Kademoğlu:
3- 24 Kasım “Öğretmenler Günü”. Bu soylu-onurlu mesleğin emekçisi ve emeklisi olma gururunu taşıyorsun. Ben öğretmenin emeklisi olmaz derim hep. Gördüm ki siz böyle öğretmenlerdensiniz. Tevazu-bilgi-birikimi kitaplaştırmak çabanız saygıya değer.
Gündoğar:
-Sizin de belirttiğiniz gibi gerçek anlamda öğretmenlik yapmış olanlar Milli Eğitim bünyesinden emekli olsalar da emekli olmuş sayılmazlar. Çünkü onlar, yaşamları boyu edinmiş oldukları birikimlerinin ışığında, kültürel, sanatsal ve bilimsel bağlamdaki çalışmalarını hiç durmadan sürdürürler. Farklı yazınsal türde kitaplara dönüştürdükleri yapıtlarını çocuklar, gençler ve yetişkinlerle buluştururlar. Ayrıca açık oturum, panel ve söyleşi günlerinde izleyici ve okurla buluşmak, onlar için en büyük mutluluk kaynağıdır.
Öğrencilik yıllarımda okul gazetesi “Hakikat’ül Meş’ale” de şiirlerim yayımlanmıştı. Gazetenin adı neden “Gerçek Işık” değildi de “Hakikat’ül Meş’ale” idi, bunu bugün bile anlayabilmiş değilim.
Kademoğlu:
-Bu arada eğitim sürecinizi ve öğretmen olma serüveninizi de anlatır mısınız?
Gündoğar
-İki ağabeyimin de Köy Enstitülü öğretmen olduğunu belirtmiştim.. Onları devlet okutmuştu. Bense ilkokuldan sonra Çorum’da bir yıl dayımın yanında kalıp ortaokula devam ettim. Lise birdeki oğlu bana dirlik vermedi. İkinci yıl da Çorum’un bir köyünden kente taşınmış babamın asker arkadaşının yanında kaldım. Onların da birisi evli üç oğlu, bir kızı vardı. Nüfusları kalabalıktı. Orda kaldığım bir öğretim yılı onlar için de benim için de sıkıntılı oldu elbet. Yine de yanlarında kaldığım rahmetli Sadık Bülbül amcayla, eşine ve çocuklarına sonsuz teşekkür borçluyum. Okulumuzun son katı boştu. Burası benim gibi yoksul öğrenciler için yatakevine dönüştürülmüştü. Son iki yılımı da bir somya, bir yatak, bir yorgan bir de yastık getirerek, yıllık 25 lira karşılığında burada geçirdim. Soğuk kış günlerinde, soluğumuzla ısınıyordu kaldığımız yer. Yemek konusu ise işin en zor yanıydı. Çeyrek ekmek, simit, çay, zeytin, peynir, mevsimin özelliğine göre domates, salatalık gibi sebzeleri ekmeğime katık ederdim. Arada bir aşevinde çorba içme olanağı bulduğum gün, düğün bayramdı benim için. O iki yıl çok açlık ve yokluk çektim. İki öğretim yılını da böyle tamamladım. (Ortaokulumuz dört yıllıktı.) Ortaokuldan sonra babam, ekonomik yoksulluğunu gerekçe göstererek beni okutamayacağını söyleyip liseye yazdırmadı. Benim için karabasan dolu günler, haftalar, aylar başlamıştı. Oysaki okumak istiyordum. Kendimi paralarcasına köyde bağda bahçede yapılacak işlere verip, bedensel olarak bir ırgat gibi çalışmaya başladım. İyice içime kapanmıştım.
İki yıl aradan sonra bir fırsat doğdu benim için. 1961 yılı yaz döneminde Milli Eğitim Bakanlığı buyruğuyla Çorum’da, Çorum İlköğretmen Okulu bünyesinde “muvakkat öğretmenlik” yani, “geçici öğretmenlik” kursu açılacağı duyumunu aldık. Başvurup, giriş sınavını kazandım. İki aylık kurs sonrası bitirme sınavını da başararak 18 yaşımda “geçici öğretmen” oldum. 1961 yılında ortaokul diplomalı geçici bir öğretmen olarak başladığım mesleğimi çok sevdim. Görev yerim Sungurlu ilçesinin Büyükpolatlı köyüydü. 18 yaşında köyün “Tıfıl Muallimi”ydim. Bu sıfatı bana yaşımdan da küçük göründüğüm için köylü takmıştı. Üstelik köyde benden bir yıl önce göreve başlamış, 25 yaşlarında kelli felli bir yedek subay öğretmen vardı. Ben kurs mezunu olduğum için okul müdürlüğü bana verilmişti Milli Eğitimce. Bir buçuk yıl sonra, 20 yaşımda askere alındım. Ankara Mamak Muhabere Okulunda iki yıllık askerliğim sonrası Çavuş olarak terhis edildim. Ardından Çorum İlköğretmen Okulunun son üç yılının toplam 54 dersini dışarıdan sınav verip bitirerek öğretmen oldum. Daha sonra da Açık Öğretim Fakültesini bitirdim. 33 yıllık öğretmenliğimin 20 yılını köylerde, 13 yılını da Çorum merkezde tamamladıktan sonra 1994 yılında emekli oldum. Ancak yazı çiziyle, kitapla ve öğrencilerle ilişkilerimi hiç kesmedim.
Kademoğlu:
-Ben de Uşak/Sivaslı ilçesi Cinoğlu Köyünde askerlik dahil Yedek Subay öğretmenlik yaptım. Benim Amcam da Gölköy mezunu idi. Musa Uysal (Emmi)nin sınıf arkadaşı idi. Ben de köyümüzdeki evimizde kiracı 4 öğretmen arasında okula gitmeden okuma yazmayı, matematiği öğrenmiştim. Sene kaybetmemek için fakülteyi bırakarak öğretmen olmayı yeğledim… Şimdi yeniden sizin anlatımıza dönersek; kültür, sanat ve edebiyat adamlarıyla tanışman nasıl oldu? Onlar seni nasıl etkilediler? İlk ürünlerin?..
Gündoğar:
-Öğretmenlik yıllarımda sürekli okuyor, araştırıyor, yazıyor kendimi geliştirmeye çalışıyordum. 1980’li yıllarda ödüllü “Zap Boyları” romanının yazarı arkadaşım, Şükrü Gümüş’ün ölümü üzerine yazdığım iki farklı yazı, Çorum’da edebiyat öğretmeni olan şair Ali Mustafa aracılığıyla Eleştirmen Mehmet Yaşar Bilen, Şair Ahmet Özer ve yazar Burhan Günel’e ulaştırılmış. İnanılmaz derecede etkilenmişler. (Bu yazıların biri Kıyı, diğeri de Karşı Edebiyat dergisinde yayımlandı. 1986) Mektuplar geldi. Sonra onlarla Ankara’da bir araya geldik. Uzun konu. Ardından Zap Boyları yeniden basıldı. Özellikle Ahmet Özer’in bu konudaki duyarlılığı ve çabasıyla Zap Boyları romanının ülke genelinde ve yurt dışında sanatçı dostlar eliyle dağıtımından elde edilen parayla, Şükrü’nün eşi ve çocuklarına (karınca kararınca da olsa) ekonomik katkı sağlandı. Zamanla onların çevresindeki yazar dostlarıyla da tanıştım. Yıllarca da mektuplaştık onlarla. Bugün arşivimde yüzlerce mektup var. Dergiler, kitaplar geldi. Elbette tanıştığım yazar ve şairlerden olumlu anlamda etkilendim. Yazmayı, üretmeyi sürdürdüm. Kimi yazılarım kültür sanat dergilerinde yayımlanmaya başladı. Okulumda da kimi zaman öğrencilerin Türkçe kitaplarındaki okuma konularıyla ilgili şiirler ve metinler yazar götürürdüm sınıfa. Ancak kendi yazdığımı söylemezdim öğrencilerime. Ama dinleyince çok beğenirlerdi. Çoğu şiiri de defterlerine yazarlar, kısa sürede ezberleyip okurlardı bana. Öğrencilerimin yazdıklarımı beğenmeleri çocuklara yönelik yazma yürekliliğimi artırdı. Emekli olur olmaz da 3 ciltlik Şiir Diliyle Nasrettin Hoca Fıkraları dosyamı kitaplaştırdım.
Zaman içinde ardından diğerleri geldi. Bugüne kadar yerel gazeteler dışında ülke genelinde çıkan 18 tane kültür sanat dergisinde farklı yazınsal türde yazılarım ve şiirlerim yayımlandı.
(SÜRECEK)


Muzaffer Gündoğar, Mayıs-1986’da Ankara’da yazar arkadaşlarıyla…Soldan sağa: Muzaffer Gündoğar, …., Talip Apaydın, Ahmet Özer, Ali Mustafa, arkada Mehmet Yaşar Bilen…


Gündoğar, Devrek Baston ve Kültür Şenliği’nde Mahmut Makal ve Osman Bolulu’nun arasında…Temmuz 1992…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol