04.11.2016, 01:05 425

PEYGAMBERİMİZİN, ÖĞRETME YÖNTEMLERİ-1

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Yüce Allah’ın insanlığa gönderdiği son ve makbul din, şüphesiz ki İslam dinidir. İslam dini, geçmiş semavi dinlerin ana özeti olmakla beraber, daha detaylı, yeni ve evrensel bir takım prensipler de getirmiştir. İnsanoğlunun kıyamete kadar ihtiyaç duyacağı maddi ve manevi her ihtiyacına cevap verebilecek nitelik, kuvvet ve kudrette olan bu kurallar da, kıyamete kadar geçerlidirler. Çünkü Allah katında geçerli olan son ve tek din, İslam dinidir.
Bütün varlık aleminin sahibi olan Allah (c.c.) bu son dini, insanlara tebliğ etmek ve öğretmek için, son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’i görevlendirmiştir. Hazreti Peygamber de, evrensel bir Peygamberdir. Nasıl ki İslam dini son ve evrensel bir dindir, yani tüm insanlığa gönderilmiş son dindir, Hz. Muhammet (s.a.v.) de, tüm insanlığa gönderilmiş son Peygamberdir.
Her peygamber gibi, sıdk, emanet, fetanet, ismet ve tebliğ sıfatlarına sahip olan Peygamber Efendimiz, tebliğ görevini üstün bir başarı ile yerine getirmiştir. Nitekim veda hutbesinde bu başarısını, sahabelerine de onaylatmıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) dini hem tebliğ etmiş ve hem de öğretmiştir. O nedenle Efendimiz ümmetinin hem tebliğcisi ve hem de öğretmenidir. O, Yüce Allah’tan aldığı emir ve yasakları (vahyi İlahiyi) hem insanlara tebliğ ediyor, hem de o emir ve yasakların, pratik hayatta nasıl uygulanacağını da öğretiyordu. O, bir konuyu muhataplarına öğretirken, kendine has bir takım yöntemler de kullanıyordu. Bu yöntemler bu gün bile eğitimcilerimizin hayranlıklarını gizleyemedikleri güzel yöntemlerdir. Mesela;       
Bir gün Efendimiz (s.a.v.) yakın çevresindeki insanlara, Yüce Allah’ın rahmetinin, mağfiretinin ve şefkatinin sonsuz olduğunu anlatıyordu. Onlara inanan bir insanın ne kadar günahkar olursa olsun, hatta o günahları ile cehennemin ateşini hak etmiş olsa bile, bir gün yaptığı kötülüklerden ve işlediği günahlardan pişman olurda, samimi ve geri dönülmeyen bir tövbe ile Allah’a sığınır, tövbe istiğfar eder ve affını dilerse, Allah’ın o kulunu affedeceğini, günahının çokluğuna bakmayacağını  anlatıyordu.
O arada Hz. Ömer’in anlattığına göre bir kadın da, pazarda gördüğü her çocuğa sarılıyor, kokluyor, bırakıp gidiyor bir başka çocuğa sarılıp kokluyor, onu da bırakıp bir başkasına koşuyordu. Nihayet kadın bir çocuğa sarıldı kokladı onu kucağına alıp bağrına basarak emzirmeye başladı. Bu hali gören Efendimiz, “ Kimdir bu kadın ne yapıyor öyle” diye sordu. Hz. Ömer, “ Ya Reülallah bu kadın çocuğunu kaybetmiş, pazarda gördüğü her çocuğa ağlayarak sarılıp kokluyor, sonra onu bırakıp bir başka çocuğa gidiyordu. Sonunda kendi çocuğunu buldu, bağrına basıp emzirmeye başladı” dedi.
Peygamberimiz (s.a.v.) az önce öğrettiklerinin ashabının kafasına yerleşmesi için bu fırsatı değerlendirerek şöyle buyurdu oradakilere; “ Ne dersiniz bu kadın önce kaybettiği, sonra da bulup bağrına basarak emzirmeye başladığı bu çocuğunu ataşe atıp yakar mı?” buyurdu. Dinleyeneler hep bir ağızda., “ Ateşe atmaz ve yakmaz ya Resulallah” dediler. Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v.), “ İşte bakın, bu anneye nispetle o çocuk ne ise, Allah’a nispetle kulu da öyledir. Bu annenin önce kaybedip sonra bulup bağrına basarak emzirmeye başladığı bu çocuğunu ateşe atıp yakmayacağı gibi, Allah’ da günah ve isyan ile kendisinden uzaklaşan, fakat sonunda pişman olup tövbe ederek kendisine dönüp sığınan kulunu huzura kabul eder, af eder ve ateşe atıp yakmaz” buyurdu. Böyle güzel bir örneği misal gösteren Peygamberimiz, sahabesinin bu konuyu ebediyen unutmayacak şekilde, iyi öğrenmelerini de sağlamış oldu.
Bir defasında da Peygamber Efendimiz arkadaşlarına beş vakit namaz kılmanın önemini anlatıyordu. Namazın müminin miracı, dinin direği olduğunu ve müminin kendisini, Allah’a eş koşmak, anne babaya asi olmak, adam öldürmek, zina etmek, kumar oynamak, devamlı içki içmek, gıybet etmek v.s. gibi büyük günahlardan koruduğu takdirde, beş vakit namazın her birinin, kendisi ile kendinden önceki namazın arasında işlenen küçük günahların affına vesile olacağını, böylece beş vakit namaz kılan ve kendisini büyük günah işlemekten koruyan müminin, her gününü günahsız ve tertemiz yaşamasını sağlayacağını anlatıyordu. 
Allah Resulü (s.a.v.), bu konunun da, muhataplarının kafasına iyi yerleşmesi için şöyle müşahhas bir misal vererek sağladı. Efendimiz anlattığı namazın insanı günah kirlerinden temizleyen çok önemli bir ibadet olduğunu anlatırken, dinleyenlerine şöyle bir soru sordu. “ Ne dersiniz, bir adamın kapısının önünden suyu temiz ve temizleyici olan bir nehir aksa, adam da bu nehirde günde beş defa yıkansa. bu adamda maddi kir bakımından bir şey kalır mı?” buyurdu. Dinleyenler hep bir ağızdan, “ Kalmaz ya Resulallah” dediler. Bu cevaba karşı şefkat peygamberi efendimiz şöyle buyurdu. “ İşte günde beş vakit kılınan namaz da böyledir. Nasıl ki o nehirde günde beş defa yıkanan adamda maddi kir bakımından bir şey kalmaz, tertemiz olursa, günde beş vakit namaz kılan adamda da manevi kir, yani günah kiri bakımından bir şey kalmaz”  buyurdu. Peygamber efendimiz bu konuda da, böyle güzel bir örneği misal göstererek ashabının konuyu artık unutmayacak bir şekilde, güzelce öğrenmelerini sağlamış oldu.                 
(SÜRECEK)
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
18°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@