25.04.2013, 00:00 914

PEYGAMBERİMİZ VE İNSAN ONURU

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

         “Onur” kelimesi, yabancı kökenli bir kelimedir. Kelimenin aslı Fransızca olup,“Honneur-onör” dür. “Onur” kelimesi bu kelimeden bozmadır.

          Onur kelimesi dilimizde; şeref, haysiyet ve vakar” karşılığı olarak kullanılmaktadır.(1)

          İnsan için en büyük onur, inanmak ve mümin olmak onurudur. Çünkü;  inanan insan hem dünyanın hem de ahiretin İlahi nimetlerinden istifade eder. Böylece hem bu dünya da ve hem de öbür dünya da onurlu ve mutlu olur, esenlik bulur. Bu ise, insan için en büyük şereftir, haysiyettir. İnanmayan kafirlere gelince, onlar dünyanın nimetlerinden istifade etse de, ahretin nimetlerinden mahrum kalırlar. İnanmamaları onları sadece mümin olma onurundan mahrum etmez, ahiretin şeref, haysiyet,  saadet ve mutluluğundan da yoksun bırakır.

         Bilindiği gibi Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatları vardır. Rahman sıfatıyla dünyada inanç ayırımı yapmadan bütün insanlara nimetlerini çalışmaları nispetinde verir. Ancak Rahim sıfatıyla da ahiretin nimetlerini sadece müminlere verir, mümin olmayanlar ahiretin nimetlerinden mahrum kalırlar. Bu İlahi nimetlere ermek de insan için en büyük onurdur, şereftir. (2)

           İslam dininde zorlama yoktur. Allah insanı bu konuda serbest bırakmıştır. Bakara suresinin 256. ayetinde; “Dinde zorlama yoktur” buyuran Rabbimiz, Kehf suresinin 29. ayetinde de; “ Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin mümin olsun, isteyen inkar etsin kafir olsun…” buyurmak suretiyle, dileyenin inanarak onurlu yolu seçebileceğini, dileyenin de inkar ederek kendi eliyle kendini bu onurdan mahrum bırakarak, haysiyetsizliği seçebileceğini beyan etmektedir.

          Gerçek onur, şeref, haysiyet, vakar ve zafer Yüce Allah’ın yanındadır, O’na inanmaktadır. Bunları başka yerlerde aramak yanlıştır ve münafıklık alametlerindendir. Çünkü Kur’an-ı Kerimde mealen;  “O münafıklar ki, müminleri bırakarak kafirleri dost ediniyorlar. Yoksa onur, izzet, şeref ve haysiyeti onların yanında mı arıyorlar? halbuki bütün onur, izzet, şeref, haysiyet ve zafer Allah’ın yanındadır” buyruluyor.(3)

          Hz. Ömer (r.a.), işinde bir Yahudiyi çalıştıran Ebu Musa El Eşari’ye;  “Canı çıkasıca adam çalıştıracak bir Müslüman bulamadın mı?” deyince, El Eşari Hz Ömer (r.a.)’ e; “ Ya Ömer (r.a.) O’nun dini kendine ama işte iyi çalışıyor” demiş. Hz. Ömer (r.a.) de Eşariye; “ Ne yani, Allah’ın alçalttığını biz mi yükselteceğiz?” buyurarak, imansızlığın onursuzluk ve haysiyetsizlik olduğunu ima etmiştir.

         Tin suresinin 4. Ayetinde; “ Gerçekten biz insanı en güzel biçimde yarattık” buyuran Cenab-ı Hak, isra suresinin 70. ayetinde de; “And olsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık” diyerek insanın yaratılıştan şeref, onur ve haysiyet sahibi bir varlık olduğuna dikkat çekmiştir.

          Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, içinde yaşadığı toplumun her kesiminden insanları, muhtelif zamanlarda, çeşitli mekanlarda, değişik vesilelerle muhtelif şekillerde onore etmiş, şereflendirmiştir.

        Mesela veda haccında, yaklaşık 125 bin kişiye hitaben; “ Bu Kurban Bayramı gününüz , bu zilhicce ayınız, bu Mekke şehriniz ne kadar saygın ise; kanlarınız, mallarınız, onur, şeref ve haysiyetiniz de aynı şekilde saygın ve şereflidir, dokunulmazdır……Dikkat edin! Müslüman Müslümanın kardeşidir, müslümana gönül rızası olmadan kardeşinin malı helal olmaz…..” buyurarak her Müslüman, şeref, haysiyet ve onur sahibidir ve bu nitelikleri de dokunulmazdır demiştir. .(4) 

           Rabbimizin sevgilim dediği, alemleri nuruyla yarattığı, alemlere rahmet olarak gönderdiği ve büyük şefaati kendisine verdiği sevgili Peygamberimiz; insanın onurunu, değerini, şeref ve haysiyetini bu söz ve söylemleri ile asırlar öncesinden bütün dünyaya ilan ve deklere ediyordu. Çünkü O, beşerin cahiliye döneminde kaybetmiş olduğu ve özlemini çektiği bu hasletleri ve bu meziyetleri yeniden kazanmaları için, Alemlere Rahmet olarak gönderilmişti.

          Şefkat Peygamberi, insanlar arasında hiçbir yönden fark gözetmezdi. Yeri gelir çocuklarla arkadaşlık yapar, yeri gelir gençlerle sohbet eder, zamanı gelir hanımların dertlerini dinler, insanların her türlü sorunu ile ilgilenirdi.  O, konuştuğu kişilere dönerek ve yüzüne bakarak konuşur, konuşanı dinlerken sağa sola bakmaz, sözünü kesmezdi. Efendimiz bu hareketleriyle kim olursa olsun, insanın saygın ve onurlu bir varlık olduğunu, küçümsenemeyeceğini gösteriyordu.                                       

          “Küçüklerimize sevgi ile muamele etmeyen bizden değildir” (5)  buyuran Peygamberimiz, bütün çocukları onurlandırmıştır.

           Sevgi Peygamberi Efendimiz bir gün, bayram namazından evine geliyordu. Yolda oynayan çocukları gördü. Her kes bayramlık elbiselerini giyinmiş bayramın sevinci ile şen şakrak oynuyordu. Çocuğun biriside üstü başı perişan, sanki onun için bayram gelmemiş gibi bir kenara çekilmiş süklüm püklüm oturuyordu. Efendimiz çocuğun yanına gitti. Neden arkadaşlarına katılıp oynamadığını sordu.  Çocuk, babasının Rasulullah’ın savaşlarından birisinde şehit olduğunu, annesinin de bir başkasıyla evlendiğini ve kendisini ihmal ettiğini, bayramlık elbisesinin ve bayram harçlığının olmadığını, bu nedenle neşesi olmadığı için çocuklara karışıp oynayamadığını söyledi. Rasulullah çocuğun elinden tutarak; “ Gel bizim eve gidelim, Peygamber baban, Hz. Aişe annen, Hasan ve Hüseyin de kardeşlerin olsun ister misin?” dedi. Çocuk kendisi ile böyle yakından ilgilenen kişinin Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğunu anladı ve “ İsterim Ya Rasulullah” diyerek efendimizin elini tutup evine geldi. Aişe Validemiz onu yıkadı, temizledi, taze elbise giydirdi, karnını doyurdu ve cebine bayram harçlığını da koyarak çocuklarla oynamaya gönderdi, o da çocuklara karışarak neşeli bir şekilde oynamaya başladı. Çocuğun eski halini bilen ve yeni durumunu gören diğer çocuklar; “ Ne oldu sana böyle” deyince, çocuk olanları anlattı. Arkadaşları ona; “ Hz. Muhammet bizim de babamız, Aişe bizimde annemiz, Hasan Hüseyin bizim de kardeşimiz olsaydı” diyerek ona imrendiklerini ifade ettiler. Evet, sevgi peygamberi çocuğu şefkatle bağrına basmış, ona yetimliğini unutturacak bir onur ve şeref kazandırmıştı, Peygamberin manevi evladı olmak onurunu ve şerefini.

          Bir defasında da, Ebu Umeyr isimli bir çocuk, çok sevdiği kuşu öldüğü için ağlayıp gözyaşı döküyordu. Bu komşu çocuğuna giderek onu teselli etmiş, hem çocuğu hem de ailesini şereflendirmişti Efendimiz.(6)

         Peygamber Efendimiz gençlere çok güvenir, onlara büyük önem verirdi. Hatta bu güven duygusundan dolayı onlara önemli görevler vererek onurlandırırdı.  Gençler de Peygamberin kendilerine duyduğu güvene layık olmak için verilen görevleri canla başla yaparak muvaffak olurlardı. Genç sahabelerden Zeyd, yüce Nebinin vahiy katipliğini, Üsame, önde gelen sahabilerin de yer aldığı orduya komutanlık yaptı, Muaz Yemene vali tayin edilmiş ve daha yirmi yaşlarında bulunan Cafer ise Habeşistan kıralı Necaşi’nin karşısında İslam’ı savunmuştu. Ve rahmet peygamberi gençler için;  Allah’ın gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer gününde, bu gölgeden istifade edecek olan bahtiyarların içinde, Rabbine itaat ederek yetişen gençlerin de olacağını haber vererek, onları onore etmiş ve şereflendirmiştir. (7)

        Hz. Muhammed (s.a.v.) bir sevgi ve merhamet elçisidir. Güneşin her şeyi aydınlattığı gibi O’ da bütün insanları şefkat ve merhametiyle kucaklamıştır. Çünkü O, bütün insanlığın Peygamberidir. O’nun insanları davet ettiği şey; kanlı ve kirli savaşların olmadığı, Etnik çatışmaların bulunmadığı, işgallerin ve sömürülerin olmadığı barış, güven ve huzur dolu bir dünyadır. Bu gün insanlık, O’nun aydınlık yolundan uzaklaştığı için, karanlıklar içinde bocalamaktadır. O’nun dünyasındaki mal can ve namus güvenliğini karanlıklar içinde aradığı için de bulamamaktadır.

             Efendimizin dünyasında insanlar Allah yarattığı için, tıpkı bir tarağın dişleri gibi eşittir. Soyuna  sülalesine, rengine, diline ve inancına bakılmadan insan insandır.

             Peygamberimizin düşmanlarından ve müşriklerden olan Adi bin Hattim diyor ki; “Bir gün Peygamberi görüp, O’nu kızdıracak sorular sormak, söylediklerine itiraz edip karşısına dikilmek için Mescidin önüne gittim. Mescid-i Nebinin cemaati namaz kılmış çıkıyorlardı. Hz. Muhammed beni görünce sıcak ve samimi bir eda ile; “ Ooo Adi bin Hattim! Ne yapıyorsun burada, hoş geldin, haydi bizim eve gidelim sana bir şeyler ikram edeyim”dedi. Elimden tuttu evine götürdü. Evinde oturmak için içi ot dolu bir minder vardı. Onu benim altıma verdi, kendisi boş yere oturdu, hal hatır sordu. Eğer O istese evinde daha çok ve güzel eşyaları olabilirdi. O’nun bu mütevazi hayatı ve düşmanı olduğumu bildiği halde bana böyle davranması karşısında, O’nun Hak peygamber olduğuna inandım ve orada kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldum. Bir daha da O’na ve peygamberliğine yanımda kimseye söz ettirmedim.”

         Peygamber Efendimiz kimliğine kişiliğine bakmadan insanı böyle onurlandırırdı. Bir gün sahabelerle oturuyorlardı. Önlerinden bir cenaze geçti. Raslullah cenazeyi görünce ayağa kalktı ve saygı gösterdi. Arkadaşları O’na, cenazenin Müslüman cenazesi olmadığını söylediler. Bunun üzrine gönüller sultanı Efendimiz onlara; “ Olsun o da bir insan değil mi?” cevabını verdi. (8) Çünkü O’na ve getirdiği sisteme göre insan, yaratılıştan onurlu, şerefli ve saygın bir varlıktı.

         Sevgi Peygamberi Efendimiz;  “ Cennet annelerin ayakları altındadır”, “Kim bir, iki veya üç kız çocuğunu iffet ve namusuyla yetiştirerek evlendirirse, Allah o kimseye cennetinde köşk verir.” ve “Sizin hayırlınız kadınlarına iyi davranandır.” (9) sözleriyle, kadınları onurlandırmış, kız çocuklarını diri diri toprağa gömülmekten kurtarmış; onları, toplum içinde ve sosyal hayatta saygın bir yere koyarak, onur,şeref ve haysiyetiyle yaşama hakkına kavuşturmuştur.

          Devri Saadette, Mescidi Nebeviyi silip süpürerek, temizleyen Ümmü Mihcen isimli bir kadın vardı. Allah Rasulü bir müddet onu mescitte göremeyince, nerede olduğunu sordu. O, öldü dediler. Efendimiz; “ Keşke bana haber verseydiniz” diyerek hanımın mezarına gitti ve cenaze namazı kıldırarak dua etti. (10)

           İki cihanın serveri, insin ve cinin Peygamberi olan Rasulullah; “ Büyüklerimize saygı ve hürmet göstermeyen bizden değildir.” buyurarak yaşlıları onurlandırdı. Efendimize, Mekke’nin fethinde Ebu Bekir yüz yaşına gelmiş babasını getirdi. Şefkat Peygamberi; “ Keşke bu ihtiyarı buraya kadar yormasaydın. Ben onu ziyaret ederdim.” diyerek yaşlılara duyduğu saygıyı ifade etmiş ve onları, ayaklarına gidilmeye layık şerefli ve onurlu insanlar olarak nitelendirmiştir. 

           Asırlarca önce Peygamberimiz; “İstanbul elbet bir gün feth olunacaktır. O’nu feth eden komutan ne güzel komutan ve onu feth eden asker ne güzel askerdir.” (11) buyurarak, Müslümanlara İstanbul’u feth etmeyi bir hedef olarak göstermiştir. Nitekim bu hedefe ulaşmak ve Peygamberin işaret ettiği övgü, şeref ve onura layık olmak için Müslümanlar İstanbul’u 12 defa kuşatmışlardır. Nihayet bu şeref ve onura, İstanbul’u feth eden Fatih Sultan Mehmet Han, O’nun güzide askerleri ve onların nezdinde, o ordunun bağrından çıktığı büyük milletimiz nail olmuştur. Bizler bu büyük milletin yetmiş altı milyon evladı olarak Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Allah milletimizden ve büyüklerimizden razı olsun. Allah devletimize Milletimize zeval vermesin, büyük Milletimizi ve güçlü devletimizi ebediyen payidar eylesin.  

           Allah Rasulü görme özürlü olan Ümmü Mektum’u müezzinlik görevine getirerek ve sefere çıkarken kendi vekaletini üç defa ona vererek onun şahsında bedensel özürlüleri de onurlandırmıştır.          Yine Peygamber’imiz  (s.a.v.), bedensel özürlü olduğu için kendisini toplumdan tecrit ederek, çölde yaşayan Zahir ismindeki bir sahabeyi, zaman zaman ziyaret ederek gönlünü alıyordu. Zahir bir gün kendisinsin hiçbir değerinin olmadığını söyledi. Efendimiz ona; “Hayır sen hiçte değersiz değilsin. Bilakis Allah katında çok değerlisin.” demek suretiyle onu onurlandırdı. Her iki misalden de anlaşılacağı üzere dinimiz İslamın nezdinde insan insandır, bedensel özürlü de olsa insan olma şeref, haysiyet, onur ve vakarına herkes kadar layıktır. (12) 

            Peygamber’imiz (s.a.v.),Allah’tan aldığı emirleri insanlara bütün zorluklara rağmen, yılmadan, usanmadan, korkmadan ve çekinmeden büyük bir azim ve cesaretle tebliğ etmiştir. Bu konuda O’nu kimse engelleyememiştir. Zaman gelmiş Mekke müşrikleri O’na; “ Gel seninle anlaşalım, bir sene sen bizim putlarımıza tap, bir sene de biz senin Allah’ına tapalım” demişler. Efendimiz onlara Allah’ın izniyle; “Sizin dininiz size, Benim dinim de bana” cevabını vermiştir. (13) Taifliler bir gün  Rasulullah’a gelerek; “ Biz senin peygamberliğini kabul ediyoruz, imanın ve İslam’ın şarlarına inanıp eksiksiz yerine getireceğiz, sadece bize bir sene mühlet ver, o zaman gelince uygulayalım demişler. Efendimiz onlara; İslam ve iman şartlı kabul edilemez, o bir teslimiyettir, şeksiz, şüphesiz ve hemen şartsız kabul  etmelisiniz” buyurmuştur. Yine bir keresinde de, müşrikler Peygamber Efendimize amcası Ebu Talip’i göndermişlerdi. Amcası O’na; “Ya Muhammed! müşrikler Muhammed zenginlik istiyorsa O’na istediği kadar mal mülk verelim. Başımıza Kral olmak istiyorsa O’nu Kral yapalım. Eğer ki kadın istiyorsa Mekkenin en güzel kadın ve kızlarını ona verelim, sadece O, yeni bir din getirdim iddiasından ve putlarımızın aleyhinde konuşmaktan vaz geçsin diyorlar, bir düşün bakalım bu teklife ne dersin?” dedi. Efendimizin cevabı net ve kesindi amcasına. “ Ey amcacığım! Müşrikler, bana bu vaat ettiklerini vermek değil, bir elime güneşi, öbür elime de ayı koysalar ben yine bu Hak davamdan asla vazgeçmem” buyurdu. O yüce bir peygamber ve büyük bir insandı. Davasında sadık ve samimiydi.

           Kainatın efendisi ve insanlığın önderi olan Peygamberimiz, mütevazi bir insandı. O, insanları onurlandırırdı, asla mahcup etmezdi. Bir defasında Mescidi Nebevide ibadet ederlerken, yeni Müslüman olmuş, İslam’ın kurallarını ve sosyal hayatın inceliklerini bilmeyen bir bedevi, mescidin içinde insanlara arkasını dönerek, mescidin duvarına küçük abdestini yaptı. Bu durumu gören Hz. Ömer, heme yerinden hışımla fırlayarak bedeviyi dövmek istedi. Efendimiz; “ Sakin ol ya Ömer! O adam o işin nezaketini bilse bunu yapmazdı.” dedi. Sonra bedeviye burada böyle şeylerin yapılamayacağını ve toplumsal hayatın bazı kural ve kaidelerini anlattı, Hz. Ömer’e de, “Oraya üç kova su dökün” buyurdu. Böylece, işin nezaketini bilmeyen bedevinin, dövülerek mahcup edilmesine rıza göstermek yerine, onu muhatap alıp, ona sosyal hayatın bazı gereklerini öğreterek onu onurlandırmış ve adamın mahcubiyetini önlemiştir. 

          Bir gün huzuruna gelen bir kişinin titrediğini, ezilip büzüldüğünü ve mahcup olduğunu görünce, adama; “ Sakin ol kardeşim! Ben Kral değilim Melik değilim, ben Kureyş’in,  güneşte kurutulmuş kuru et yiyen bir dul kadınının oğluyum, Benden korkmana ve çekinmene lüzum yok rahat ol.” buyurarak, kedisinin tevazuunu göstermiş, adama da kafasını dik tutmasını, şahsiyetli ve onurlu bir insan olduğunu hatırlatmıştır.

         Rahmet Peygamberi; “Bana hayatta üç şey sevdirildi, gözümün nuru ve dinin direği olan namaz, güzel, ahlaklı, saliha bir kadın ve güzel koku.” buyurarak, bu üç nimetin insana, şahsiyet, şeref ve haysiyet kazandıracağına işaret etmiştir. 

         Gönüllerin sultanı Efendimiz daima; haklının, mazlumun, yoksulun ve zayıfın yanında olmuş, insanların kalplerini feth etmiştir. Bundan dolayıdır ki, on yıl gibi kısa bir zaman içerisinde üç milyon km. karelik bir toprak üzerinde devlet kurmuş, toprakları kuzeyden Irak ve Filistin’e kadar ulaşmıştır.

          Bu gün insanlık alemi; O’nun eşsiz Peygamberliğine, erişilmez şahsiyetine, görülmemiş tevazu ve dürüstlüğüne, emsali olmayan onur, vakar, şeref ve haysiyetine hayrandır. İnsanlık, O’nun getirdiği İlahi ilke, kaide, kural, prensip ve mesajlarına da her zamankiden daha çok muhtaçtır. 

         Hamt, Rahman ve Rahim olan Alemlerin Rabbine, Salat ve Selam İnsanlığın sultanına olsun.

         Selam, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
20°
az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@