Rahva, Van Gölü-Muş-Bitlis üçgeninin tam ortasında, rakımı 2000 metreyi geçen bir yayladır. Muş, Bitlis ve Tatvan’ı birbirine bağlayan 3 yol, Rahva’da düğümlenir.
Anlatacağım olay, ta 1953 yılına ait. O tarihte bu yollar henüz 1 yıl önce yenilenmişti. Tabiatıyla haritada görüldüğü gibi “duble yol” değildi; hatta asfalt değildi. Yol, Rahva düzlüğünde, tabandan 3 metre yüksek olarak dolgu ile oluşturulmuştu. Rahva’nın kışı ve karı meşhurdu. Kışın bazan kar kalınlığının 3 metreyi bulduğu ve hatta telefon direklerinin tepesine basarak ayakkabı bağının bağlandığı rivayet edilirdi.



Aralık 1953... Muş’tan Bitlis’e ciple gidiyorduk. Az yağışlı, fakat çok soğuk bir gündü başlangıçta. (Ben Bitlis ve Muş Hidroelektrik santralleri inşaatlarının şantiye şefi idim.) Yolumuz Muş’tan Rahva’ya 71, Rahva’dan Bitlis’e 14 km. olmak üzere 85 km.den ibaretti. Öğleden sonra yola çıktığımıza göre akşam Bitlis’te olacaktık.
Biz ilerledikçe hava tipiye dönüştü ve hızımız çok düştü. Rahva’ya iyice yaklaşmıştık ki, kavşağa ulaşamadan yolda kaldık. Artık otomuz gitmiyor, tipiden ve karanlıktan önümüzü göremiyorduk. Kavşakta olduğunu bildiğimiz Taşhan’a yaya ulaşmaya çalışacaktık. Taşhan’da bizim gibi yolda kalanlar için çan çalınıyordu. Yönümüzü bu çan sesi ile bularak Taşhan’a ulaştığımızda gece olmuştu artık. Geceyi burada geçirecektik.
Tarihi Taşhan’ın içinde, mum ışığında, yerden 1 metre yükseklikte geniş bir ahşap kerevet vardı. Bunun üstünde bizim gibi buraya sığınmış 10-15 yolcu daha var. Bazılarının dağarcığından çıkan ekmekten biz de pay aldık. Kerevetin üstünde, sırtımızı taş duvara dayayıp, dizlerimizi karnımıza çekerek uyumaya çalıştık. Gece boyunca en az 2 defa uyanıp, şoförümün çizmeli bacağını karnımın üstünden ittiğimi iyi hatırlıyorum.
Sabah, çok erken dışarı fırladık. Enginlere kadar uzanan kar, parlak güneş altında öyle parlıyor ki, göz açmak zor. Unutulmaz bir manzara. Sıcaklık belki –30 derece.
Şoförüm, arabayı terkettiğimiz yere giderken ben, 15-20 kişi ile Bitlis’e doğru yola koyulduk. Kar yüksekliği 1 m.yi geçiyor ama, öyle donmuş ki, batmadan ve yokuş aşağı yürümek çok keyifli. Bitlis’e kadar bu keyifle 14 km. yürüdük. Şoförüm de akşama doğru geldi Bitlis’e... Arabasını yerinden oynatamamış.
Bitlis’te 2 gün kaldık. Bitlis şehir suyu şebekesini inşa eden müteahhit İbrahim beyin misafiri idim, her defaki gibi. (Bu olağanüstü iyi insan, arabası ile Diyarbakır’a giderken yolda önüne çıkan hastayı, önce, şoförün yanına yerleştirip kendisi arka açık kasada giderken, yanından geçen kamyondan fırlayan bir bidonun başına düşmesi ile vefat etti 2 yıl sonra... Allah rahmet eylesin...)
2 gün sonra Bitlis’ten, kiraladığımız kamyonla Muş’a hareket ettik. Rahva’da terkettiğimiz cipimizi de Muş’a bu kamyonla götürecektik. Hava güneşli ama müthiş soğuk. Karda güneşin parlaklığı göz açtırmıyor insana. Cipimizi, karla örtülmüş olmakla beraber zorlanmadan bulduk. Ama öylesine donmuş ki motor kapağını açmamız zor oldu. Kapağı kaldırınca şaşırdık kaldık. Motor boşluğu öylesine boşluksuz -konserve kutusu gibi- buzla dolu idi ki, yarı şeffaf buzdan bir kütle içinde motor ve eklentileri tek tek seçilebiliyor.
Cipimizi kamyona yükleyemedik; halatla arkaya bağlayıp Muş’a kadar çeke-çeke götürdük. 70 km.lik yol boyunca cipin tekerlekleri hiç dönmedi, kızak gibi kaydı. Havanın soğukluk derecesini anlatabildim sanırım.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155