15.03.2013, 00:00 1517

NEVRUZ VE HIDIRELLEZ DİNİ BAYRAM DEĞİLDİR

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Nevruz Farsça bir kelimedir. Nev, yeni; ruz ise gün demek olup, nevruz yeni gün demektir. Bazı Önasya ülkelerinde, İran’da ve ülkemizde de bir kısım insanlar tarafından “Yeni Yılın Başlangıcı” veya “Bahar Bayramı” olarak kutlanan Mart ayının 21. gününe de Nevruz denilmektedir.

Nevruz’un İslam dini ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Rasulüllah incelendiğinde Nevruz diye bir kelimeye veya bir bayrama rastlanamaz. Müslümanlar olarak bizim iki dinî bayramımız vardır. Bunlar, “Ramazan” ve “Kurban” bayramlarıdır.

O halde Nevruz nedir?

İslamiyet’ten önce İran’da ateşe tapan Mecusiler ve Zerdüştler yaşıyordu. İran’da ilk defa devlet kuran Cemşid, kendinin Tanrı olduğunu ilan etti ve halkı kendisine taptırdı. Tahta geçtiği Mart ayının 21. gününü kendisine yılbaşı  kabul ederek bayram ilan etti. Nevruz’un bayram olarak kutlanması da böylece başlamış oldu.

Asırlardır bayram olarak kutlanan Nevruz, Müslüman olamayan o günkü İranlılar tarafından güneşin koç burcuna girdiği ve Tanrının evreni ve insanı yarattığı gün olarak kabul edildi. Eski İran’ın kullandığı güneş takviminin birinci ayı olan  Ferverdi’nin de ilk gününe rastlayan nevruz bayramı iki bölüm halinde kutlandı. 2 Mart’ta kutlanan “Nevruz-ı Amme”, 28 Mart’ta kutlanana ise “Nevruz-i Hassa” adı verildi. İran şahları ve devletin ileri gelenleri Nevruz’da halkın isteklerine göre iş yaparlar, Nevruz kutlamaları sırasında halk ve çocuklar yeni elbiseler giyer, ateş yakar, piknik yapar coşkulu bir gün geçirirlerdi” (Yeni Rehber Ansiklopedisi, Cilt 15, Sayfa 194 )

İran, Müslümanlar tarafından fethedildikten sonra da, baba yadiğarı bu bayrama İran’da devam edildi. Nevruz  bayramı İran milletinden ona komşu ve kültürel ve siyasî ilişkileri olan milletlere de geçti. Mesela İran’la ilişkisi olan bazı Türk boylarına, Azerbaycan’a, Irak’a, Mısır’a Nevruz kutlamaları İran’dan geçmiş olup, hâlâ devam etmektedir.

Şiiler de  Nevruz kutlamalarına ayrı bir önem ve değer vermektedirler. Çünkü onlara göre Nevruz, Hz. Ali’nin, doğum günüdür. Hz. Fatıma validemizle evlendiği gündür ve halife ilan edildiği günün yıl dönümüdür. Onun için önem verilir ve kutlanır. Fakat bunların hiç biri tarihi kaynaklarca doğrulanmamaktadır. Yani Nevruz’un aslında Hz. Ali (r.a) ile hiçbir alakası yoktur.” (a.g.e. c. 15, sahife 195)

Günümüzde Nevruz, Kürtler arasında da bayram olarak kutlanmaktadır. Onlara da İran’dan geçmiştir. Ayrıca Kürtlere göre, Nevruz, Kava adlı bir demircinin zalim hükümdar Dahhak’a isyan etmesi ve ona galip gelmesi şeklindeki bir efsaneye dayandığı söylenmektedir. (a.g.e.c. 15, sahife 195)

Ayrıca asrımızda, Zerdüştlük inancını sürdüren parsiler arasında da bayram olarak kutlanan Nevruzda koruyucu ruhlar ve ölüler için çeşitli duaların okunduğu ayinler yapılmaktadır.Bunların hepsi İslam dininde  kıymeti harbiyesi olmayan boş inanışlardır.

İslam tarihinde hiçbir zaman Nevruz kutlamaları olmamıştır. İslam Dinine göre  Nevruz’u mübarek bir gün olarak kabul etmek  ve dini bayram olarak  kutlamak yoktur.

Hinduların bayram günlerine, Ateşe tapan Zerdüştlerin Nevruz günlerine ve Hıristiyanların Noel geceleri ve paskalyalarına hürmet etmek, saygı duymak, böyle gün ve gecelerde hediyeleşmek dinimizde kesinlikle yasaklanmıştır.

Ülkemizde de dinî bir yönü olmamakla beraber, millî bir örf, âdet  ve gelenek türünden Nevruz kutlamaları yapılmaktadır. Bu kutlamalarda kıra çıkılmakta, piknik yapılmakta, ateşler yakılarak oyunlar oynanmaktadır. Ayrıca nişnlı olan erkeklerin aileleri, oğullarının nişanlısı olan gelin adayı kıza koç götürmekte ve iki aile birlikte kıra giderek beraberce eğlenirler ve yemek yerler. Bu tür kutlamalar birlik, beraberlik ve kardeşlik duygu ve düşünce ortamlarının oluşmasına ve huzur ortamlarının yakalanmasına vesile olmaktadır.

Ancak son yıllarda bu güzel duygu ve düşüncelerin yaşanması  gereken Nevruz;                         birlik, beraberlik, kardeşlik, istiklal ve hürriyetimizin düşmanı olan çeşitli bölücü mihraklar tarafından yapılan propagandalarla  bahar bayramı adı altında olaydan habersiz Müslüman halkımıza değişik amaçlı şenliklerle kutlattırılıyor ve bir kısım örgütlerin reklamı yaptırılıyor. Adeta bunların gövde gösterisine dönüşen olaylarda canlar yakılıyor, mallara zarar veriliyor. Bu nedenle, sağduyu sahibi insanlarımızın bu kötü niyetli bölücülere meydanı bırakmaması, onların tahriklerine kapılmaması ve akl-ı selimleriyle hareket etmeleri çok önemlidir. Aksi halde bölücü ve kötü niyetli insanların hain emellerine hizmet edilmiş olacağı unutulmamalıdır.

           Hıdırellez

           Hıdırellez, Hızır ve İlyas (a.s)’ın her bahar başlangıcında buluştuklarına inanılan milâdî 6 Mayıs, Rumî 23 Nisan'a rastlayan güne verilen isimdir. Söz konusu günde Hızır ve İlyas (a.s)’ buluşarak sohbet ederler ve bugünlerde vakitlerini Allah yolunda olmanın ve birlikteliklerinin verdiği sevinçle kuvvet bulurlardı. Hızır (a.s)’ın Allah’ın lütfu ile dolaştığı yerde yeşillikler çıkar ve çorak yerler çiçeklerle bezenirdi. İşte bu olaya dayanarak, halk zamanla bu günlerde buluşup Hızır ve İlyas (a.s)’ın geleneğini sürdürmek amacıyla özel anlar ve dua günleri tertip eder olmuşlardır. Ancak bu zamanla aslî hüviyetinden çıkarılarak günümüzde olan şekliyle Hıdırellez adını almıştır. Günümüzde kullanılan manası ise, insanların kıştan kurtuluşlarının bir işareti ve bahar güneşinden faydalanma, piknik yapma, stres atma, eğlenme, nişan, düğün, sünnet törenleri tertip etme, uğursuzlukları giderme, adak adama, dilekte bulunma gibi düşünceleri gerçekleştirme amacıyla gelenekselleşen “Bahar Bayramı” inancıdır ki, tam bir bid’at olarak ortaya çıkmıştır.

Hızır, Hıdır yahut Hadır Arapça bir kelime olup, yeşillik mânasına gelmektedir (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, IX,144). İslâm âlimlerinin çoğuna göre Kur’ân-ı Kerîm’in Kehf Suresi’nde geçen Salih Adam Kıssasın’dan, Hızır (a.s)’ın anlaşıldığı ve onun Peygamber olduğu görüşü müfessirlerin bazılarının tercih ettiği bir görüştür (İbn Kesîr, Tefsir, Cilt: V, 179; Kehf, 18/65). Ancak bazı âlimler tarafından da Nebî değil velî olduğu görüşü ileri sürülmektedir (T.S. T,IX, 145). Ebû Hureyre (r.a)'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s), Hızır (a.s)'a Hızır denmesinin sebebini izah ederken, “ Hızır otsuz kuru bir yere oturduğunda, ansızın o otsuz yer yeşillenerek hemen dalgalanırdı” buyurmaktadır. (T.s.t. IX, 144)

Hızır (a.s), Kur’ân-ı Kerîm’in Kehf Suresi’nde “Kullarımdan birisi” şeklinde sabit olmuştur. Veli olduğunu dahi kabul etsek, İkinci Tabaka-i Hayatta bulunmaktadır. Bu mertebede aynı anda çok yerde bulunmak mümkündür.

İlyas (a.s), İsrailoğulları peygamberlerinden olup Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen ve Tevrat'ta “Elia” diye zikrolunan bir peygamberdir. M.Ö. IX. asırda yaşadığı ve daha sonra zamanın hükümdarları ile çok mücadele ettiği, çoğu zaman mağaralarda yaşadığı kaydedilmektedir.

Hz. İlyas (a.s) ya da “İlyasîn” şeklinde ismi zikredilen (Sâffât, 37/130) peygamberliği bildirilen, “Hiç şüphe yok ki İlyas gönderilen peygamberlerdendir” (Sâffât, 37/123), şeklinde hitab edilen İlyas (a.s.), İsrailoğullarına Allah'ın elçisi olarak gittiğinde onlar “Ba’al” adında dört cepheli puta tapıyorlardı. Hz. İlyas'ın bütün gayretlerine rağmen İsrailoğulları bu puta tapmaktan vazgeçmemiş, Hz. İlyas'ın peygamberliğini yalanlayarak (Saffât, 37/124), onu ülkeleri olan Baalbek’ten çıkarmışlardı. Fakat Allah'ın gazabı bunların üzerine geldiğinde pişman olmuşlar ve İlyas (a.s)’ı geri çağırmışlardı. Ancak tekrar nankörlük etmişler, bunun üzerine İlyas (a.s) oradan uzaklaşmıştır.

İlyas (a.s)’ın İsrailoğullarından ayrılması ile Hızır (a.s) ile buluşması gerçekleşti. Bu buluşma “Hızır İlyas” iken sonradan Hıdrellez şeklinde değiştirilmiştir.

 

Halk İnançlarında Hıdrellez

Hızır'da darda kalanlara yardımcı olma, bereket getirme ve gelecekte dilekleri gerçekleştirme vasıflarını görmek mümkündür. Geceden gül dallarına gümüş kuruşlar, çeyrekler, kırmızı bezler bağlanır, gül dibine genç kızlar yüzük atar, mani söyler, içki sofraları hazırlanır, davullar eşliğinde oyunlar oynanır, su kenarlarında, yeşilliklerde eğlenilir, ateşten atlanılırsa ev sahibi olunacağı inanılır. Öküzü arabaya koşmama... vb. gibi İslâm'la çelişen ve din ile ilgisi olmayan inançlara rastlanmaktadır. Aynı şekilde Hıristiyan inancına göre Saint Georges yortusu da bizim halk geleneklerimizle paralellik arzeder ve Hıdrellezle aynı günde kutlanmaktadır. Görüldüğü üzere İslâm'ın Tevhid inancından uzak, sahte mitolojik dürtülerin ve Şamanist kalıntılarını uzantılarını yansıtan günümüz Hıdrellez anlayışıyla, Hıristiyan Saint Georges Yortusunun paralelliği de göstermektedir ki, İslâm dışı her şeye yakınlık duyma ama İslâm'ın gerçek kimliğine karşı çıkma düşüncesinin neticelerini gözler önüne sermektedir.

Şu anda geçerli ve yürürlükte bulunan Hristiyan kültürüne paralel olarak İslâm dünyasının seküler rejimlerle yönetilmesi ve bu kültürlerinde İslâm öncesi mitolojik özelliklerden oluşan geleneksel "Ulusal İslâm" anlayışıyla paralellik arz etmesi, Müslümanların tevhidî bilinçlerinden uzak olmalarının bir neticesidir. Şüphesiz ki Allah'ın vaadiyle İslâm dünyası kendini değiştirmedikçe, Allah'ta Müslümanların durumunu düzeltmeyecektir. Allah şöyle buyuruyor, “Kim İslâm’dan başka bir din (hayat nizamı) ararsa, ondan (bu din) asla kabul olunmaz ve o, ahirette de en büyük zarara uğrayanlardandır. Kendilerine apaçık deliller gelmiş, O Peygamber'in şüphesiz bir hak olduğuna da şahitlik etmişlerken imanlarının arkasından küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir (muvaffak eder)? Allah zalimler gürûhunu hidayete erdirmez. Muhakkak Allah'ın, meleklerin, bütün insanların lâneti onların üzerlerinedir. İşte onların cezaları.” (Âl-i İmrân, 3/85-87).

Ayet-i kerimede; “Bir millet kendinin (örf, âdet, inanç ve geleneklerini) değiştirmedikçe, Allah o kavmi değiştirmez.” buyrulmaktadır. (Ra’d Suresi Ayet 11 ve Enfâl Suresi Ayet 53) O halde Müslüman bir millet olarak kendi inanç, örf, âdet ve geleneklerimizi öğrenelim bilelim. Çocuklarımıza ve gençlerimize bunları öğretelim. Fert, aile ve millet olarak bunları korumaya çalışalım. Dinî ve millî bayramlarımızın, kandil gecelerimizin kıymetini bilelim. Başka inanç ve kültürlerin yılbaşılarını, Nevruz’larını, Hıdırellez’lerini, noel’lerini, kendimize ait değerlerin  önüne geçirmeyelim. Bizim hak olan inanç, örf, âdet ve geleneklerimiz bize onların batıl olan inanç, örf, âdet ve gelenekleri de onlarınolsun.Yüce Allah’ın rahmeti ve eşsiz Peyğamberimizin şefaati; dinini, neslini, nefsini, malını ve aklını koruyanların üzerine olsun. Nevruz ve Hıdırellez’in milletimizin birlik beraberlik ve huzuruna vesile olmasını diliyorum.

           Selam, saygı ve dua ile.

                                                                                             

 

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
19°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 05:01
Güneş 06:25
Öğle 12:37
İkindi 15:58
Akşam 18:38
Yatsı 19:57

Gelişmelerden Haberdar Olun

@