inançları itibariyle genel olarak üç kısma ayrılırlar. Müminler; imanın amentü ile formüle edilmiş altı şartına yani; Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına, ahiret gününe, kader hayır ve şerrin Allah’ın takdirinden olduğuna, kalpleri ile inanan ve dilleri ile tasdik eden insanlar.

Kafirler; Hakkı ve hakikati inkar eden, imanın yukarıda sayılan şartlarına inanmadığını açıktan söyleyen insanlar.

Münafıklar; imanın şartlarına kalben inanmadıkları halde, inananların arasında dilden inandıklarını söyleyen, olmayan imanlarını sözle söyleyerek, olan küfürlerini kalplerinde gizleyen insanlardır.

Münafıkların bu ikiyüzlü hallerini yüce Allah Kerim kitabımızda; “Onlar müminlerle karşılaştıklarında, ‘Bizde sizin gibi inanıyoruz’ derler. Fakat şeytani düşünce taşıyan yandaşlarıyla (şeytanla) baş başa kalınca da, ‘Aslında biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay ediyoruz’ derler” şeklinde ifade edilmiştir. (Bakara, 14)

Görüldüğü gibi Münafık, kalbinde küfrü ve inkârı gizleyip, diliyle inandığını iddia eden kimsedir. Bir ayette de Allah (c.c.), münafıkları şöyle tarif ediyor:“İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah'a ve ahiret gününe inandık’ derler.” (Bakara,8)

Münafıklar müminleri, akılsız, ahmak ve sefil insanlar olarak görürler. Öyle ki onların durumuna düşmemek için inanmazlar. Bu durum ayet-i kerimede; “Kendilerine, Bu inanan insanlar gibi sizde iman edin denildiğinde, ‘Şu ahmak ve beyinsizler inandı diye, bizde mi inanalım?’ derler. İyi bilin ki, asıl ahmak ve beyinsizler kendileridir, fakat bunu bilmezler.” şeklinde ifade buyrulmuştur.(Bakara, 13)

Münafıkların müminlerle bu şekilde alay etmeleri ve onları hafife alıp küçük görmeleri, cezasız kalmayacaktır. Nitekim ayette, “Allah onlara müminlerle alay etmenin cezasını verecektir. Şimdilik onlara süre tanımakta, onlar da azgınlıkları içerisinde bocalanıp durmaktadırlar” buyrulmuştur.(Bakara,15)

Münafıkların hidayeti bırakıp dalaleti benimsemeleri, yani imanı bırakıp, küfrü tercih etmeleri, kuranda karlı olmayan bir alışverişe benzetilerek şöyle ifade edilmiştir. “ İşte onlar, hidayeti bırakıp dalaleti tercih etmiş kimselerdir. Fakat bu ticaretlerinde hiçte karlı çıkmamışlar, hepten ziyan etmişlerdir.” (Bakara, 16)

Münafıklar müminleri olmayan imanlarına inandırmaya çalıştıkları gibi, Peygamber Efendimize de bu konuda yalan söyleyerek, Onu da inandırmaya çalışmışlarsa da, Cenab-ı Hak bu durumu Peygamberine haber vermiştir. Şöyle ki, “Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah’ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O’nun Peygamberisin. Allah, münafıkların (Bu konuda) kesinlikle yalancı olduklarını da bilmektedir.” (Münafıkun, 1)

İbadeti ve hayrı gösteriş için yapanlara mürai denildiği gibi, imanda iki yüzlülük yapana da münafık denir. Mesela, ömründe Allah rızası için bir vakit namaz, hatta bir Cuma namazı bile kılmadığı halde, görsünler için cenaze namazında ön safta dururlar.

Münafıklar; karaktersiz, yalancı, ikiyüzlü, şahsiyetsiz, iftiracı ve basit insanlardır. Onlar, bir toplumun birlik, beraberlik, kardeşlik ve huzur içerisinde yaşamasından rahatsız olurlar. Çünkü onlar, böyle ortamlarda kendilerinin toplumun, birlik beraberlik, kardeşlik ve huzurunu bozmak için yaptıkları faaliyetlerin, çevirdikleri dolapların ve toplumun düşmanları ile nasıl işbirliği içerisinde olduklarının anlaşılmasından ve ortaya çıkmasından korkarlar. Onun için daima suyu bulandırır, toplumu karıştırır, fitne fesat terör ve anarşi çıkarırlar. Kurtların dumanlı günleri sevdiği gibi, münafıklar da toplumda daima fitne, fesat, terör ve kaos ortamının olmasını severler.

Münafıkların karakter ve mizaçlarını, Kur’an şöyle açıklıyor:

Bu adamlara, “ Yeryüzünde (Toplumun içinde) bozgunculuk (fitnelik) yapmayın denildiğinde, Hayır! Biz bozguncu değil, yapıcı ve iyileştirici insanlarız derler. İyi bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridirler, fakat bunun farkında değillerdir.”(Bakara, 12)

Ve yine Kuran’da; “Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: Meğer Allah ve Resulü bize sadece kuru vaatlerde bulunmuşlar! diyorlardı.” (Ahzap, 12)) buyrulmak suretiyle de, münafıkların, Allah’a ve Peygamber’e bile dil uzattıkları ve apaçık iftira ettikleri beyan edilmektedir. Allah’a ve Peygambere iftira edecek kadar alçak ve sefil olan bu karaktersizlerin şerrinden Allah bütün samimi müminleri ve büyük milletimizi korusun.

Münafıkların karakterleri; daima yön değiştiren, yalandan, gıybetten ve iftiradan medet uman, dün söylediğini bu gün inkar eden, “dün dündür bugün bugündür” diyen, bir davranışa sahiptirler. Münafıklar bu sahte tavır ve davranışlarının ortaya çıkmasına sebep olacak bir ayetin inivermesinden daima çekinmişlerse de, tiynetlerinin icaplarını yapmaktan da, geri kalmamışlardır. Bu hususu, Kur’an şöyle ifade ediyor:

“Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir surenin müminlere indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay edin! Allah o çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.” (Tevbe, 64)

Münafıklar, aslında İslam dinini kabul etmedikleri için, bu dine ve onun mensuplarına düşmandırlar. Bu düşmanlıkları sebebiyle, müminlere karşı içlerinde daima bir husumet duygusu taşırlar. Onun için Müslüman toplumun içinde İslami değerlere, Müslüman’ca yaşayanlara, Müslümanların canına, malına, namusuna, dini öğreten kişi, kurum ve müesseselere, Müslümanların mabetlerine ve kültürlerine düşmandırlar. Toplumda bu hususlarla ilgili müspet bir gelişme ve ilerleme olsa, hemen ona şiddetle karşı çıkar, o gelişmeyi o iyileşmeyi önlemeye çalışırlar.

Bakın Enfal suresi 49. Ayette bu husus nasıl beyan ediliyor: “O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar,(sizin için), ‘Bunları, dinleri aldatmış’ diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. Kendisine güveneni üstün ve galip kılacak O’dur. Yoksa orduların sayı ve teçhizat üstünlüğü değildir.”

Onların din ve dindar düşmanlıkları; dinin inkişaf edip, gelişip yayılmasını önlemeye ve Müslümanların yaptıkları hizmetin tam aksini işlemeye yöneliktir. Onların oyununa gelmemeleri için Allah Müslümanları şöyle uyarıyor:

“Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil),birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyar ve cimrilik ederler. Onlar Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir.” (Tevbe, 67)

Münafıklar, Allah’a inanmadıkları ve İslam dinini kabul etmedikleri için ibadete yanaşmazlar. Halkın arasında bulunup ta kaçmaya fırsat bulamadıkları zaman, genelde cenaze namazında olduğu gibi, istemeyerek ve üşenerek kalkarlar. Münafıkların bu hallerini bakın Nisa suresinin 142 v2 143. Ayetler ne güzel beyan ediyor:

“Şüphesiz münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar; hâlbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler. (Namazları da kabul olmaz)

İmanla küfür arasında bocalayıp durmaktalar, ne gerçekten iman ediyor ne de açıktan inkar ediyorlar. Ey Peygamber! Allah’ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın.”

Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

“Münafığın meseli, iki koyun sürüsü arasında bir defa şuna bir defa da buna gidip gelen şaşkın ve mütereddit koyunun misali gibidir.”

Halk arasında da böyle iki yüzlüler için, “Kurtla bir olup koyunu yer, çobanla bir olup koyuna ağlar” denir.

Devri Saadette münafıklar, niçin müminmiş gibi davranırlardı? Çünkü Müslümanlarla savaşmayı göze alamıyorlardı. Fidye vermeye ve iman etmeye de niyetleri olmadığından iman etmiş gibi görünüp işin içinden sıyrılmak istiyorlardı. Müslümanlar, Allah’a şirk koşan kâfirlerle savaşa kalkışsalar onlar, münafıklar ortadan kaybolurlardı.

(SÜRECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol