Insan yaratılmışların en mükemmeli ve en şereflisidir. İnsan akıl, izan ve irade sahibidir. İnsan belirli yaşa geldikten sonra; hayrı- şerden, iyiyi- kötüden, güzeli çirkinden, hakkı- batıldan, faydalıyı-zararlıdan ve hidayet-i dalaletten ayırma gücünü (yeteneğini) kazanır. Biz insanın bu yaşına buluğ yaşı (buluğa erme yaşı) diyoruz. Bu yaş kızlarda dokuz- on bir, erkeklerde ise on –on iki yaşlarıdır. Bu yaştan sonra akıl sahibi olan insanlar, yüce Allah’a (c.c.) inanmak emirlerini tutup yasaklarından kaçmaktan sorumludurlar.
'"'
Akıllı ve buluğa ermiş insanlara hak ve hakikati haberler verilir; Din ve dinin gerçekleri öğretilir. İnsan okuyarak, dinleyerek ve görerek bunları öğrenir. Ondan sonra inanıp inanmamakta muhayyerdir, yani serbesttir. İster inanır mümin olur, isterse inanmaz kafir olur, Nitekim yüce ALLAH (C.C) Kur'an-ı Kerinin Kehf süresinin 29. ayetinde mealen «Ve de ki; Hak rabbinizdendir öyle ise, dileyen iman etsin (Mü'min olsun), dileyende inkar etsin (kafir olsun” buyrulmaktadır. Evet İslam dininde imana zorlama yoktur. İmani konularda tebliğe muhatap olmuş: hak ve batıl öğretilmiş olan akl-ı selim sahibi insan, inanıp-inanmamakta serbest bırakılmıştır. Ancak din, iman, inanç ve İslam adına hiçbir şey bilmeyen insan bilgisizliği nedeniyle yanılgıya düşebilir. Onun için çocuklara, gençlere ve yetişkin insanlara önce hak ve hakikat öğretilir, sonra inanıp inanmamakta. serbest bırakılır. Nitekim sevgili Peygamberimiz “7-10 yaş arasında çocuklarınıza dinini imanını öğretin, On yaşına geldiği zaman uygulamasını sağlayın, eğer tatbikatını yapmazsa uyarın, Allah’ a itaatini sağlayın” buyurmuştur.
Bilindiği gibi ülkemizde misyonerler Hıristiyanlığı, Yehova Şahitleri Yahudiliği, Bahailer Bahailiği ve satanistlerde çocuklarımıza, gençlerimize ve insanlarımıza şeytana tapmayı telkin etmekte, öğütlemektedirler. Hem de bunu en ileri metotları kullanarak ve yaygın halde yapmaktadırlar. İnsanımıza yapılan propagandalar karşısında sorumlu ve sorumsuz bazı insanlar "canım sende, onlar ne kadar propaganda yaparsa yapsınlar. Bizim dinimiz haktır, güçlüdür, o sayılan dinlerden (haşa) aşağımı ki biz dinimizi koruyacağız; Bizim dinimiz (İslam dini) varken kim o dinleri benimser ki? " diyorlar. Kanımızca olaya bu şekilde bakmak hem doğru ve hem de yanlıştır. Doğrudur çünkü bizler çocuklarımıza, gençlerimize ve insanlarımıza İslam dininin itikat, ibadet, siyer ve ahlakını yeteri kadar öğretirsek, onları hiçbir propaganda ve reklam yanıltamaz ve etkileyip başka bir dini İslam dinine tercih etmelerini sağlayamaz. yanlıştır çünkü; İslam dininden onun ilahi itikadi, ameli ve ahlaki prensiplerinden ve İslam ahlakından habersiz olan çocuklarımız, gençlerimiz ve insanlarımız bu reklam ve propagandalardan bal gibi etkilenirler. Çünkü mukayese etmek için İslam dinini de bilmeleri gerekir. Almadan vermek yalnız Allah’a(c.c.) hastır. Neslimizi önce dini ve milli bilgi ve duygularla mücehhez kılacağız (techizatlandıracağız, donatacağız) ondan sonra da doğru inanıp doğru düşünmeyi onlardan bekleyeceğiz
Evet dinimizde zorlama yoktur. Allah (c.c.) hiç kimseyi gücünün yetmeyeceği işlerde sorumlu tutulmamıştır. Nitekim bakara suresinin 256. ayetinde Mealen " Dinde zorlama yoktur" 285. ayetinde de ALLAH her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde sorumlu tutar (mükellef kılar) buyurmuştur. Mümin Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kadere (hayır ve şerrin Allah'ın takdirinde) olduğuna inanan insandır.
Ahiret; öldükten sonra yeniden dirilip yaşanacak sonsuz hayatın adıdır. Ahiretin saadet ve mutluluğu da dünyada kazanılır. O nedenle Peygamberimiz Efendimiz bir hadislerinde "Dünya ahiretin tarlasıdır" buyurmuştur.
Evet dünya ahiretin tarlasıdır. İnsan tarlasına ne ekerse hasat mevsiminde onu biçer. Arpa eken arpa , buğday eken -buğday, gül eken Gül, diken ekende diken biçer. Bunun zıddı dünya var olalı görülmemiştir. Yani arpa tohumu eken buğday, buğday tohumu ekende aynı tarlada arpa biçmemiştir. Onun için insan dünyada yaşarken ahretteki ebedi hayatta mutlu ve mesut olmanın yollarını aramış bulmuş, ona göre yatırımını yapmış ve tedbirini almışsa, orada cennete konur, cennette mutlu ve mesut olur. Eğer insan bu görevleri ihmal etmiş bu tedbirleri almamışsa o zamanda cehenneme konur ve mutsuz olur.
Peygamberimiz (s.a. v) bir hadislerinde de "Dünya ne iyidir ki, ahiret orada kazanılır." Buyurmuştur. Evet dünyanın önemli yanı ahiret yurdunun rahatlığı, huzuru, cenneti ve oradaki saadet ve mutlulukta buradaki elimizle yaptığımız salih amellerle kendi elimizle yaptığımız işlerle kazanılır.
Peygamberimiz bir hadislerinde de “Kişi mezara üç şeyle girer, bunlardan ikisi geri döner, birisi kişi ile orada kalır, Bu üç şey, kişinin dostları, malı ve salih amelidir. Mezarda onunla kalanda salih amelidir." buyurmuştur. Kişiyi ahirette mutlu edecek olanda salih amelidir. Çünkü insan hayır ve şer namına dünyada ne yaparsa, ahirette onun karşılığını görür. Ayet-i Kerimede "Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür, kim de zerre kadar şer işlerse onu görür" buyrulmuştur.(Zilzal suresi 7-8)
O halde Salih amel çok önemli kişi için, kişi dünyada iken tedbirini almalı, Salih amellerini çoğaltmak ve ahirette yani ölüme emin adımlarla her an hazırlıklı olarak gitmelidir. Akıllı, bilinçli ve şuurlu insana da bu yakışır. Felsefede şuur "insanın her an ölüme biraz daha yakınlaştığını anlamasıdır" diye tarif edilmiştir. Ölüm insanlar tarafından, inançları doğrultusunda çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Ehli sünnet inancına göre ölüm, ruhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, ruhun bedeni terk ederek ayrılması, mevt, ölüm, ölmek diye tarif edilmiştir. Ölüm her canlının tadacağı bir gerçektir. Ölümle ilgili bir çok ayeti celile vardır Kur'an-ı Kerimde bunlardan birisinde mealen "Her nefis (canlı) ölümü tadacaktır." (Ali İmran suresi Ayet 185),bir başka ayette de ölümün zamana bağlı olarak gerçekleşeceği, ömrün bittiği yerde ölümün mukadder olduğu, bir an olsun, öne alınamayacağı ve sona bırakılamayacağı da vurgulanmaktadır. Nitekim yüce Allah (c.c) Araf suresinin 34. ayetinde mealen. "Her ümmet için takdir edilen bir ecel vardır. Onların ecelleri geldiği zaman onu bir saat ileri ve geri alamazlar " buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz Muhammet Mustafa (s.a. v) de bir hadis-i şeriflerinde "Allah'ü Teala insanları yaratırken; ecellerini, ömürlerini ve rızıklarını takdir etmiştir." buyurmuştur. Onun için insan, takdir edilen rızkı tükenmedikçe ölmez. insanı iki şey, ölüm ve rızık daima takip eder. Rızık bitmeden ecel (ölüm) gelmez. Aslında ecel (ölüm) , mühlet, tayin edilmiş gelecek zaman, borç gibi belli bir şeyin sonu, son vakti olarak ta değerlendirilmiştir. Evet ölüm mukadderdir. Ondan kaçılmaz. İnsan ne kadar uzun yaşasa da bir gün ölecektir. Ölümün insana ne zaman geleceğini insanın bilmemesi de Allah'ın insana bir lütfudur. Aksi halde öleceği günü ve saati bilerek insanın bu günkü şekilde yaşaması mümkün olmazdı.
Peygamberimiz hadislerinde "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar" buyurmuştur. (İhya-u Ulum-iddin ) İnsanın ölmemesi elinde değildir. asıl olan ölüme hazırlıklı olmasıdır. Bunun içinde ölenlerin ölümünden öğüt, ibret ve nasihat alınmalıdır. Bu konuda yüce Peygamberimiz "İnsanlara vaiz olarak ( ögüt ve ibret verici olarak, nasihat edici olarak) ölüm yetişir. Zenginlik isteyene kaza ve kadere inanmak yetişir” buyurmuştur .(Beyhaki ve taberani) Başka bir hadislerinde ise "ölümü çok hatırlayınız, çünkü onu hatırlamak insanı günah işlemekten korur. Ahirette zararlı olan şeylerden sakınmağa sebep olur” buyurmaktadır.(barika)
Evet ölüm haktır. Ne zaman geleceği belli olmaz. Belki yakın belki ıraktır. Gencim diye
hazırlıksız olmak ahmaklıktır, Musallaya gelenler hep ihtiyarlar değildir. İnsan gençliğine şanına-–
şerefine, malına-mulküne evlad-ı ıyalına, makamına - mevkiine güvenmemelidir. Bu nimetlerin
ilesahipleri de hep ve her gün ölmektedirler.
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol