O Çorum’un Atom Karıncası

Muzaffer GÜNDOĞAR’la söyleşen Mustafa KADEMOĞLU

Mekân- Olgunlar Sokak- Ankara’da bir trafik rezaleti yaşanıyor. Randevuya bir buçuk saat sonra varabildim. Kitap arayanları izliyoruz. Güzel bir ilkbahar ikindisi. Söyleşiyoruz, kısa bir hoşsohbetten sonra.
Kademoğlu:
1-Sevgili Gündoğar isterseniz söyleşimize klasik bir soruyla başlayalım. Okumayla nasıl tanıştığınızı, hangi kitapları okuduğunuzu çocukluk anılarınızın ışığında anlatır mısınız?
Gündoğar:
-Sevgili Mustafa Ağabey böyle bir soru çocukluk yıllarıma yönelik öyle çok anıyı çağrıştırdı ki, söze nereden başlayacağımı bilemiyorum. Dar gelirli, zor geçimli bir ailenin üçüncü çocuğu olarak Çorum’un Çıkrık Köyü’nde doğmuşum. Beşi erkek, ikisi kız yedi kardeştik. Okula başladığım 1950 yılının güzünde, büyük ağabeyim Samsun Ladik Akpınar Köy Enstitüsü’nün son sınıfında, küçük ağabeyimse, yeni girmişti Köy Enstitüsü’ne. Babam hem eski, hem de yeni yazıyı bilen aydın, ileri görüşlü birisiydi. Hepimizi de okutmak istiyordu. Zamanla kızlar dışında hepimiz okuyacaktık. Köy katipliği yapardı babam. Beş on dönüm arazinin getirisi ve köy katipliğinden elde ettiğiyle geçindirmeye çalışırdı bizleri.
Köyümüzde ilkokul, 1928 yılında Yazı Devrimi’yle birlikte açılır. O yıllarda çevre köylerde okul yoktur. Köyümüz çevresinin en büyük köyüdür. 1938 yılında Çorum’un dördüncü ‘yatı yapısı’ benim köyümde hizmete girer. Çıkrık İlkokulu da, “Çıkrık Köyü Yatılı Bölge İlkokulu” olur. Okul aynı yıl, 23 köyden 75 yatılı öğrenci alır. Zaman içinde çevresinin en çok öğretmen yetiştiren okulu olur. Köy Enstitüleri döneminde 33 öğretmen yetişmiştir benim köyümde. Bir dayım, iki dayı oğlu, iki amcam, iki ağabeyim, yine iki akrabam köy enstitülü öğretmendir.
İlkokula başladığımın üçüncü ayında herkesten önce okuma yazmayı söktüğümü anımsıyorum. Birinci sınıfta ağabeylerime yeni yıl kartıyla birlikte mektup da yazmıştım. Okumayı yazmayı sökmeme öğretmenim rahmetli Abdulhalim Şentürk de şaşırıp kalmıştı. Okulun diğer iki öğretmeniyle birlikte sınıfa gelip beni okuma yazmadan sınavdan geçirdiklerini unutamıyorum. Sonuçta onlar şaşkın, öğretmenimizse sevinçli ve gururluydu.
Daha birinci sınıfta, sınıf kitaplığındaki kitaplar dahil, elime geçirdiğim tüm kitapları okuyacaktım. Yaz tatillerinde hayvan otlatmaya giderken bile ekmekten önce kitap girecekti azık torbama. İkinci sınıftan başlayarak, akşam oturmalarına gelen komşu kadınlarına ve kızlarına da kitap okuma şölenine dönüştürecektim kış gecelerini. Ağabeylerimin köy enstitülü olmaları bu kitapları edinmede en büyük şansımdı benim.
Karacaoğlan, Aşık Garip, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber gibi aşık edebiyatı ürünleriyle Köroğlu, Zaloğlu Rüstem gibi halk kahramanlarının serüvenleri ve Hz. Ali’nin Cenkleri kitaplarıydı okuduklarım. İlkokulla birlikte Kerime Nadir’in, Esat Mahmut Karakurt’un aşk romanlarıyla, Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun tarihi romanlarının çoğunu okuyup bitirecektim.
Ortaokulda ise Türkçe öğretmenimizin önermesiyle daha nitelikli yapıtlara yönelecektim. Ömer Seyfettinlerin, Sait Faiklerin öyküleriyle, Faruk Nafiz ve Orhan Velilerin şiirleriyle tanışacaktım. Okulda yazdığım şiirlerden ve kompozisyonlardan tam not alacaktım.
Kademoğlu:
2-Sevgili Gündoğar, yazışmalara telefonlarla, festivallerle, kitap fuarlarıyla başlayan dostluğumuzu sürdürüyoruz. Çeyrek yüzyıl olmuş hesapladım da. HEYECAN, SEVGİ VE SAYGIYLA, İÇTENLİKLE BAŞLAYAN DOSTLUKLARIMIN PEK AZI KALDI BENDE. Öncelikle, “Geçen Yüzyıldan Anılar” bağlamında neler söylemek istersiniz?
Gündoğar:
-Sevgili Mustafa Ağabey, Sizin de belirttiğiniz gibi önce telefonla, ardından mektuplarla başlayan dostluğumuz, sanat sayfalı gazeteler, dergiler, kitaplar, şenlikler ve kitap fuarlarıyla 25 yıldır sürmektedir. Dostlukların sürmesi karşılıklı saygı, sevgi, paylaşım, özveri, iyi niyet, en önemlisi de vefa duygusuyla olanaklıdır diye düşünüyorum. Ne yazık ki günümüzde insanlığımızın, insancıllığımızın olmazsa olmazı sayılan bu duygular büyük oranda aşınıma uğramıştır. İnsanlar arasındaki dostluklar sanki pamuk ipliğine bağlı. Hafif bir esiniyle kopuveriyor. Zaten bu tür dostluklara da dostluk denmez elbette.
Konuyu sizin kitaplaştırdığınız ”Geçen Yüzyıldan Anılar” adlı kitabımda anlattığım anılar bağlamında değerlendirirsek şöyle diyebilirim: O kitabımda üç farklı etkinlikten ve bu etkinliklerde oluşan dostluklardan söz etmiştim. İlki, 1992 yılının 3-4 Temmuz günlerinde sizin yönetiminizde gerçekleştirilen “Devrek Baston ve Kültür Şenliği” idi. Bu etkinliği yanılmıyorsam tam 6 yıl yönettiniz. Üniversitelerimizden doçent ve prof. unvanlı etkin ve yetkin bilim adamlarıyla; yine ülkemizin yüz akı olmuş seçkin yazar ve ozanlarını Devrek Baston ve Kültür Şenliğinde buluşturdunuz. Başta imza günleri olmak üzere çeşitli sanatsal ve kültürel etkinlikler gerçekleştirildi. Hem bu güzel insanların birbirleriyle tanışmalarına ve aralarında köklü dostluklar kurulmasına olanak sağladınız; hem de Devrek’in bastonlarıyla tanınmasına katkıda bulundunuz. Orada, başta siz olmak üzere, bu etkinliğe katkıda bulunanlara her zaman teşekkür borçluyuz.
“Geçen Yüzyıldan Anılar” kitabımda söz ettiğim ve sizin beş yıl yönettiğiniz Bartın Kitap Fuarı’na, yine sizin çağrınızla 1999 yılının 19-20 Ekim günleri katılmıştım. Burada da Devrek’te olduğu gibi benzer etkinlikler oluşmuş, onlarca bilim, sanat ve kültür insanı bu Kitap Fuarına katılmıştı. Bu yine sizlerin sayesinde olmuştu. Orada da başta üniversitelerimizin önde gelen bilim adamlarıyla, ülkemizin kültür ve sanat adamlarını yılda birkaç gün Bartın’da buluşturdunuz. Açıkoturumlar, paneller, söyleşiler ve imza günleriyle “Kitapla Aydınlığa” sav sözünü gerçeğe dönüştürmeye çalıştınız. Her yıl, belirlenen farklı değerlerle iletişim kurmak, onları belli günlerde bu etkinlikte buluşturmak kolay bir iş değildi elbet. Bunu gerçekleştiren Kademoğlu devreden çıktığında, ya da çıkarıldığında bu etkinlikler ya tamamen sonlandırıldı; ya da eski canlılığını yitirdi.
Burada bir değinide bulunayım:
Başta ne demiştik: Özellikle de vefa. Vefanın İstanbul’da sadece bir semt adı olmadığını bilmeleri gerekenler bir bilebilse, diyorum.
(SÜRÜCEK)


Mayıs 1996…Çorum Haber Gazetesi’nde Yazılıkaya Dergisi’nin ilk çıkışı alınırken…Gazanfer Eryüksel, Muzaffer Gündoğar, Kemal Yolyapar ve Ali Alakoç…


19 Mayıs 1996…Ankara Altınpark Kitap Fuarı’nda Ahmet Özer, Osman Bolulu ve Muzaffer Gündoğar…

(*) Mustafa KADEMOĞLU’nun Mayıs 2016 tarihinde çıkan “Yüzün Bana Benzer”adlı kitabında yayımlanmıştır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol