İnsan yaratılmışların en mükemmelidir. Allah (c.c), insanı fizikî yönden en güzel şekilde yaratmıştır.(95/4) Eşrefi mahlûkat olan insan, yeryüzünün halifesidir.(2/30) Allah (c.c) insanı akıl (2/197-269, 3/7-190) ve irade nimetleri ile donatmıştır. Bütün varlıklar insanın dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşması için emrine amade kılınmıştır.(2/29)

Aynı anne ve babadan yaratılan insanoğlu (4/1),(49/13) çeşitli kabile ve milletlere ayrılmıştır. Dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan insanların fizikî yapıları, karakterleri, yaşama tarzları, yaşadığı yerin coğrafi ve iklim şartlarına göre şekillenmiştir.

İnsanların en küçük sosyal birliği aile, en büyüğü ise millettir. Onun için aile milletin nüvesi, yani çekirdeğidir. Millet bir vücut ise aile onun hücresi, millet bir bina ise aile onun temelidir. Çekirdek sağlam ise bitki sağlamdır, çekirdek çürük ise bitki çürüktür. Vücutta hücre sağlam ise vücut sağlam, hücre bozuk ise beden kanser olur dağılır gider. Binada temel sağla ise bina sağlamdır, temel çürük ise bine yıkılır gider. O nedenle ailenin sağlam olması için her türlü tedbiri; bireyler, aileler ve devletler almalıdır.

Her canlının huzur ve güven içinde yaşaması için bir yuvaya ihtiyacı vardır. İnsanın yuvası evi, milletin yuvası ise vatanıdır. Milletler, aynı dili konuşan, aynı dine inanan, ortak kültür ve tarihe sahip olan insanlar topluluğudur.

Aile, günümüz dünyasında milletin çekirdeğidir. Aile kurumu insanlık tarihi ile yaşıttır. Onun için Adem (a.s.) eşi ile birlikte yaratılmıştır. Aile bizim inanç, örf ve geleneğimize göre anne baba, büyük anne büyük baba ve çocuklardan oluşur. Aile bireylerinin sayısı bizde ortalama beş kişidir.

Aile; bir sevgi, huzur ve mutluluk yuvasıdır. İnsana kendi cinsinden eşler yaratması, eşlerin arasına sevgi ve merhamet duyguları koyması da akıl sahibi insanlar için Allah’ın varlığının delillerindendir. (30/21)

Ailenin temel görevleri ikidir. Birincisi insan neslinin devamı; ikincisi ise, toplumsal kültürü korumak ve yaşatmaktır.

İnsanların dünyaya getirilmesinde, gelişiminin sağlıklı olmasında, kendisine, ailesine, içinde yaşadığı toplumuna karşı sorumlu ve yararlı bir kişi olarak yetiştirilmesinde, temel görev aileye düşmektedir. Yapılan anket ve araştırmalara göre suçluların çoğu, sağlıklı bir aile yapısına sahip olmayan, ya da problemli ortamlarda yetişmiş kişilerden oluştuğu anlaşılmıştır.

İslam dini, ailenin sağlıklı ve mutlu bir şekilde kurulup yaşamasına büyük önem vermiştir. Bunun için de çeşitli tedbirler almıştır. Alınan bu önlemlerden bazıları şunlardır:

1-İslam dini evlenmeyi teşvik etmiş, Allah’a daha da fazla kulluk edebilmek için evlenmeyi ve aile hayatını, terk etmek isteyenleri bu düşünceden vazgeçirmiştir.

2-Evlenmeyi kolaylaştırmış, evlenmenin şeklini, şartlarını ve maddî külfetini asgariye indirmiştir.

3-İstikrarlı, huzurlu ve mutlu bir aile hayatı için gereken bütün hukukî ve ahlakî düzenlemeleri yapmıştır.

4-Çocukların eğitiminden ve geleceklerinden birinci derece de aileyi sorumlu tutmuştur.

5-Aile bağlarına ve bu bağın gerektirdiği hukuk ve edebe riayet edilmesini istemiştir.

6-İslam dini ailenin bir okul, bir ibadethane, sıcak ve aydınlık bir yuva ve sosyal ilişkiler birimi olabilmesi için öncelikle karı-koca arasında karşılıklı sevgi, saygı ve şefkatin bulunmasını emretmiştir.

Bu konuda Peygamberimizin aile hayatında Müslümanlara örnek olacak çok güzellikler ve prensipler vardır. Bu prensip ve güzellikler özet olarak şunlardır. Sadakat, güven, haya, iffet, nezaket, züht ve sadeliktir.

Ailenin sağlıklı bir şekilde kurulup, mutlu bir şekilde yürümesini öngören bu temel ilkelerden dolayı, İslam toplumlarında aile önemli bir görev icra etmekte, hatta aile kültürümüz ve kültürel mirasımızın büyük bir bölümünü meydana getirmektedir. Dinimizin ön gördüğü aile; kederde, kıvançta, darlıkta, bollukta, iyi günde ve kötü günde aynı heyecanı paylaşan kalplerden meydana gelen bir yuvadır. Bu yuvada her dede bir Dede Korkut, her nine bir Nene Hatun, her baba bir Demir Baba, Sarı Saltuk Baba ve her ana bir Fatimet-üz Zehra gibidir.

İnsanlar kendi ferdi benlik ve kişiliklerini, kendi sosyal çevrelerinde kazanırlar, böylece hayatlarının manasını kendi milletlerinin tarihi içinde bulurlar.

İnsan topluluklarını millet haline getiren objektif ve sübjektif faktörler vardı.

Milleti millet yapan objektif faktörler vatan, ırk, dil ve din bağlarıdır. Sübjektif faktörler ise ortak bir geçmiş ve kader birliğine sahip olduğunu düşünen ve gelecekte de yaşama arzusuna sahip olan insanların meydana getirdikleri topluluklar. Bu anlayışa göre geçmişte yaşanan ortak acılar veya başarılar, ortak tehlikelere karşı birlikte karşı koymalar, insanları birbirine bağlar ve onları millet haline getirir.

Bu durumda milleti meydana getiren şey; “Birlikte acı çekmiş, sevinmiş ve birlikte umut etmiş olmaktır.”

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün millet tarifi ise şöyledir, “ Millet, dil, kültür ve mefkure birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai beyittir.”

(SÜRECEK)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol