24.08.2012, 00:00 245

RAMAZANIN ARDINDAN

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Yaratanımızın, biz müminlere maddi ve manevi; sayısız ikram, ihsan ve lütufları vardır. İnsanı;  hem itaat, hem de isyan etme kabiliyeti ile yaratan Rabbimiz, bir iyilik yapana on sevap, bir kötülük yapana da bir günah yazar.(enam 190) İyiliğin karşılığındaki on sevaptan birisi, bizim amelimizin karşılığı, kalan dokuzu da Allah’ın bize ikramıdır. Bunun gibi, “kim bir kötülük yaparsa yaptığı kötülük kadar ceza görür. Kim de mümin kadın ve mümin erkek olarak bir iyilik yaparsa, bir Salih amel işlerse,  işte onlar cennete girecek ve orada onlara hesapsız rızıklar verilecektir.”(müminun s. 40). Yapılan iyilik veya kötülük eğer topluma karşı işlenmiş ise, o zaman iyiliğin karşılığı devamlı sevap, kötülüğün karşılığı da devamlı cezadır. Rabbimiz bizler için, iyilik ve ibadetlerimize bire ondan, bire yedi yüze kadar, hatta daha fazla sevap yazacağı zaman ve mekanlar da yaratmıştır.(bakara 261) Bu müstesna zaman dilimlerinin başında ise “Ramazan ayı” ve “Kadir Gecesi” gelmektedir.

Ramazan ayı Yüce Allah’ın bizlere en büyük lütuf ve ihsanıdır. Remzi Efendi bu lütuf ve ihsanı; “ Müjde müminler, ihsan-ı Rabbanidir gelen, Ne mutlu ehli imana, lütf-u Sübhanidir gelen” diye ne güzel ifade etmiştir.

Ramazan ayında; yüzümüzü Allah’a dönerek, Allah’ın dostlarından olmaya gayret ettik. İbadet, itaat, dua ve tövbe gibi hayırlı işler yapmaya, karşılaştığımız sıkıntı ve engelleri sabır ve metanetle aşmaya çalıştık. Sabırlı ve azimli olmayı, uzun soluklu davranmayı, zorlukları samimi gayretlerle yenmeyi öğrendik. Nefsimizde var olan;  gurur, kibir, haset, fesat, gıybet,   dedikodu, söz taşımak, iki yüzlülük, yalan, vurdum duymazlık ve tembellik gibi manevi hastalıklardan kurtulup, Yaratanımıza  tazim ve yaratılanlara şefkat konusunda yaptığımız hamleler sonunda,  kazandığımız  iyi huylar ve güzel alışkanlıklarla gönül huzuru içinde bir Ramazan ayını daha geride bırakmış olduk.     

Ramazan ayında; tuttuğumuz oruçlarla, kıldığımız beş vakit namaz ve teravih namazlarıyla, okuduğumuz veya dinlediğimiz hatm-i şeriflerle, dinlediğimiz vaa’z-u nasihatlerle, verdiğimiz zekat ve fitrelerle, yaptığımız zikir ve diğer hayır  hasenatlarımızla, yüce Rabbimize bağlılığımızı yeniledik, böylece kul olarak Allah’ımıza karşı, yepyeni bir beyaz sayfa açtık.

Ramazan ayı sabır ayıdır. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde; ”Muhakkak ki Allah, sabredenlerin mükafatlarını hesapsız olarak verir” buyurmaktadır.(enam 190). Ramazan ayını; “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da müminlerin cehennemden kurtuluşudur.” diye tarif eden Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise, bir hadislerinde; “Kim farz olduğuna inanarak ve sevabını Allah’tan umarak, Ramazan ayında oruç tutarsa, Allah O’nun geçmiş bütün günahlarını bağışlar”(Nesei) buyuruyor. Kulun Yaratanına karşı beyaz sayfa açması da, bu ödülleri almasından ve affolunmuş olmasındandır. Şair bu bağışlanarak  temizlenme  olayını  bakın ne güzel anlatıyor; “Ramazandan çıkan kişi, bir kuş gibidir.Ne kadar da pak, anasından doğmuş gibidir.”

Ramazan ayı müminler için, askerin eğitim alanı gibidir. Eğitimli askerin zafer kazandığı gibi, bizler de Ramazanda, nefis ve şeytan gibi düşmanlarımızla yaptığımız mücadeleyi kazandık. Kötü alışkanlıklarımızdan vazgeçmeye ve güzel huylar kazanmaya çalıştık. Böylece irade eğitimi yapmış olduk. Sayısız nimetlerin, ikram ve ihsanların sahibi olan Allah’a ruhlar aleminde vermiş olduğumuz “kulluk” sözümüzü yenilemiş oluk. Bu ve benzer vesilelerle güzel alışkanlıklar kazandık. Bu kazanımlar bizi, Allah katında yüceltti, Allah’ın sevgili dostları haline getirdi. Önemli olan bu kazanımların kaybedilmemesidir. Çünkü, bunları kaybetmek, yükselmişken düşmek gibidir, insanın emeğinin boşa gitmesi demektir. Bu hususta yüce Mevla Kur’anda kullarını uyararak şöyle; “ Sakın ha! zahmetlerle yün eğirdikten sonra, onu yeniden bozan kadın gibi olmayın.” buyuruyor.( nal 92)

Unutmayalım ki; Yüce Allah Kur’anda; “Rabbim Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yaşayanlara, hiçbir korku yoktur. Onlar, üzülmeyeceklerdir de. Onlar  cennet  ehlidirler. Yapmakta  olduklarına  karşılık  olarak, orada ebediyen kalacaklardır.” ve “Kim bir iyilik getirirse, ona bundan daha hayırlı karşılığı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.” buyurmaktadır. (Ahkaf 13-14, kasas  84)

Allah’ın lütfünün sınırı yoktur. O adildir, kullarına hiçbir zaman zulmetmez. Kötülüğe kendi kadar, iyiliğe de kat kat karşılığı verileceğini bildiren bu ayet de, bunun en güzel delilidir. Bize düşen;  Rabbim Allah’tır dedikten sonra, bütün ömrümüzü Ramazanda olduğu gibi, iyi ve sevap olan Salih amellerle süslemektir, kötü ve günah olan söz ve davranışlardan uzak durmaktır, olduğumuz gibi görünmeye ve göründüğümüz gibi de olmaya gayret etmektir.

O halde bin bir zahmetlerle alıştığımız iyiliklere, doğrulara ve faydalı olanlara devam edelim. Yine,bir çok uğraşılarla uzaklaştığımız kötülüklere, yanlışlara ve günahlara geri dönmeyelim. Kısaca, Ramazanda elde ettiğimiz beyaz sayfayı kirletmemeliyiz. Günahlara, kötü huy ve alışkanlıklara dönmemeliyiz. O güzel, faydalı ve sevap olan alışkanlılarımızı asla ve asla terk etmemeliyiz. Allah dostu Mevlana kötü huy ve alışkanlıkları bir çalıya benzeterek diyor ki; “Kötü huy çalıya benzer,  çalı zamanında sökülürse ondan kurtulur insan. Eğer zamanında sökülmezse, hem çalı güçlenir, hem de biz ihtiyarlarız. O zaman da, çalıyı sökmeye gücümüz yetmez.”

Ramazanda günah kirlerinden arınmak, Rabbe karşı yeni ve temiz bir sayfa açmak demek, yüce Allah’ın dostluğunu kazanmak demektir. Allah’ın dostlarının üzerine korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar. Özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah’a tertemiz bir şekilde döndürerek teslim olanların, Cenab-ı Hak katındaki ödülleri de, yine kendileri için hiçbir korkunun olmaması ve onların mahzun da edilmemeleridir. Çünkü Allah, velisi olduğu dostlarını karanlıktan aydınlığa, cehennemden cennete  çıkarır.( yunus 62,bakara 112,bakar 257)

Ramazan bayramına anneden yeni doğmuş gibi günahsız olarak çıkmak demek, ömür boyunca işlenilen günah damlalarıyla doldurulmuş olan günah testisinin, ters yüz çevrilerek içinde bir günah damlası kalmayacak şekilde boşaltılması demektir. Bu, bizim için elde edilmiş çok önemli bir kazanım ve pek büyük bir fırsattır. Önemli olan; Ramazanda yapılan ibadet ve itaatlerin, tövbe ve duaların, kazanılan yeni, iyi ve güzel huy, alışkanlık ve amellerin ve de Allah’a yönelmelerin, Ramazandan sonra da devam ettirilerek terk edilmemesidir. Bu kazanımların elden çıkarılmaması ve yakalanan fırsatın kaçırılmamasıdır. Başka bir ifadeyle  günah testisinin tekrar doldurulmamasıdır.  Çünkü, Hz. Aişe validemizden  rivayet  edilen  bir  hadis-i şerife  göre,” Allah katında en makbul olan amel, az da olsa devamlı olan ameldir.” (R.salihin c 1,s 191)

Mümin Allah’a; verdiği nimetlere, ikram ve ihsanlara teşekkür etmiş olmak için ibadet eder. Allah’ın nimetleri de insan ölünceye kadar devam eder.  Onun için, Rasülullah Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde ; “İnsanı iki şey takip eder, birisi ölümü, diğeri de rızkıdır. Rızık bitmeden ölüm gelmez, ölüm gelmeden de rızık bitmez.” buyurmaktadır. Nitekim Cenab-ı Hak’ta Efendimize hitaben; “ Sana ölüm gelinceye kadar ibadet et.” buyurmuştur.(hicr s.99). Ramazan bitse de hayat devam ediyor, Allah’ın ikram ve ihsanlarından istifade etmeye Ramazandan sonra da devam ediyoruz. O halde Allah’a olan kulluğumuzda, ölünceye kadar devam edecektir, etmelidir de. Ramazan bizi terk etse de, bizler onu terk etmemeliyiz.   Önceleri gece namazı kılıp da, sonra onu terk etmeyi doğru bulmayan Efendimiz, bu konuda Abdullah ibni Amr’ı uyarırken şöyle burmuştur: “ Ey Abdullah! Falanca kimse gibi olma, O, önceleri gece ibadet ederken, sonra gece ibadetini bıraktı ve terk etti.”R. sal.c1,s192)

İnsan; hem fiziki, hem de ruhi bedene sahiptir. Her iki bedenin de sağlıklı olması, ihtiyaçlarının karşılanması ile mümkündür. Fiziki bedenin ihtiyaçları; yemek, içmek, istirahat etmek, sağlıksız  ortamlardan ve mikroplardan uzak durmak v.s. dır. Fiziki bedenimizin ihtiyaçları karşılanmazsa; hazan görmüş yapraklar gibi sararır solarız, huzursuz ve hasta oluruz, hayat çekilmez olur ve hayatımız tehlikeye düşer. Ruhi bedenimizin ihtiyaçları da; ibadetler, günahlardan sakınmak, sevap olan işler yapmak, ailemize ve çevremizdeki insanlara faydalı olmak, İlahi emirlere uymak ve yasaklarından sakınmak v.s. dır. Ruh bünyemizin ihtiyaçları karşılanmazsa, o zaman da; susuz çiçekler gibi pörsür ve solarız, bunalımlara düşeriz, depresyonlara gireriz, kişilik bozuklukları gösteririz hayat çekilmez olur ve yaşamımız tehlikeye girer. Şairin dediği gibi; “ Ruha bir pencere açmazsa eğer ulviyat. Hani billahi ölümden de beterdir bu hayat.

Her ayımız Ramazan, her günümüz Cuma ve her gecemiz de Kadir olsun. Allah’ın, şefkati, rahmeti, bereketi ve mağfireti, peygamberin de şefaati inananların üzerine olsun. 

Selam, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
14°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 04:59
Güneş 06:24
Öğle 12:37
İkindi 15:59
Akşam 18:40
Yatsı 19:59

Gelişmelerden Haberdar Olun

@