17.01.2014, 00:08 344

ÖNEMLİ OLAN, MİLETİN MENFAATİDİR

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

İslam dininde insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittirler. İnsanların soy-sop, makam-mevki, zenginlik-fakirlik, kadınlık-erkeklik, yaşadığı coğrafya ve mensup olduğu millet bakımından kesinlikle birbirlerine üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük bu vasıflarla değildir. Allah katında insanların üstünlüğü, takva sahibi olmalarından veya olmamalarındandır.
İslam dininin birinci kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'e göre insanlar aynı menşeden gelmişlerdir. Aynı anne ve aynı babadan türemişlerdir. İnsanın cevheri de topraktır. İnsan balçık halindeki çamurdan yaratılmıştır. Binaenaleyh cevher bakımından insanlar aynıdır. O nedenle Allah (c.c) Kur'an-ı Kerim'de; “Bazınız bazınızdandır” buyurmuş, buradan ilhamla Şeyh Sadi Şirazi de; “Beni adem, a’zayı yek gevherest” yani, “Adem oğlu tek cevherdendir” demiştir.
Evet insanlar aynı anne ve aynı babadan yani, Adem ata ile Havva anadan türemişlerdir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in Nisâ Suresi’nin 1. ayetinde mealen; “Ey insanlar! sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da, eşini yaratan ve ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar (üretip) yayan, Rabbinize karşı gelmekten sakının” buyrulmaktadır. Bu ayette “ondan da” ifadesi “onun türünden” şeklinde de anlaşılabilir.
Yine bu konuda Hucurat suresi’nin 13. ayetinde de mealen;“Ey insanlar! doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, Allah'a karşı gelmekten en çok sakınanınızdır (yani takva sahibi olanınızdır). Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilir, hakkıyla haberdardır” buyrulmuştur.
Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi insanlar; aynı cevherden yaratılmış, aynı anne ve aynı babadan türetilmişlerdir. Üstünlükleri ise, sahip oldukları bedenî ve malî yönlerinden, yani maddî yönlerinden değil, manevî yönlerindendir, yani takva yönündendir.
Hz. Adem aleyhisselamla Hz. Havva'dan çoğalan insanlar; bulundukları coğrafyanın ve iklimin şartlarına göre, yeryüzünde çeşitli renk ve dilde küçüklü büyüklü topluluklar meydana getirmişlerdir. Küçükten büyüğe bu topluluk, kabile ve milletlerin oluşumunun esas sebebi, kitlelerin birbirlerini tanıyıp anlaşması ve kaynaşması olduğu ayetten anlaşılmaktadır. Burada bir bakıma soy sopla öğünme yerine, birleşmek ve bütünleşmek öngörülmekte ve esas alınmaktadır. Ayrıca; Allah'ın yanında en makbul insanın da, Allah'tan en fazla çekinen, emirlerini tutup yasaklarından kaçmada en fazla özen gösteren ve böylece takva sahibi olmayı başaran insanlar olduğu da, keza ayetten anlaşılmaktadır.
Peygamberimiz de insanların aynı menşeden geldiklerini, eşit olduklarını, üstünlüğün sadece takvada olduğunu beyan ederek Veda Hutbesi'nin bir bölümünde; “Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Adem'densiniz. Adem ise topraktandır. Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap olana üstünlüğü yoktur. Keza; kırmızı renklinin siyah renkliye, siyah renklinin de kırmızı renkliye üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva yönündendir” buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz sahabeyi kiramdan Ebu Zer’e (ra) hitaben de, “Ya Eba Zer! Sen Allah'a olan takvanla insanlara üstünlük elde etmedikçe, ne kırmızıdan, ne siyahtan, ne Arap ve ne de diğer insanlardan üstün değilsin” buyurmuş ve üstünlüğün ancak takva ile olacağına dikkat çekmiştir. Allah Resulü (sav) bir hadislerinde de mealen; “İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittirler, hiç kimsenin başkası üzerinde (Allah korkusu hariç) bir üstünlüğü yoktur” buyurarak yine, üstünlüğün Allah katında ancak takva ile olacağını vurgulamıştır.
Dinimizde insanlar eşittir. Soy-sop üstünlüğü yoktur. İnsanların; sahip olduğu maddî imkanlar, bulunduğu sosyal konumlar bakımından değil ancak, dini vecibelerini, İslam’ın sahih kaynaklarına göre riyasız yaşayarak, ibadetlerini kemal derecesinde yaparak, emirlerinin ifasında, nehiylerinden de sakınılmasında özen göstererek yaşamak sureti ile elde edilecek ’takvaca’ Allah katında üstünlükleri vardır.Görülüyor ki, ayetler bunu haber vermekte, Peygamber Efendimiz de buna işaret etmektedir.
Bütün bu ayet ve hadislerle gösterilen gerçeklere rağmen, insan kendisini; mensup olduğu millet, sahip olduğu maddi imkan, bulunduğu makam ve mevkiden dolayı, diğer insanlardan üstün görme gibi bir yanlışlığa düşüyorsa, büyük günah işliyor demektir. Çünkü İslam’da, birlik beraberlik ve kardeşlik esas alınmıştır.
Buna rağmen, bu tür düşünen ve davranan kişilerin yanlışları nedeniyle, birlik, beraberlik ve kardeşlik duygu ve düşüncelerinin yerini, ayrılıklar, guruplaşmalar ve karşılıklı kin-nefret ve düşmanlıklar almakta, insanların ve toplumların huzuru bozulmaktadır.
Bu gün ülkemizde ve dünyadaki kavga, kargaşa, fitne-fesat, terör anarşi ve oluk oluk insan kanı akmasının sebebi de, bu değil midir?
Vatanımızın yer altı yer üstü zenginliklerinden ve diğer her türlü imkan ve nimetlerinden, kardeşlik duygu ve düşünceleri içerisinde, adil bir paylaşımla istifade ederek, huzur, güven ve mutluluk içerisinde yaşamak varken, bu yanlışlara saparak bir takım insanların ve gurupların kendi süfli çıkar ve menfaatları için, hayatı hem kendilerine, hem de başkalarına zehir etmenin ne anlami vardır.
Bir geminin hedeflediği limana gidebilmesi için su almaması, su almaması için de, gemiyi meydana getiren ahşap, demir, sac v.s. gibi unsurların birbirine, aralarından su sızdırmayacak şekilde kenetlenmiş olması gerekir. Eğer gemiyi oluşturan parçaların arasında bu sıkı kenetlenme olmazsa, gemi içine su alarak alabora olur ve batar. Yani gemi, gitmek istediği limana varmadan batar gider. Nitekim denizlerin altında bu sebepten batan nice gemiler vardır.
Milletler de zaman deryasına açılmış bir gemiye benzerler. Millet gemisinin taşıdığı bayrağı hedeflediği limanlara şanla, şerefle götürebilmesi için de, milleti meydana getiren fertlerin, o milletin ali çıkarları için kendi çıkar ve menfaatlerini bir tarafa bırakarak, bir birine sarılıp kenetlenmesi, Allah’ın emrettiği birlik-beraberlik, kardeşlik, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar. Aksi halde fertler arasında; soy sop, inanç, mezhep, bulunduğu bölge, mensup olduğu kabile, sülale, parti, cemaat, tuttuğu takım, sahip olduğu makam mevki, maddi imkanlar v.s bakımlarından ayrılık, gayrılık gözeterek, anlaşmazlığa düşerlerse, o zaman millet gemisi de su alır, batar gider. Tabii bu unsurların hepsi de o gemiyle yok olup giderler. İnsanlık tarihi de milleti meydana getiren unsurların arasındaki, bölünüp parçalanmadan, bir birleriyle yaptıkları kavga, dövüş ve savaşlardan dolayı batıp gitmiş, ancak kitap sayfalarında isimden ibaret kalmış milletlerle doludur.
Konuyla ilgili olarak Peygamber Efendimiz de ; “ Milletler bir geminin yolcuları gibidirler. Geminin bütün katlarındaki yolcular uyum içinde olmalı, bir birinin hakkına hukukuna saygı duymalıdırlar. Eğer alt kattaki yolcuların güverteye çıkarak ihtiyaçları olan suyu almalarına, diğer katlardaki yolcular müsaade etmezlerse, alt kattakiler su ihtiyaçlarını, bulundukları yerden gemiyi delerek giderirler. Delinen gemi su alıp batar, o zaman da geminin bütün yolcuları sularda boğulup giderler” buyuruyor.
Demek ki; bir ülkenin doğusunda batısında, kuzeyinde ve güneyinde yaşayan bütün vatandaşları, din, dil, mezhep, aşiret v.s. farkı gözetmeksizin milli çıkar ve menfaatler etrafında kenetlenmek mecburiyetindedirler. Bu hal, milletin var olması ve varlığını devam ettirmesi için, olmazsa olmaz asgari müşterektir.
Bir milletin içinde, o milletin sağladığı imkanlarla sahip olduğu güç ve kudreti, o milletin aleyhine kullanarak, milletin bölünüp parçalanmasına, güç zaafına uğramasına, yabancılara, dış düşmanlara ve onların iş birlikçilerine karşı koyamaz hale gelmesine sebep olmak, o millete yapılacak en büyük ihanettir, affedilmeyecek bir hatadır. Bu ihaneti yapanları, o millet af etse bile Allah af etmez.
İslam Dininde yasalar caydırıcıdır. Ferdin yaşama hakkının ve toplumun huzurunun korunması her şeyin üstündedir. O nedenle bir toplumda, ayrılıklara, ölümlere, fitne fesada, terör ve anarşiye sebep olanların cezası, yaptığı veya sebep olduğu tahribatla orantılı olarak; ya öldürülmek, ya idam edilmek, ya çapraz vari el ve ayağının kesilmesi veya sürgüne gönderilmektir.(maide 33)
Dinimizde esas olan; ferdin, ailenin ve toplumun huzur ve güven içerisinde, doğuştan sahip olduğu hakları ihlal edilmeden yaşamasıdır. Bu ortamı ihlal edenler, kimliğine bakılmaksızın cezalandırılır. Çünkü Peygamber Efendimiz; “Adalat mülkün temlidir, suçlu kızım Fatıma da olsa eli kesilir” buyurmuştur.
İzmir’den selam, saygı ve dua ile.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
18°
parçalı bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 21 Eylül 2020
İmsak 04:55
Güneş 06:20
Öğle 12:38
İkindi 16:04
Akşam 18:47
Yatsı 20:06

Gelişmelerden Haberdar Olun

@