Bu gün okur ve dost mektuplarından, yorumlarından söz edeceğim.

Biliyorum, şimdi çoğu okurumuz “mektup mu kaldı?“ diyecektir. Çok doğru, belki pek çoğumuz son birkaç yıldır, elle mektup yazıp zarfa koyup atmamıştır. Doğrusu bana da zarf içinde gelen mektup filan yok. Güncel adıyla buna e-ileti demek daha doğru olur. Nostaljik olması yönünden “okur mektupları“ dedim.

Elle, mürekkepli kalemle yazılan mektubun tadı elbette farklı bir duyarlık ve içtenlik içerir. Yeni kuşaklar o hazzı tadamayacak. Askerlikte mektup dağıtım anları heyecanın dorukta olduğu anlardı. Mektup üzerine şiirler yazılır, türküler söylenirdi “Yine yakmış yar mektubun ucunu” gibi. Yazınsal (edebi) değeri olan mektuplar da az değildir.

Bir yazar - çizerin izleyicisinden yorum, açıklama alması, eski adı ile mektup almasını, doğal olarak onur verici, esin ve güç kaynaklarının beslemesi olarak yorumlamak gerekir diye düşünüyorum.

Bu günkü yazımda değerli ve dost okurların, bize güç veren yorumlarından bir seçki bulacaksınız. İki yıla yakın köşe yazarlığımın, okuyanla yazan arasındaki sıcak bağın bir ürünü olarak adı geçen herkesten tek tek izin alarak yayınlıyorum.

Türkçe - Edebiyat öğretmeni Sema Şenkalasın yazıyor…

Değişik yazılarımıza yorumları: “Yazdıklarınıza bakınca tek kelimeyle harika… Keşke bu yazılarınızı ilgililerine iletebilsek… Halk her şeyin farkında ama bu anlamlı mesajları ana hedefe ulaştırmak lazım. Nasipsizler nasiplensin diye… Her yazınızda gerçekleri dile getiriyorsunuz. Ancak öyle zannediyorum ki ülkem insanının gerçeklik anlayışı çok farklı… Ülkemizde kadın dramlarını anlatmak ve yüceltmek sizin gibi yürekli ve yiğit yazarların işi olabiliyor… Yaşananları bir yazar duyarlığı ile ele almışsınız, ayrıca Kazdağları ile ilgili muhteşem yazınızı okudum. Kaleminize sağlık.”

Bedia Çetin yazıyor: “Mustafa Bey kardeşim vallahi çok harika yazılarınız. Hiçbir yazınızı okumadan geçemiyorum. Tarihle ilgili konuları değerlendirmeniz ilgimi çekti. Tarihini bilmeyen insan nazarımda cahil ve kördür. İnanın yazılarınızı zevkle okuyorum. Muazzam bir kültür dağarcığınız var ve sizi kutluyorum. İzniniz olursa yazılarınızı sosyal medyadan paylaşmak istiyorum. Güzel yazılarınızın devamını diliyorum.”

Emekli Öğretmen İlyas Karaçayır yazıyor: “Her alanda, Cumhuriyetin ilk yıllarından daha gerideyiz, konuyu güzel betimlemişsiniz… Bizde devlet, MEB aracılığıyla, yapılan eğitim ve öğretimle, yetişmekte olan çocuklarımızın aydınlanmasına sanki kasıtlı olarak engel oluyor. Çağdışı sistemin devamı için buna gereksinimleri var… Bilime, çağa değil, düzene uygun kafalar yetiştiriliyor. Yetişmekte olan çocukların büyük bir bölümü ise bu engeli aşıyor. Umut da burada zaten.”

Bir değerli okurumuz Ayhan Şıhmantepe yazıyor; “Mustafa Bey,

Yazılarınızı sürekli okurum. Bu yazınız için ne demek gerekiyor, tam bilemedim. (Kazadağları ile ilgili yazı, M.A.) Yapılan yanlışlığı kusursuz işlemişsiniz. Umarım durum geriye dönüşü olmadan önceki bir evrede düzeltilmeye başlanır. İlhan Selçuk’un çok yinelediği bir sözü vardı; “Batı’nın iki yüzü var, birisi bilim ve teknoloji, diğeri kan ve gözyaşı” derdi. Yalnızca orası mı? Ya Sinop? Ya başka öbür kusursuz doğa örnekleri. Gördükçe, duydukça öylesine çok üzülüyorum ki! Bugün niçin bu durumdayız? Sanırım yanıtı çok belirgin.”

Başka bir değerli okuyucumuz Duran Aydoğmuş yazıyor: Eğitimci Sayın Mustafa Aydınlı, Kazdağları katliamını o denli güzel ama o denli çok acıklı dile getirmişsiniz ki, buna ekleyecek bir gerekce bulamıyorum. Size ve bu konuya yer veren yayımcıya da teşekkür etmek istiyorum.

Değerli Tarih Öğretmeni Aysun Özhan yazıyor; “Değerli sesimiz;

Ne yazık ki beyni düşüncesi ve yüreği, duygusu olmayan sürü olduk üzgünüm. Biz yok, ben var, her şeye karşın eğilmek, bükülmek yok… sağolunuz, sessizliğin sesi olmak ne güzel, iyi ki varsınız…Gerçek basın emekçilerimizi hiçbir güç susturamayacak. Dostluk ve muhabbetle kalınız.”

Ortaokulda Değerli Türkçe Öğretmenim, güzel insan Bedriye Zaimoğlu (Oral) yazıyor: (“Çok Yaşa Fazıl Say“ başlıklı yazımız M.A.) “O dost sesin yontusunu, O’nu orada dinleyen ve her canlı diker de ben, ürkek tavşana, arıya, daldaki kuşa yerdeki karıncaya… daha çok güveniyorum??? Kalemine sağlık Mustafa, içeriği güzel bir anlatım olmuş.”

Değerli Hocamız Sayın Prof Dr. Ahmet Saltık eğitimle ilgili bir yazım için bilimsel bir değerlendirme yapıyor sağolsun: “Saygıdeğer Eğitimci - Yazar dostumuz Mustafa Aydınlı, emekli bir eğitimci olarak, 2018-19 eğitim - öğretim yılının başında adeta içini dökerek ülkemize yol göstermekte. Uluslararası raporlara dayalı olarak düşüncelerini kanıtlara bağlamakta. Kendisine teşekkür ederken, siyasal iktidarın “ar-tık” kör kör gözüm parmağına inadını bir yana bırakması gerekiyor. 16 yıldır tek başına iktidar ile ülkemizin hemen hemen tüm yaşam alanlarında ciddi yıkımlara yol açan irrasyonel politikalara son verilmesi gerekiyor ar-tık! Sona gelindi İslamcı ideolojik takıntılarla. Türkiye’nin mutlaka ve hızla;

- Laik (seküler)

- Akla ve bilime / bilimsel akılcılığa dayalı

- Karma; kız ve erkek öğrenciler birlikte, aynı sınıfta, hatta aynı sırada!

- Uygulamalı: üretim için eğitim, eğitim içinde üretime dayalı

- Sorgulamacı - bilimsel kuşkucu – ezberci değil sorun çözücü

- Küresel sistemde rekabet gücü sağlayan - özgüven veren

- Ulusal değerlerine bağlı ve saygılı ama evrensel değerleri de kazandıran

- Kamusal, ücretsiz ve fırsat eşitliği sağlayan…….

bir Milli Eğitim Sistemine geçmesi gerekmektedir. Bu gereksinim, belki de en başta gelen sorunsalıdır Ülkemizin..”

* * *

Doğal olarak, daha pek çok okuyucumun birbirinden değerli yorum ve görüşüne yer veremedik. Bir okuyucumuzun daha görüşüne yer vermeden geçemeyeceğiz, bu makaleyi yazmama esin kaynağı olan bir yorum olarak değerlendiriyorum.

Sayın Süleyman Cengiz yorumunda şöyle diyor: “Yüreğine, kalemine sağlık. Sen ve senin gibi yürekli yazarlarımız var olduğu sürece, biz kullara dil oluyorsunuz”

İşte bu bir satır ileti üzerine neden bir kitap yazılmasın ki! Öylesine içten bir söyleyiş ki; sağolsun, varolsun. Basının büyük kesiminin sade suya tirit çektiği, yağdanlık olduğu bir dönemde, masumların ve de mazlumların sesi olabilmek, yerdeki karıncanın, uçan kuşun, yeşeren filizin sözcüsü olmak bir yana, çağrışımını bile yapabiliyorsak ne mutlu bize. Yorum yapan görüş bildiren tüm değerli dost ve okuyuculara sevgi ve saygılarımızla. İyi ki varsınız. Varlığınızla güç veriyorsunuz.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol