayıdır, teravih ayıdır, nübüvvet ayıdır. Çünkü Onda, içinde Kadir ecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlı olan “Kadir gecesi” vardır. Çünkü o’nun sonunda müminler için geçmiş bütün günahlarının af olacağı ve yine O’nun gelmesine sevinenlerin vücutlarının cehennem ateşine haram kılınacağının Nebevi müjdeleri vardır.

 

           Nitekim Peygamber Efendimiz; ”Kim ramazan ayında, farz olduğuna inanarak,  sırf Allah rızası için oruç tutar ve mükafatını da yalnız Allah’tan beklerse, yüce Allah o kulunun bütün geçmiş günahlarını affeder” ve ”Ümmetimden kim, Ramazan ayının gelmesine sevinirse, Allah o kulunun vücudunu cehennem ateşine haram kılar.” buyurarak bu müjdeleri vermiştir bizlere.

 

            Yaratanımızın biz müminlere olan ihsanı, ikramı ve lütfü sayılamayacak kadar çoktur. Mübarek Ramazan ayı da Allah’ın bizlere olan lütuf ve ihsanlarından birisidir. Remzi Efendi bu lütuf ve müjdeyi şöyle dile getirmiştir;

 

“ Müjde müminler! ihsan-ı Rabbanidir gelen,

 

Ne mutlu ehl-i imana ki, lütfu Sübhanidir gelen.”

 

         Ramazan ayında; kıldığımız beş vakit namazlar ve teravih namazlarıyla, tuttuğumuz oruçlarla, dinlediğimiz va’azlarla, okuduğumuz veya dinlediğimiz hatm-i şeriflerle, verdiğimiz fitre ve zekatlarla , iftar ve sahur vakitlerinde yapılan dualarımızla,yaptığımız diğer ibadet ve itaatlerimizle Rab’ba bağlılığımızı yeniledik. Fakir fukarayı, dulu yetimi, açı muhtacı, görüp gözettik. Böylece ; Yaratanımızla, vicdanımızla, aile efradımızla, akraba ve komşularımızla ve çevremizdeki bütün insanlarla barışık hale geldik.Kısacası kul olarak Rabbimize karşı yeniden  beyaz ve temiz bir sayfa açtık.Şair bu sayfayı:

 

“Ramazandan çıkarken,

 

Kişi bir kuş gibidir.

 

Ne kadar da pak,

 

Anasından doğmuş gibidir.” mısralarıyla ne güzel ifade etmiştir.

 

        Ramazan ayında Allah’a ve ahret gününe inanan müminler olarak; tam bir teslimiyetle hudu ve huşu içerisinde, tadil-i erkana uygun olarak kıldığımız namazlarla, boş, malayani ve faydasız şeylerden yüz çevirerek, orucumuzu tutarak, zekatımızı hakkıyla vererek, ırzımızı ve namusumuzu koruyarak, emanete  ve ahitlerimize riayet ederek, namazlarımıza devam ederek, yani çeşitli ahlaki erdemleri  kazanarak  kurtuluşa erip, “Firdevs Cennetlerine” içlerinde  devamlı  kalmak üzere varis olduk.(Müminun 1-11)

 

         Yüce Allah Hud suresinin 112. Ayetinde; “ Emrolunduğun  gibi dosdoğru ol” buyurmaktadır. İşte müminler Ramazanda, Allah’ın emri üzere istikametlerini düzelterek dosdoğru insan olma bahtiyarlığına ermişlerdir. Önemli olan bu insanların Ramazandan sonra da, düzgün istikametlerini,  ömür boyu korumaya çalışmalarıdır. Ramazanda istikametimi düzelttim, manevi sahada epey yol aldım deyip, Ramazandan sonra gevşememeli, Ramazandan sormada aynen Ramazanmış gibi yaşamalıdır insan. Bazı insanlarada gafleti nedeniyle Ramazanda istikametini düzeltmemiş olabilirler. Bunlar da; “ Ben Ramazanda bile doğru yolu bulamadım ki, Rmazandan sonra istikametimi düzelteyim, benden bu iş geçti artık” demeli, elinden geldiğince dosdoğru olamaya, istikametin düzeltmeye çalışmalıdır.

 

         Peygamber Efendimiz, saçlarının beyazlandığını söyleyenlere; “ Hud suresindeki, ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ ayeti beni kocalttı” demiştir. Bu ayet şefkat ve merhamet Peygamberini bu kadar meşgul ettiğine göre, bizi de sadece ramazanda değil ömür boyu meşgul etmeli, bizi de düşündürmeli bizi de bağlamalıdır. Allah’ın, “ Sana ölüm gelinceye kadar Rabbına ibadet et” emrine uyarak insan  ömrünün sonuna kadar istikamet üzere olmalıdır.

 

        Şah-ı Nakşi bendi Hazretlerine derler ki:

 

       -“ Mahallemizdeki bir zatın istikameti o kadar düzgün ki, bazen sabah namazlarını Kabede kıldığı bile görülmektedir”

 

         - Hazret; “mühim değil” der. “Dicle nehrinin üzerinde suya batmadan yürüdüğü de görülmüştür” derler. Hazret yine; “Mühim değil” der. “Bahçesinde çalışırken yerler çamur oldu mu seccadesini havaya atıp üzerinde namaz kılıyor” derler. Hazret; “ O da mühim değil” deyince kendisine sorarlar;

 

   - “Efendi hazretleri, o mühim değil, bu mühim değil diyorsun, o halde mühim olan nedir?”

 

   - Hazret, sakin bir şekilde cevap vererek; “ Benim için mühim olan, o istikameti son nefesine kadar koruyup devam ettirmesidir. Zamanla gevşeyip dini hassasiyetini yitirmemesidir” der.

 

 O halde hiç kimse Ramazan-ı Şerifteki iyi haline ve düzgün istikametine bakıp da kendini garantide görüp gevşememeli. Yine hiç kimse de Ramazan’daki kötü halini düşünüp de ‘Benden istikameti düzgün bir adam çıkmaz’ diye bir ümitsizliğe kapılmamalıdır.

 

 

 

         Ramazan ayında elde ettiğimiz bu manevi kazanımlar, bizim için dünya ve dünyadakilerden daha kıymetli, daha değerli olmalı ve ölünceye kadar da bu değerler korunmalıdır, muhafaza edilmelidir ve asla kaybedilmemelidir. Çünkü; Yaratanımız bizi, kendisini tanımak, kendisine ibadet etmek ve yalnız kendisinden yardım dilemek için yaratmıştır. Mümin Allah’a kulluğunu ifade etmek  ve verdiği nimetlere şükretmek için ibadet yapar.Yani, kul nimetlerden istifade ettiği müddetçe ibadetine devam edecektir.Bu da ayette;  “Rabbine ölünceye kadar ibadet et.” şeklinde ifade edilmiştir.(Hicr, 99)

 

         İslam dininde az fakat devamlı olan ibadet, Allah katında daha sevimlidir. Konu ile ilgili olarak sevgili Peygamberimiz,Hz.Aişe validemizin rivayetine göre şöyle buyurmuştur; “Allah’ın en sevdiği amel devamlı olan ameldir.”(Riyaz-üs salihiyn.c 1,s 191).

 

       Peygamber efendimiz,  amellrin kesintisiz ve devamlı olması hususunda, sahabelerini, de uyarmıştır. Nitekim, Abdullah ibni Amr bin el  As’dan (r.a) rivayet edildiğine göre Efendimiz; ”Ey Abdullah! falan kimse gibi olma, o kişi bir zamanlar  gece ibadeti  yaparken, sonraları gece ibadetini bıraktı.(a g e c1,s l92).

 

           O halde bizler de, Ramazan boyunca yaptığımız ibadetlerimize, Ramazandan sonra da devam etmeliyiz. Zira bizler Allah’ın nimetlerinden sadece  Ramazanda değil, ömür boyunca istifade ediyoruz değil mi? Ramazanda kazandığımız iyi,faydalı ve güzel huy ve alışkanlıklarımızı,  bu aydan sonra da devam ettirmeliyiz.İbadetler saman alevi gibi,bir yanıp bir sönmemelidir,devamlı ve güçlü olmalıdır..

 

         Ramazan ayı; askerlikte eğitim alanı gibidir. Asker, eğitim alanında kazandığı şeyleri,görev zamanında uygular ve zafere ulaşır,zafer kazanır.Onun için; “Eğitim alanında ter dökmeyen asker,sav aş alanında kan döker.” denilmemiş midir? Bizler de Ramazan ayında nefis ve şeytan gibi azılı düşmanlarımızla mücadele ettik. Kötü alışkanlıklarımızdan uzaklaşmaya, güzel huylarla bezenmeye çalıştık. Adeta irade eğimi yaptık.Hatsız ve hudutsuz nimetlerin sahibi olan Yaratanımıza ruhlar aleminde verdiğimiz kulluk sözümüzü yeniledik.Bu vesileyle  güzel huylar edindik,iyi alışkanlıklar kazandık.O halde kazandıklarımızı korumalıyız,onları  kaybetmemeliyiz.Zira; kazandığını kaybetmek,yükselmişken düşmek gibidir.Onun için; ibadet ve hayırlı işlerde,devamlılık ve kararlılık göstermeliyiz..Heyecanla başlanan ibadet ve iyi işler, tembellik ve usanma ile bırakılmamalıdır.Sıkıntı ve engeller sabırla,azimle ve uzun soluklu davranmakla aşılmalıdır.En ufak bir engelde,  en küçük bir mazerette doğru ve faydalı bildiğimiz şeyleri terk etmemeliyiz. Asıl olan ibadetlerde devamlılıktır.                               

 

             Ramazan ayı nefis mücadelesi yapmak için çok iyi bir fırsat oldu. Bu fırsatı iyi değerlendirmiş olmak için, Ramazanda yaptığımız ibadetlerimize, kazandığımız iyi huy ve alışkanlıklarımıza ramazandan sonra da devam etmeli ve Ramazanda Allah rızası için ayrılıp uzaklaştığımız kötü huy ve alışkanlıklarımıza da kesinlikle geri dönmemeliyiz.

 

            Ramazandan önce nefislerimizde; kibir, gurur, haset, fesat, geçimsizlik, dedikoduculuk, suizan, kusur aram, gıybet, çekememezlik, vurdum duymazlık ve tembellik gibi manevi hastalılar vardı. Ramazanda bunlardan kurtulduk. Yaratan’a tazim ve yaratılana şefkat konularında atak yapmaya azmettik. Bu hamlelerin sonunda güzel şeyler yaptık ve gönül huzuru içinde bir  Ramazan ayını daha geride bırakıyor ve;

 

 “ Bu ayda oluyor Kadir gecesi mevlam,

 

Gündüze benziyor anın gecesi.

 

Bu aya ermedi gitti nicesi mevlam.

 

Elveda elveda  ya şehr-i Ramazan.

 

 Elfirak, elfirak gidiyor mübarek.”  diyerek uğurluyoruz, bu güzel günleri ve o mübarek on bir ayın sultanını.

 

             Bir daha ona kavuşmak ya kısmet olur ya da olmaz. Nitekim geçen yıl  bizlerle Ramazana ulaşıp oruç tuttukları halde, Rahmet-i Rahmana kavuşup, bu seneki Ramazana ulaşamayan nice insanlar vardır.Allah onlara rahmet eylesin.

 

     Ramazanda elde edilen güzelliklerin korunması için, onlara devam edilmesi şarttır. Bu Ayda elde edilen güzel ve faydalı iş ve amellerin  korunup kollanması için, ayetlerde ve hadislerde uyarılar, ikazlar ve örnekler de vardır.Bu konuda Kur’an şöyle diyor: ”Herhangi biriniz ister mi ki,içerisinde her türlü meyvesi bulunan,içinden ırmaklar akan,hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun. Bir de korunmaya muhtaç çocukları da var iken, ihtiyarlık gelip çatsın, derken bağını ateşli  (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin. Allah düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor.”(Bakara s.a.266).

 

       Bu ayette; elde mevcut iyiliklerin, güzelliklerin, salih ve faydalı amellerin ve sahip olunan maddi ve manevi imkanların aniden yok olup gitmesini kimsenin arzu etmeyeceği anlatılıyor. Yıldırımlı bir kasırganın göz alıcı bir bağı nasıl yakar yıkarsa, Ramazanda kazanılan iyi ve güzel huy, amel ve işlere Ramazandan sonra da devam edilmezse, onların da mahvolup, yok olup gideceğine işaret ediliyor. Aynen yapılan iyiliklerin, başa kakılıp gönül yıkmakla yok olup gittiği gibi.

 

          Netice olarak; Ramazanda bin bir güçlüklerle elde ettiğimiz “beyaz sayfayı” kirletmeyelim. Yanlışlara, günahlara, kötü alışkanlıklara tekrar dönmeyelim. O güzel alışkanlıklarımızı asla terk etmeyelim, bırakmayalım.Yine bu konuda  yüce Allah Kur’anı  kerİmde mealen; “Sakın ha!zahmetlerle yün eğirdikten sonra,onu yeniden bozan kadın gibi olmayın.” buyurmaktadır.Yani ömrünün bir döneminde Salih ameller yaparak, Allah’ın rızasını  kazanmış , cennetlik bir kul iken, bu amelleri terk ederek kazanımların yok hale getirilmemesi, güzel   bir misalle açıkça anlatılmaktadır  bu ayette.

 

         Allah dostu Mevlana da; “Kötü huy çalıya benzer. Zamanında sökülürse ondan kurtulur insan.Eğer zamanında sökülmezse, hem çalı güçlenir,hem de biz yaşlanırız,o zaman da çalıyı sökmeye gücümüz yetmez.” diyor.

 

     Bir başka bilge insan da;”Dikiş diken bir kadın,eğer ipliğini düğümlemezse,onca emekle diktiği dikişi,aniden ipliğin ucunu çekmesi ile sökülüp gider.” diyor.Demek ki,dikiş dikenin emeğinin boşa gitmemesi için,ipliğinin ucunu düğümleyerek tedbir alması  gerekiyor.Bunun gibi, müminin Ramazanda kazandıklarının boşa gitmemsi için, ramazandan sonra da Ramazandaki güzel huy ve alışkanlıklarına devam etmesi gerekiyor,aksi halde eldeki kazanımlar da mahvolup gider, Allah korusun.

 

            Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde mealen; ”Eğer  benim  ümmetim , Ramazan ayının                     gerçek kıymet ve değerini  bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi.” buyuruyor. Başka bir hadislerinde de;”Kim Ramazandan sonra gelen Şevval ayında, altı gün oruç tutarsa, bütün yılı nafile oruç tutmuş gibi olur.”  diyor. O halde, bu da bizler için güzel bir fırsattır. Bir kişi Şevval ayından, peş peşe,  veya ayrı ayrı günlerde altı gün  oruç  tutarsa, Ramazanla beraber otuz altı gün oruç tutmuş olur. Allah (c.c.),  bire on sevap verdiğine göre, otuz altı onla çarpılınca üç yüz altmış gün eder, işte o da,  ay takvimine göre bir yıl demektir, yani otuz altı gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevap kazanmış olur inşallah.   

 

         Yüce Allah, bütün müminleri Ramazan bayramına günahlarından arınmış olarak çıkanlardan eylesin. Bütün ömrünce Ramazanda olduğu gibi istikamet üzere ve manen güzel yaşamayı nasip eylesin. Ramazan ayını ve Ramazan bayramını; milli birlik, berberlik, kardeşlik, barış ve huzurumuza vesile eylesin.

 

        Selam, saygı ve dua ile. 

 

 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
14°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 04:59
Güneş 06:24
Öğle 12:37
İkindi 15:59
Akşam 18:40
Yatsı 19:59

Gelişmelerden Haberdar Olun

@