Fitne-Fesadı, cihada tercih eden münafıklar sıvışmayı (savaştan kaçmayı), savaştan üstün tutuyorlardı. İki kapılı in yapan tilki, avcı veya zararlı bir hayvan gördüğü zaman diğer kapıdan uzaklaşıp kaçarmış. Münafıkların mizacı da iki yüzlülüktür. Ne samimi bir imanla müminlerin safında yer alırlar, ne de içindeki küfrü açığa koyup gayri Müslimlerin (Kafirlerin) arasına katılırlar.

Günümüzün münafıklarının karakterleri de hiç değişmemiştir. Söylem, iş ve eylemleriyle daima Müslümanların karşısında yer alan münafıklar, görünürde Müslüman’dırlar ve Müslümanların yanındadırlar. İşte onların karakterini tespit eden ve Müslümanların buna karşı takip edeceği yolu ve tatbik edeceği usulü, Ali İmran suresinin 167. Ayeti şöyle beyan ediyor:

“İki birliğin karşılaştığı gün sizin başınıza gelenler, ancak Allah’ın dilemesiyle olmuştur ki, bu da, müminleri ayırt etmesi ve münafıkları ortaya çıkarması için idi. Bunlara: “Gelin, Allah yolunda çarpışın; ya da savunma yapın” denildiği zaman, “Harp etmeyi bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok, kâfirliğe yakın idiler. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Hâlbuki Allah, onların içlerinde gizlediklerini daha iyi bilir.”

Allah, Müslümanların münafıklara karşı takınacağı tutum ve takip edeceği yolu da şöyle açıklıyor:

“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!” (Tevbe, 73)

Nifak hastalığına tutulmuş kimseler, kendilerine hayat verecek ve ahiret saadetine ulaştıracak İslamî emirlere yanaşmazlar. Allah’ın indirdiği kitapla amel edin denilse, bu tekliften yüz çevirirler. Bu hastalığa tutulanların bazı alamet ve davranışları olacaktır. Bir insan kendisinin bu illete tutulup tutulmadığını anlayabilmek için, bu alametleri bilmek zorundadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu alametleri şöyle haber veriyor:

“Münafığın alameti üçtür: Bir şey haber verdiğinde yalan söyler. Vaat ettiği zaman cayar ve kendisine bir şey emanet olunduğu zaman ihanet eder.”

Devri saadetteki münafıklarla, sonraki dönemde yaşayan Müslümanların bu husustaki durumunu mukayese eden Hz. Huzeyfe (r.a.) şöyle diyor:

“Hz Peygamber (s.a.v.)’in hayatta olduğu zamanda bir adam bir kelime yalan söylese, ölünceye kadar münafık olarak tanınmış olurdu. Ben o kelimeyi sizin birinizden günde on defa işitmekteyim.”

Şüphesiz ki, o kelimeden maksat yalandır. Efendimiz Müslümanın korkak veya cimri olabileceğini ancak, kesinlikle yalancı olamayacağını beyan etmişlerdir.

Hz Peygamber (s.a.v.),münafığın alametlerini anlatmaya devam ediyor:

“Dört kötü davranış vardır. Kimde bu şeyler bulunacak olursa, halis münafık olur. Kimde de bunlardan bir haslet bulunursa, terk edinceye kadar nifaktan bir şey onda bulunmuş olur: Bir şey emanet bırakılsa ihanet eder, haber verdiğinde yalan söyler, sözleşme yaptığında mağdur eder ve murafaa olduğunda haktan ayrılır.”

Ayet ve hadislerde vasıfları ve alametleri açıklanan münafıklardan son derece sakınılmalıdır. Zira gayri Müslimlerin durumu ve tutumu açıktır. Bunlarsa iman sahibi imiş gibi görünüp içinde küfür gizlemektedirler. Hele ağzı laf yapan münafıklar, bilgisi az insanları daha çabuk şaşırtabilirler. Bu tehlikeye Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle işaret buyuruyor:

“Ümmetim üzerine en çok endişe ettiğim korku, dil dökmeyi bilen münafıklardır.”

Zamanımızın ağzı laf yapan bu tip münafıkları; televizyonda yapılan oturumlarda, kitap, gazete ve dergilere yazdıkları yazılarda, bazı ayet ve hadisleri kendi düşünceleri istikametinde tevile kalkışarak, halkın zihnini bulandırmakta ve avam tabakasını şaşırtmaktadırlar. Kimi İslam fıkhını inkâr etmekte, kimi kümes hayvanlarından da kurban olabileceğini, kimi de hac ibadetinin hac aylarının dışındaki zamanlarda da yapılabileceğini iddia ederler. Yani kendilerine göre fetva üretirler. Bunlar, “Nas olan yerde fetvaya değil, içtihada bile mesag (gerek) yoktur.” kaidesini yok saymaktadırlar.

Nifak alametlerinin uhrevi sorumluluğunu Kur’an şöyle açıklıyor.

“Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet ve şeref yalnızca Allah’a aittir.” (Nisa,138/139)

Kafirler Müslümanların açık düşmanlarıdırlar. Bu nedenle Müslümanlar kafirlere karşı her türlü tedbiri açıktan alılar. Kafirlere karşı tedbirli olurlar. Onlara ser verir sır vermezler. Ancak münafıklar böyle değildirler. Onlar mümin görünüp Müslümanların arasında yaşarlar. Müslümanların her sırrına vakıftırlar. Onun için de çok tehlikelidirler. Hırsız evden olunca alınacak tedbirler işe yaramaz. Onun için “ Ev hırsızına baş gelinmez” denmiştir. Münafıklar ev hırsızı durumundadırlar. İslam’da her suçun cezası vardır. Ancak münafığın cezası daha çetindir. Bununla ilgili ayette;

yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın” buyrulmuştur. (Nisa, 145)

Evet, günümüzde de akl-ı selim sahibi bir insan, etrafına dikkatle baktığı zaman, kimin söylem, eylem, hal hareket, iş ve davranışlarının münafıklık alameti taşıdığını bilir ve anlar. Bir Müslüman’ın kendi gibi Müslüman’ı bırakıp da, bir kafirin veya münafığın arkasından gitmesi, söz, yazı, fil ve hareketleriyle onun yanında yer alması, onu desteklemesi ve ona arka çıkması dinimizde cezayı mucip bir davranıştır ve yanlıştır. Müminleri bırakıp kafirleri ve münafıkları dost edinen ve onlarla iş birliği tutan ve onları destekleyenler, kendilerini cezalandırması için Allah’a açık bir delil vermiş olurlar. Konu ile ilgili, Nisa suresinin 144. Ayetinde:

“Ey iman edenler! Sakın ha müminleri bırakıp da, kafirleri (ve münafıkları) dost edinmeyin, onlarla iş birliği içinde olmayın. Yoksa siz Allah’a, Onun size azap etmesi için kendi aleyhinize, açık delil mi sunuyorsunuz?”

Yüce Allah, bütün Müslümanları, özellikle büyük milletimizi, içimizde ve dışımızdaki kafir ve münafıkların şerrinden emin eylesin. İnsanlarımıza onları tanıma basireti versin. Milletin menfaatini bırakıp, kendi menfaati için onlarla işbirliği yapanları da ıslah etsin. Milletimizi bölüp parçalayıp yok etmek isteyenlere Rabbim fırsat vermesin, onları kahhar ismi şerifi ile kahreylesin.

Şurası unutulmamalıdır ki, bu gün büyük milletimiz, dışarda ve içerdeki kafir ve münafık düşmanlarına karşı, ikinci, “kurtuluş savaşı” vermektedir. Vatanımızı bölmek, devletimizi yıkmak ve milletimizi esir etmek isteyenler bizi, içerden ve dışardan kuşatmış durumdadırlar. Geçmişte olduğu gibi büyük milletimiz, Allah’ın yardımı ve kahraman evlatlarının sayesinde, bu savaşı da kazanacaktır. Bu zafere ulaşmak için milletçe yapacağımız en önemli iş, milli birlik, beraberlik, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olmak, düşmanın karşısına yekvücut çıkmaktır. Ufak tefek menfaatler peşinde koşmak, vakıf, dernek, cemaat, tarikat ve parti hesapları ile bu milleti zaafa düşürmemektir.

Allah kendi yolunda ihlasla yürüyenleri, yardımıyla hedeflerine ulaştıracaktır. Binlerce yıldır gönderlerinde ay yıldızlı bayrağımızın dalgalandığı, minarelerinde şehadetleri dinimizin temeli olan ezanlarımızın okunduğu, Müslüman milletimizin dininin, iffet ve namusunun korunduğu Anadolu muzun bir karış toprağını bile, bu kafir ve münafıklara vermemek için, her gün koç yiğitlerimiz şehit ve gazi olmaktadırlar. Allah kahraman askerimizin ve polisimizin yokluğunu vermesin. Onlar bu milletin has evlatlarıdırlar. Onların kanı, dün olduğu gibi bu gün de, tevhidi ve vatanı kurtarmaktadır.

Allah içerde ve dışardaki düşmanlarımıza fırsat vermesin, onları kahhar ismi şerifi ile kahreylesin. Düşmanlarımızın milletimiz aleyhine hazırladıkları plan, proje ve desiselerini, kendi başlarına makus eylesin. Kahraman asker ve polislerimize güç, kuvvet, sabır, metanet ve cesaret versin. AMİN.

Çorum’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol