Çünkü, şeytan insanın düşmanıdır. Şeytan insanı fakirlikle korkutur. Şeytan insana her türlü fenalığı emreder. İnsanı Allah’ın yolunda gitmekten alıkoymaya çalışır. Bu konularda Kur’an-ı Kerim’de mealen;“Ey İnsanoğlu, şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara Suresi, 268)

“ Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve her türlü kötülüğü emreder.” (Nur Suresi, 21)

“Ey iman edenler, kim şeytana tâbi olursa (onun sözüne uyarsa), o kişi bilsin ki şeytan kötülüğü ve meşru olmayanı emreder.” (Araf Suresi, 17)

“İblis: (öyle ise beni azdırmana karşılık) yemin ederim ki bende onları (insanları) saptırmak için senin doğru yolunun üstünde tuzak kuracağım.” buyurulmaktadır. (Yusuf Suresi,53)

Keza nefis de insana daima kötülüğü emreder. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mealen, -Hz. Yusuf’un lisanından- Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbimin acıyıp koruduğu nefis hariç.. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir. Çünkü Rabbimizin acıyıp koruduğu hariç, nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder” (Yusuf Suresi, 53) buyrulmuştur.

İnsanın malı ve evladı da dünya hayatının süsü, zevki ve sefası olmakla beraber, bunlar baki (ebedi) değillerdir, gelici ve geçicidirler. Bugün var, yarın ise yok olurlar. Halbuki ebedi olan ahiret için yapılan salih amellerdir. Nitekim Rabbimiz Kehf Suresi’nin 46. ayetinde mealen; “Öğünüp durdukları mal ve evlatları, dünya hayatının süsüdürler. Bâki kalacak olan salih ameller ise, Rabbinin katında sevapça daha hayırlıdırlar. ” buyurmuştur.

İnsan Allah’ın kendisine en büyük ihsanı olan evlatlarını sever, bu doğaldır. “Mal canın yongasıdır” derler, insan malı da sever. Ancak insan kendisinin ve neslinin dünyada rahat etmesi, mutlu ve mesut olması ve giderken de varislerine bol bol miras bırakması için mal ve servet kazanmaya çalışırken, onu helalinden kazanması gerektiğini, haram malın hesabını Allah’a vereceğini bir an olsun aklından çıkarmamalıdır. Çünkü ahirette ona ne malının ve ne de evladının fayda vermeyeceğini bilmeli, hesap vereceği hakimlerin hakimi Allah’ı (c.c) hiçbir zaman unutmamalıdır. Her halükarda Allah’ı anmalı, O’na şükretmeli ve nankörlük etmemelidir. Çünkü Yüce Allah (c.c) bu hususlarda Kur’an-ı Kerim’de mealen; “Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı anmaktan (hatırlamaktan) alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Münafikun Suresi, 9)

“Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: And olsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir” buyrulmuştur. (İbrahim Suresi, 7)

Evet, insan dünyada hayır ve şer olarak ne yaptıysa ahirette onu görecektir. Zerre kadar hayır işleyen ahirette mükafatını alacak, zerre kadar şer işleyende cezasını bulacaktır. Çünkü yaratanımız Zilzal Suresi’nin 7. ve 8. ayetlerinde; “Kim zerre kadar hayır işlerse onu, kim de zerre kadar şer işlerse onu görecektir” buyurmuş. Bu durumu dünyada iken insana haber vermiş, tedbirli olmasını istemiştir.

Yine ahiret için dünyada önlem alma babında, Haşr Suresi’nin 18. ayetinde mealen; “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, yarın için (ahiret için) önceden ne gönderdiğinize bir bakın. Allah’tan sakının, Çünkü O, (hayır ve şer adına tüm) yaptıklarınızdan haberdardır. ” buyrulmuştur.

İnsanın dünyada, iradesi elinde ve canı teninde olarak yaşadığı zamanlarda, çoğu zaman ahireti, ve onun için tedbir almayı unutur. Ancak başına bir bela, bir musibet, bir hastalık, malına, canına ve evladına bir zarar geldiğinde çoğu zaman ahireti hatırlar ve orayı düşünür. Çünkü, insana ahireti ve ora için tedbir almayı unutturan şeytan vardır. Halbuki insan nefsine ve şeytana aldanmamalı, malına ve evladına güvenmemeli, bunların kendi gidince dünyada kalacaklarını, onunla gitmeyeceklerini düşünmelidir.

Mirasçılarının; yani oğlunun, kızının, torununun vs. rahat etmeleri için helal haram demeden mal kazanmak, sonra da onları dünyada bırakıp ahirete eli boş gitmek kadar helalinden kazanıp, kendi hayrını kendisi yapıp önceden ahiretinin rahatı için göndermeyen kişi de yanlış yapar, çünkü oda oraya eli boş gider. Ben öldükten sonra mirasçılarım bıraktığım mirastan benim adıma hayır yaparlar düşüncesi de tamamen yanlış bir düşüncedir. Bu sebeple “Ne verirsen elinle, o gider seninle” demişlerdir. Kendinden sonra peşinden hayır yapılacağı düşüncesiyle mal biriktirip, Allah yolundan sarf etmeden ölen ve mirasçılarının arkasından kendi adına hayır yapacağına güvenenin hali “İki tarafı uçurum olan dar bir patikada zifiri karanlık bir gecede yürüyen ve önünü aydınlatacak feneri, arkasında gelen adama veren bir kişinin hali gibidir ki, arkadaki adam feneri tuttuğu zaman öndekinin gölgesi gideceği yola düşerek yolunun aydınlanmasına engel olur ve arkadan tutulan fenerin kişinin yolunun aydınlanmasını temin edemez. O’da karanlık patikada yürüyemeyip uçuruma yuvarlanır.” İşte önünü aydınlatacak fenerin kişinin kendi elinde olsa, yolu aydınlanacak ve kötü sonuç olmayacaktı. Hayrını eliyle yapan da ölünce yaptığı hayrı bulacak ve mutlu olacaktır.

(SÜRECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol