16.09.2017, 00:09 293

NE VERİRSEN ELİNLE O GİDER SENİNLE-2

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Akrabalık hukukuna saygılı ve fakir bir hısıma sadaka vermek ve her hangi bir şekilde yardım etmek kolaydır. Kalbinde düşmanlık hislerini besleyen akrabaya verilecek sadaka ve yapılacak bir iyilik daha faziletlidir. Çünkü yapılacak iyilikle ondan gelecek zararı kısmen de olsa önlenmiş olur.

insan kazandığı ile rehindir. Her kişinin, Allah katında kazancının sevabı vardır. O nedenle, Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi ahirete göçmeden önce, ahiret hayatının mutluluğu için, ahiret hayatının tarlası olan dünya iken yani ahirete göçmeden önce tedbirini almalıdır. Bu konuda da şeytanı yenebilmelidir. Çünkü şeytan insanın düşmanıdır. Şeytan insanı fakirlikle korkutur. Şeytan insana her türlü fenalığı emreder. İnsanı Allah’ın yolunda gitmekten alıkoymaya çalışır. Bu konularda Kur’an-ı Kerim’de mealen;

“Ey İnsanoğlu, şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara Suresi, 268)

“ Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve her türlü kötülüğü emreder.” (Nur Suresi, 21)

“Ey iman edenler, kim şeytana tâbi olursa (onun sözüne uyarsa), o kişi bilsin ki şeytan kötülüğü ve meşru olmayanı emreder.” (Araf Suresi, 17)

“İblis: (öyle ise beni azdırmana karşılık) yemin ederim ki bende onları (insanları) saptırmak için, senin doğru yolunun üstünde tuzak kuracağım.” buyurulmaktadır. (Yusuf Suresi,53)

Keza nefis de insana daima kötülüğü emreder. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mealen, -Hz. Yusuf’un lisanından- “Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbimin acıyıp koruduğu nefis hariç.. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir. Çünkü Rabbimizin acıyıp koruduğu hariç, nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder” (Yusuf Suresi, 53) buyrulmuştur.

İnsanın malı ve evladı da dünya hayatının süsü, zevki ve sefası olmakla beraber, bunlar baki (ebedi) değillerdir, gelici ve geçicidirler. Bugün var, yarın ise yok olurlar. Halbuki ebedi olan ahiret için yapılan salih amellerdir. Nitekim Rabbimiz Kehf Suresi’nin 46. ayetinde mealen; “Öğünüp durdukları mal ve evlatları, dünya hayatının süsüdürler. Bâki kalacak olan salih ameller ise, Rabbinin katında sevapça daha hayırlıdırlar. ” buyurmuştur.

İnsan Allah’ın kendisine en büyük ihsanı olan evlatlarını sever, bu doğaldır. “Mal canın yongasıdır” derler, insan malı da sever. Ancak insan kendisinin ve neslinin dünyada rahat etmesi, mutlu ve mesut olması ve giderken de varislerine bol bol miras bırakması için mal ve servet kazanmaya çalışırken, onu helalinden kazanması gerektiğini, haram malın hesabını Allah’a vereceğini bir an olsun aklından çıkarmamalıdır. Çünkü ahirette ona ne malının ve ne de evladının fayda vermeyeceğini bilmeli, hesap vereceği hakimlerin hakimi Allah’ı (c.c) hiçbir zaman unutmamalıdır. Her halükarda Allah’ı anmalı, O’na şükretmeli ve nankörlük etmemelidir. Çünkü Yüce Allah (c.c) bu hususlarda Kur’an-ı Kerim’de mealen; “Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı anmaktan (hatırlamaktan) alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Münafikun Suresi, 9)

“Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: And olsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir” buyrulmuştur. (İbrahim Suresi, 7)

Evet, insan dünyada hayır ve şer olarak ne yaptıysa ahirette onu görecektir. Zerre kadar hayır işleyen ahirette mükafatını alacak, zerre kadar şer işleyende cezasını bulacaktır. Çünkü yaratanımız Zilzal Suresi’nin 7. ve 8. ayetlerinde; “Kim zerre kadar hayır işlerse onu, kim de zerre kadar şer işlerse onu görecektir” buyurmuş. Bu durumu dünyada iken insana haber vermiş, tedbirli olmasını istemiştir.

Yine ahiret için dünyada önlem alma babında, Haşr Suresi’nin 18. ayetinde mealen; “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, yarın için (ahiret için) önceden ne gönderdiğinize bir bakın. Allah’tan sakının, Çünkü O, (hayır ve şer adına tüm) yaptıklarınızdan haberdardır. ” buyrulmuştur.

İnsanın dünyada, iradesi elinde ve canı teninde olarak yaşadığı zamanlarda, çoğu zaman ahireti, ve onun için tedbir almayı unutur. Ancak başına bir bela, bir musibet, bir hastalık, malına, canına ve evladına bir zarar geldiğinde çoğu zaman ahireti hatırlar ve orayı düşünür. Çünkü, insana ahireti ve ora için tedbir almayı unutturan şeytan vardır. Halbuki insan nefsine ve şeytana aldanmamalı, malına ve evladına güvenmemeli, bunların kendi gidince dünyada kalacaklarını, onunla gitmeyeceklerini düşünmelidir.

Mirasçılarının; yani oğlunun, kızının, torununun vs. rahat etmeleri için helal haram demeden mal kazanmak, sonra da onları dünyada bırakıp ahirete eli boş gitmek kadar helalinden kazanıp, kendi hayrını kendisi yapıp önceden ahiretinin rahatı için göndermeyen kişi de yanlış yapar, çünkü oda oraya eli boş gider. Ben öldükten sonra mirasçılarım bıraktığım mirastan benim adıma hayır yaparlar düşüncesi de tamamen yanlış bir düşüncedir. Bu sebeple “Ne verirsen elinle, o gider seninle” demişlerdir. Kendinden sonra peşinden hayır yapılacağı düşüncesiyle mal biriktirip, Allah yolundan sarf etmeden ölen ve mirasçılarının arkasından kendi adına hayır yapacağına güvenenin hali “İki tarafı uçurum olan dar bir patikada zifiri karanlık bir gecede yürüyen ve önünü aydınlatacak feneri, arkasında gelen adama veren bir kişinin hali gibidir ki, arkadaki adam feneri tuttuğu zaman öndekinin gölgesi gideceği yola düşerek yolunun aydınlanmasına engel olur ve arkadan tutulan fenerin kişinin yolunun aydınlanmasını temin edemez. O’da karanlık patikada yürüyemeyip uçuruma yuvarlanır.” İşte önünü aydınlatacak fenerin kişinin kendi elinde olsa, yolu aydınlanacak ve kötü sonuç olmayacaktı. Hayrını eliyle yapan da ölünce yaptığı hayrı bulacak ve mutlu olacaktır.

Bazı meviza/nasihat kitaplarında, hayrını kendi eli ile dünyada iken yapan kimsenin, ahirette kavuşacağı güzel sonuca şöyle bir misal anlatılır.

Karpuzu çok seven zengin bir adam, bir gün manavda turfanda karpuzun çıktığını görür. Bir karpuz alarak “akşam yemekte yeriz” diye çocuğu ile eve gönderir. Ahireti için hiç yatırımı olmayan, hep mirascıları için kazanan ve “ben ölürsem arkamdan bol bol hayır yaparlar” diyerek kendini avutan bu adam, o gün akşam eve geç gelir. Ev halkı akşam yemeğini yemişlerdir. Hanım adama sofra hazırlar . Adam yemeğini yerken karpuz aklına gelir. Hanımına gönderdiği karpuzu getirmesini söyler. Hanım, “Karpuzu yedik, Vallahi sana hiç kalmadı” der. Adam, “Hatun, sen benim karpuzu sevdiğimi biliyorsun, insan bir dilim olsun bana ayırmaz mı? ” der. Hanım, “Bey üzgünüm, ama ayırmayı unuttuk maalesef ” der. Adam o gece yatağında düşünür. Daha kendisi hayatta iken, eliyle alıp yemek için eve gönderdiği karpuzu sofrada yerken eşi ve çocuklarının kendisini unuttukları için pay ayırmayanların, kendi öldükten sonra hepten unutup arkasından hayır yapmayacaklarını anlar. Kendi hayrını kendi eliyle yapmaya ve çok kıymetli bir çiftliğini, kendisi öldükten sonra mezarlık yaparak, kamu yararına kullanılması için belediyeye vermeye karar verir. Sabah konuyu eşi ve çocuklarına açar, “aman ne yapıyorsun, delirdin mi?” deseler de fikrinden caymaz ve çiftliğini belediyeye vakfeder. Adam ölür. Mahallesinde yaşayan ve kendisini yakinen tanıyan evliyaullahtan birisi, adamı rüyasında çok güzel bir bahçenin ortasındaki köşkten çıkarken görür. Konuşurlar. O zat, adama; “Ben hiç böyle güzel bahçe ve köşk görmemiştim” der. Adam, “Burası cennet, bu bahçe cennet bahçesi, bu köşkte cennet köşkü dünyada nerden göreceksin?” der. Veli sorar: “Burası kimin?” Adam, “Bu bahçede köşkte benim” der. Veli tekrar sorar, “Allah, bunları sana hangi amelinden dolayı verdi?” der. Adam, “Ben dünyada iken Allah rızası için çiftliğimi halkın menfaatine sunmak üzere vakfetmiştim. Yüce Allah’ta ahirette onun karşılığında bana bu bahçeli köşkü verdi” der.

İnsan, Allah’ın salih kullarından olmaya, canı teninde ve iradesi elindeyken azami gayreti göstermelidir. Yoksa bu sıfatı kazanmadan Azrail’e yakayı kaptıranın hali hiçte iyi değildir. İnsan boş zamanın ve sıhhatin kıymetini iyi bilmeli, ölüm anına rahat gidebilmenin yol ve çarelerini arayıp bulmalıdır. Aksi halde iş işten geçmiş olur.

Bilindiği gibi salih kişi, dünyaya kıymet vermeyen, daima Allah Teâlâ’nın rızasını ve sevgisini kazanmak için çalışan Müslümandır. Başka bir deyimle, günah işlememek kalbinde meleke haline gelen, bunu başarabilmiş olan kişiye Salih Kişi denir.

Bir müslümanın salih kişilerden olması da, Allah’ın kendisine rızık olarak verdiklerinden, Allah yolunda harcaması ile mümkündür. Nitekim Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’in Münafıkun Suresi’nin 10. ayetinde mealen; “Sizden biriniz ölüm alametleri gelip de “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam, demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) harcayın” buyurmaktadır.

Yüce Allah bir Hadis-i Kutsi’de de, “Salih kullarım için cennette, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın gönlünden geçirmediği birtakım nimetler hazırladım ” buyurmuştur. (et-Tergip vet-Terhip)

Peygamber Efendimiz de, “Ümmetimin Salihlerinin cennete girmeleri, namaz ve oruçları sebebiyle değil; cömertlikleri, Müslümanlara karşı kalplerinde kötülük beslememeleri ve Müslümanlara nasihatlari sayesindedir. ” buyurmuştur. (Darekutni)

Onun için büyüklerimiz, salihlerle beraber olmayı, onlarla sohbet etmeyi telkin etmiş, salih kimselerle beraber olan kimse, cennetliklerden olur demişlerdir

Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
23°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 13 Ağustos 2020
İmsak 04:05
Güneş 05:42
Öğle 12:50
İkindi 16:39
Akşam 19:48
Yatsı 21:18

Gelişmelerden Haberdar Olun

@