Bazı meviza/nasihat kitaplarında, hayrını kendi eli ile dünyada iken yapan kimsenin, ahirette kavuşacağı güzel sonuca şöyle bir misal anlatılır.

Karpuzu çok seven zengin bir adam, bir gün manavda turfanda karpuzun çıktığını görür. Bir karpuz alarak “akşam yemekte yeriz” diye çocuğu ile eve gönderir. Ahireti için hiç yatırımı olmayan, hep mirascıları için kazanan ve “ben ölürsem arkamdan bol bol hayır yaparlar” diyerek kendini avutan bu adam, o gün akşam eve geç gelir. Ev halkı akşam yemeğini yemişlerdir. Hanım adama sofra hazırlar . Adam yemeğini yerken karpuz aklına gelir. Hanımına gönderdiği karpuzu getirmesini söyler. Hanım, “Karpuzu yedik, Vallahi sana hiç kalmadı” der. Adam, “Hatun, sen benim karpuzu sevdiğimi biliyorsun, insan bir dilim olsun bana ayırmaz mı? ” der. Hanım, “Bey üzgünüm, ama ayırmayı unuttuk maalesef ” der. Adam o gece yatağında düşünür. Daha kendisi hayatta iken, eliyle alıp yemek için eve gönderdiği karpuzu sofrada yerken eşi ve çocuklarının kendisini unuttukları için pay ayırmayanların, kendi öldükten sonra hepten unutup arkasından hayır yapmayacaklarını anlar. Kendi hayrını kendi eliyle yapmaya ve çok kıymetli bir çiftliğini, kendisi öldükten sonra mezarlık yaparak, kamu yararına kullanılması için belediyeye vermeye karar verir. Sabah konuyu eşi ve çocuklarına açar, “aman ne yapıyorsun, delirdin mi?” deseler de fikrinden caymaz ve çiftliğini belediyeye vakfeder. Adam ölür. Mahallesinde yaşayan ve kendisini yakinen tanıyan evliyaullahtan birisi, adamı rüyasında çok güzel bir bahçenin ortasındaki köşkten çıkarken görür. Konuşurlar. O zat, adama; “Ben hiç böyle güzel bahçe ve köşk görmemiştim” der. Adam, “Burası cennet, bu bahçe cennet bahçesi, bu köşkte cennet köşkü dünyada nerden göreceksin?” der. Veli sorar: “Burası kimin?” Adam, “Bu bahçede köşkte benim” der. Veli tekrar sorar, “Allah, bunları sana hangi amelinden dolayı verdi?” der. Adam, “Ben dünyada iken Allah rızası için çiftliğimi halkın menfaatine sunmak üzere vakfetmiştim. Yüce Allah’ta ahirette onun karşılığında bana bu bahçeli köşkü verdi” der.

İnsan, Allah’ın salih kullarından olmaya, canı teninde ve iradesi elindeyken azami gayreti göstermelidir. Yoksa bu sıfatı kazanmadan Azrail’e yakayı kaptıranın hali hiçte iyi değildir. İnsan boş zamanın ve sıhhatin kıymetini iyi bilmeli, ölüm anına rahat gidebilmenin yol ve çarelerini arayıp bulmalıdır. Aksi halde iş işten geçmiş olur.

Bilindiği gibi salih kişi, dünyaya kıymet vermeyen, daima Allah Teâlâ’nın rızasını ve sevgisini kazanmak için çalışan Müslümandır. Başka bir deyimle, günah işlememek kalbinde meleke haline gelen, bunu başarabilmiş olan kişiye Salih Kişi denir.

Bir müslümanın salih kişilerden olması da, Allah’ın kendisine rızık olarak verdiklerinden, Allah yolunda harcaması ile mümkündür. Nitekim Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’in Münafıkun Suresi’nin 10. ayetinde mealen; “Sizden biriniz ölüm alametleri gelip de “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam, demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) harcayın” buyurmaktadır.

Yüce Allah bir Hadis-i Kutsi’de de, “Salih kullarım için cennette, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın gönlünden geçirmediği birtakım nimetler hazırladım ” buyurmuştur. (et-Tergip vet-Terhip)

Peygamber Efendimiz de, “Ümmetimin salihlerinin cennete girmeleri namaz ve oruçları sebebiyle değil; cömertlik, Müslümanlara karşı kalplerinde kötülük beslememeleri ve Müslümanlara nasihatları sayesindedir. ” buyurmuştur. (Darekutni)

Onun için büyüklerimiz, salihlerle beraber olmayı, onlarla sohbet etmeyi telkin etmiş, salih kimselerle beraber olan kimse cennetliklerden olur demişlerdir.

Allah bizleride hayrını iradesi elinde ve canı teninde iken kendi eliyle yapanlardan eylesin. AMİN..

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155