İslam dininin özenle üzerinde durduğu en önemli konulardan biri de çocuk eğitimidir. Bilindiği gibi toplumun temeli aile, ailenin özü de çocuktur.

Kerim kitabımızın ifadesiyle çocuk; “Dünya hayatının süsüdür.”

Peygamberimizin ifadesiyle çocuk; “Cennet çiçeğidir,” “Gönül Meyvesidir”, “Berekettir” ,“Cennet kokusudur” , “Dünyada nur, ahirette sürur” dur.

Ayet ve hadislerde belirtildiği gibi en kıymetli varlığımız olan, kanımızdan canımızdan yaratılan, ümidimiz, istikbalimiz olan çocuklarımızı en güzel şekilde terbiye etmek hem dini ve hem de milli bir görevimizdir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), bir hadisi şeriflerinde; “Bir babanın evladına bırakacağı en güzel miras güzel terbiyedir.” buyurarak, çocuğun hem dünya hem de ahiret mutluluğunu gaye edinen terbiyeye dikkat çekmiştir. Terbiye, ilk planda çocuğun şahsiyetini geliştirme, olgunlaştırma faaliyeti olarak görülse de; geniş planda yarınki cemiyeti kurma gayretidir.

Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz; “Çocuğun babası üzerindeki hakkı güzel bir isim vermesi ve terbiyesini (eğitimini) güzel yapmasıdır.” buyurmaktadır.

Dolayısıyla çocuğun, ailesine, cemiyetine faydalı bir şekilde yetişmesi, ihtiyaç duyduğu bütün insani ve ahlaki faziletleri, sosyal kural ve toplumun davranışları, dini inanç ve değerleri öğrenmesi ve yaşaması, ruhi ve bedeni bakımdan sağlıklı, bilgili ve hünerli olabilmesi için ana babanın bütün imkanları kullanarak gayret sarf etmeleri gerekir.

İslam fıtratı üzere yani temiz bir yaratılışla, günahsız dünyaya gelen çocuğun eğitim ve terbiyesinde Peygamber Efendimizin prensiplerine, konuyla alakalı tavsiyelerine bakmak işimizi kolaylaştıracaktır.

“Kimin çocuğu varsa, onunla kucaklaşsın” buyuran Peygamberimiz (s.a.v) terbiyede çocuk psikolojisinin önemine; onun seviyesini anlamadan problemlerine gerçekçi çözüm bulunamayacağına dikkat çekmektedir. Efendimizin karşılaştığı bütün çocuklarla selamlaşması, onlarla şakalaşması, torunlarını ve diğer çocukları kucaklayıp öpmesi; onun prensiplerinden bazılarıdır.

Peygamberimiz terbiyede hiçbir zaman şiddet ve cezalandırma yöntemini kullanmamış, çocuğun hatasını yüzüne vurmayı, onu küçük düşürücü, alay edici sözler sarf etmeyi ona beddua etmeyi yasaklamıştır.

Yukarıda sunulan Peygamberi ölçüler içerisinde, çocukların manevi eğitiminde, rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazan ayından da, faydalanılmalıdır. Çocuk yaptığının iyi veya kötü olduğunu, faydalı veya zararlı olduğunu bilecek yaşa (6-7 yaş) geldiğinde, erkek çocukları babası, kız çocukları da annesi yanına alarak, teravih namazına götürmeli, camide çocuğunu yanına oturtarak, kimseyi rahatsız ettirmeden, çocuğun kendisi ile namaz kılmasına yardımcı olmalıdır. Çocuğun kendisi gibi, ebeveyni ile camiye gelen çocuklarla tanışmasına, dışarı çıkınca onlarla birlikte oynayıp neşelenmesine de yardımcı olunmalıdır. Böylece çocuk usul usul namaz ibadetine alıştırılırken, aynı zamanda aynı maksatla camiye getirilmiş çocuklardan arkadaş edinmesine, onlarla eğlenerek sosyalleşmesine de katkıda bulunulmuş olur.

İslam’ın şartlarından olan namaz ibadetine, teravih namazının kalabalık bir cemaatle ve kendi akranlarıyla kılınmasından mutlu olan çocuk, diğer zamanlarda da artık zaman zaman cami ve cemaate, bilhassa Cuma namazlarına götürülerek, namaz kılmaya alıştırılmalıdır.

Çocuklar on yaşına geldiklerinde, odaları ve yatakları ayrılmalı ve beş vakit namaz kılmaları zorlamadan, dövmeden, hoşuna gidecek sözler söylenerek ve vaatlerde bulunarak sağlanmalıdır.

Bilindiği gibi Ramazan orucu da, İslam’ın şartlarındandır. Oruç da, namaz gibi başlı başına bir ibadettir. Çocuğun bu ibadete alışmasında da, Ramazan ayından faydalanılmalıdır. Çocuk, yedi sekiz yaşına geldi mi, Ramazan ayının gelmesi yaklaşınca, yani üç aylar gelince çocuğa, oruçtan oruç tutmanın öneminden, sevabından akranlarından bazılarının ramazanda üç beş gün oruç tuttuklarından, bu yıl kendisinin de tutabildiği kadar oruç tuttuğu takdirde çok sevap kazanacağından, bu sevabın anne ve babaya da ulaşacağından, bunu yaptığı taktirde kendisinin ödüllendirileceğinden bahisle ramazanın başında, ortasında ve sonunda birer. İkişer veya üçer gün oruç tutması temin edilmelidir. Böylece usul usul oruç tutmaya alışan kız çocuğu on, erkek çocuğu da on iki yaşına geldi mi, artık Ramazan ayının farz olan orucunu tutması sağlanmalıdır.

Gösterilen bu gayretler sununda çocuk, İslam’ın; “ Kelime-i şehadet getirmek”, Namaz kılmak”, “Oruç tutmak”, “Zekat vermek” ve “ Hacca gitmek” ten oluşan beş şartından iki temel ibadete, Ramazan ayından istifade edilerek alıştırılmış ve başlatılmış olur. Bu sonuç hem çocuk ve ham de anne- baba için büyük bir manevi kazanımdır.

Yüce Allah (c.c.), çocuğun madden ve manen korunma görevini anne babaya vermiştir. Nitekim tahrim suresinin 6. Ayetinde; “ Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi (aile efradınızı) yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” buyrulmaktadır. Demek ki, aile reisi, aile fertlerinin iyi bir Müslüman olmalarından, İslam’ı yaşamalarından ve ahirete hazırlıklı olmalarından da sorumludur. Bu sorumluluktan kurtulmak da, onların maddi ve manevi eğitiminin zamanında ve usulüne uygun olarak verilmesi ile mümkündür.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de bir hadislerinde, “ Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden mesulsünüz” buyurmak suretiyle, aile fertlerinin her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaktan, iyi bir Müslüman olarak yetiştirilmelerinden, aile reisinin sorumlu olduğunu ifade buyurmuştur.

Öte yandan Ramazan ayındaki sahur heyecanından, oruç tutma gururundan, iftar etme ve teravih namazı kılanların kalabalığına katılma sevincinden de, çocukların manevi eğitiminde istifade edilebileceği unutulmamalıdır.

Netice olarak, anne- babaların evlatlarını iyi yetiştirmelerinde, onların bilhassa namaz ve oruç ibadetlerine alıştırılmalarında, bu mübarek Ramazan ayının feyiz ve bereketinden istifade etmeleri mümkündür demek istiyoruz.

Anne- baba yavrularının başarılı olması için onları her zaman takip ve kontrol etmeli, çocuklar da anne ve babalarının emeklerini boşa çıkarmamaya inançlı, bilgili, meziyetli ve başarılı birer insan olmaya gayret etmelidirler.

dünyasında anne- babaların çocuklarını, diğer medeni milletlerin gençleri ile her alanda mücadele edebilecek ve onlara üstün gelecek bilgi ve becerilerle, milli ve manevi değerlerine bağlı, ibadetli, yaratanıyla, aile fertleriyle, akrabalarıyla, komşularıyla ve tolumun tüm bireyleriyle barışık gençler olarak yetiştirmeye gerekli özeni göstermeleri gerekmektedir.

Hülasa Dinine, devletine, milletine, memleketine ve tüm insanlıga faydalı evlatlar yetiştirmek için üzerimize düşen görevlerimizi yerine getirmek, bize mutluluk, memleketimize güven vereceği gibi; öldükten sonra da ardımızda hayırlı bir evlat bırakmanın sevincini ahiret hayatında bize yaşatacağını unutmayalım.

Bu vesileyle bütün müminlerin Ramazanlarını tebrik ediyorum. Bu rahmet ve mağfiret ayının kişisel olarak af olmamıza, aile olarak saadet ve mutluluğu bulmamıza, millet olarak birlik, beraberlik, yardımlaşma ve dayanışma içerisinde kardeşçe yaşamamıza, İslam coğrafyasındaki mazlumların ahının dinmesine ve zalimlerin kahr-u perişan olmasına vesile olmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Allah cümlemizi ve bütün ümmet-i Muhammedi, Ramazan bayramına günahsız erişenlerden eylesin. Amin..

Ankara’dan selam, saygı, sevgi ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155