Hatta Yüce Yaratanımız, kendi rızasını fazla fazla kazanmamız için çeşitli vesileler ihdas etmiş, karşılığını daha fazla vermek için kulunu kendisine borç vermeye teşvik etmiştir. Ve buyurmuştur ki; “Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödenmesi için Allah’a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu? Darlık veren de, bolluk veren de Allah’tır. Sadece Ona döndürüleceksiniz.” (Bakara suresi, 245)

Allah yolunda harcanan malın eksilmeyeceği, artacağı ve Allah tarafından kat kat fazlası o malın sahibine verileceği ile ilgili başka ayetlerde vardır.

Bu konuda sevgili Peygamberimizde müteaddit hadislerinde; Müslümanları, mallarını Allah yolunda sarf etmeye teşvik etmiştir.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’de, Allah yolunda sarf edilen malın karşılığını cömertler cömerdi Rabbimizin, o malın sahibine fazlasıyla verileceğine işaret ederek bir hadislerinde mealen; “Allah yolunda malını harcayan kimseye, Yüce Allah (c.c) yedi yüz (700) mislini (katını) verir. ” buyurmuştur.

Evet, Yüce Allah kendi rızası için verilenin karşılığını, infak edenlere bol bol verir. Nitekim bir Kudsi Hadiste de, Rabbimiz mealen; “Ey Ademoğlu! Sen yoksullara sadaka ver ki, bende sana vereyim.” buyurmaktadır. (Et-Tergib ve’t Tertib Cilt: 1, Sayfa: 520)

Allah yolunda verilen sadaka insan için hem dünyada ve hem de ukbada fayda temin eder. Çünkü Peygamberimiz sadakayı, maddî hastalıkların tedavisi ve cehennem ateşinden korunmak için tavsiye etmiştir. Hadisi Şerifler’de mealen; “Hastalıklarınızı sadaka ile tedavi edin. ” (Müslim, Cilt:3, Sayfa: 86), “Yarım hurma ile de olsa ateşten korununuz.” (Müslim, Cilt: 3, Sayfa: 86) buyrulmuştur.

Dinimizde tatlı dil ve güler yüzle söylenen her kelime ve her söz bir sadakadır. Her iyilikte bir sadakadır. Hatta iyilik kapılarının en hayırlısı yine sadakadır. Onun için bütün insanlar özelliklede madden sadaka verme imkanı olmayan insanlar, aile bireyleriyle, akrabalarıyla, komşularıyla, arkadaşlarıyla ve de içinde yaşadığı toplumun bütün fertleriyle konuşurken; tatlı dilli, güler yüzlü olmak, onlarla latif, okşayıcı, yumuşak, yüceltici, gönül alıcı, birlik, beraberlik, kardeşlik, dostluk, yardımlaşma ve dayanışma duygularını geliştirici ve pekiştirici söz ve kelimeleri seçerek konuşmalıdırlar.

Bu hususta Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde mealen şöyle; “Hurmanın yarısı ile de olsa cehennemin ateşinden (onu tasadduk ederek) kendinizi koruyunuz. Kim, (bu kadar bir şeyi de) bulamazsa, hoş bir kelime ile (tatlı dil ve güler yüzle söylenmiş, yumuşak, latif ve okşayıcı bir kelime ile) konuşarak kendisini cehennemin ateşinden korusun.” buyurmuştur. (Müslim Cilt: 3, Sayfa: 82) “Her iyilik bir sadakadır.” (Feyzül Kadir Cilt: 3, Sayfa: 482) “İyilik kapılarının en hayırlısı sadakadır.”(Müslim Cilt: 3, Sayfa:81) buyurmuşlardır.

Sadaka, Allah rızası için yoksullara ve muhtaçlara verilir. Hatta insanın helalinden kazanarak çoluğuna çocuğuna harcadığı da sadaka olarak değerlendirilmiştir. Dinimizde verilen sadakanın azına çoğuna da bakılmaz. Sadaka bazen bir kase çorba, bazen yarım elma, bazen yarım hurma, bazen de tatlı bir söz, güler bir yüz olur. Sadaka verilirken akraba olan fakirlerin, hatta insana sinsice düşmanlık besleyen aynı zamanda akraba olan fakirlerin tercih edilmesi de Peygamberimiz tarafından tavsiye edilmiştir. Nitekim Allah Rasulü hadislerinde mealen; “Bir Müslüman sevabını (Yüce Allah’tan) umarak çoluğuna çocuğuna bir nafaka harcarsa, bu (sarf ettiği şey) kendisi için bir sadakadır.” (İbni Mace Cilt: 1, Sayfa: 591)

“Fakir, yoksul ve muhtaçlara verilen sadaka, bir sadakadır. Akrabaya verilen (sadaka) ise iki sadakadır. Yani hem sadaka ve hem de sıla (sevabı) alır. (Feyzül Kadir Cilt: 2, Sayfa : 38)

“Sadakaların faziletçe en üstünü, sinsice düşmanlık yapan akrabaya verilen sadakadır.” buyurmuşlardır.

Akrabalık hukukuna saygılı ve fakir bir hısıma sadaka vermek ve her hangi bir şekilde yardım etmek kolaydır. Kalbinde düşmanlık hislerini besleyen akrabaya verilecek sadaka ve yapılacak bir iyilik daha faziletlidir. Çünkü yapılacak iyilikle ondan gelecek zarar kısmen de olsa önlenmiş olur.

insan kazandığı ile rehindir. Her kişinin, Allah katında kazancının sevabı vardır. O nedenle, Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi ahirete göçmeden önce, ahiret hayatının mutluluğu için, ahiret hayatının tarlası olan dünyada tedbirini almalı, yatırımını yapmalı, oraya kendi gitmeden saadet ve mutluluğuna vesile olacak salih amellerini göndermelidir. İnsan sık sık vicdan muhasebesi yapmalı, yarın için (ahiret için) önceden ne gönderdiğine bakmalıdır. Eğer bu kontrol sonunda kendisini eksik görürse hemen eksiğini telafi etmeye çalışmalıdır.

Çünkü Azrail’in kapıyı ne zaman çalacağı bilinmez, Azrail yakaya yapışınca da iş işten geçmiş olur. Hiçbir şey insanı ölümden geri döndüremez. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de; “Ecel (ölüm) geldi mi ne öne alınır, ne de geriye bakılır.” buyrulmuştur.

Müslüman’ın ahiret hayatı için, daha dünyada iken tedbir alması ve aldığı tedbirlerin yeterli olup olmadığını zaman zaman kontrol etmesi için Yüce Allah (c.c) ayeti kerimede mealen; “Namazı dosdoğru kılın, zekatı eksiksiz verin, kendiniz için hayır namına (sevap olarak) önceden ne gönderdiyseniz, Allah huzurunda onu bulacaksınız.” (Yasin Suresi, 60) buyurmuştur.

(SÜRECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol