23.05.2014, 00:03 407

MİLLETÇE AĞLIYORUZ

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Üzerinde yaşadığımız ihtiyar dünya, geçmişte meydana gelen nice acılara ve felaketlere sahne olmuştur. Bu felaketler bazen bütün insanlık, bazen bir kavim ve millet, bazen de bir aile ve fert boyutunda olmuştur. Nuh tufanı, Lut kavminin helaki, Firavun ve ordusunun suda boğulması, Eyup Peygamberin ailesinin ve malının yok olması ve Yunus Peygamberin balık tarafından yutulması olayları gibi.
Allah’ın alemlere rahmet olarak gönderdiği, şefkat ve merhamet Peygamberi olan Hz. Muhammet’in (s.a.v.) nübüvvetinden önce umuma yönelik olarak gelen felaketler, eşsiz Peygamberimizin gönderilmesinden sonra, O’nun hürmetine mevzi olarak gelmeye başlamıştır. Önceleri azgınlaşan bir millet, Allah tarafından toplu olarak felakete uğratılırken, Peygamberimizin gönderilişinden sonra, bu felaketler dünyanın şurasında veya burasında belirli bir yerde ve sınırlı bir şekilde cereyan etmeye başlamıştır. Bununla diğer insanların dikkati çekilmiş, isyanların artması halinde böyle felaketlerin gelebileceği uyarısı yapılır olmuştur.
Bilindiği gibi zamanımızda, dünyanın her kıtasında, çeşitli devletleri, milletleri, aileleri ve fertleri yakından etkileyen; depremler, yangın ve sel felaketleri, heyelanlar, yanardağ faaliyetleri, salgın hastalıklar, yeraltında gaz patlamaları ve göçükler, trafik kazaları, fitne ve terör ve de trafik kazaları gibi olaylar sonucu olarak, toplu insan ölümlerini, ailelerin yok oluşlarını ve acı insan ölümlerini sık sık görüyor, duyuyor ve okuyoruz.
Bu ve benzeri olayların sonunda, aile, millet, hatta insanlık olarak elem ve ızdırapın duyulduğu da bir gerçektir. Çok yakın geçmişte, Güney Kore’de meydana gelen gemi batma faciasında, Endonezya’da vuku bulan heyelan felaketinde, Sırbistan ve Bosna Hersek deki sel faciasında ve ülkemizde ki Soma maden ocağı yangınında, onlarca hatta yüzlerce can kaybı olmuştur. Bir anlamda İnsanlığın gözü önünde cereyan eden bu olaylar, insanlığın ortak vicdanını alabildiğine rahatsız etmekte ve üzmektedir.
“ Bir musibet, bin nasihatten evladır” atasözünden hareketle, bu ve benzeri acı hadiselerden ders ve ibret alınmalı, görev ve mesuliyetlerin yeterince idrakine varılmalıdır. Böyle elim hadiseler için, “Takdir-i İlahi” deyip geçmek doğru bir yaklaşım değildir ve olmamalıdır. Bilakis bu olayların ve daha büyüklerinin tekrar etmemesi veya asgariye indirilmesi için, işin uzmanlarınca akla, ilme, teknik ve teknolojiye uygun olarak tespit edilecek maddi ve manevi tedbir ve önlemler, hemen ve vakit geçirilmeden alınmalı, milletin maşeri vicdanı rahatlatılmalıdır.
“Bir insanın ölümüne sebep olmak, bütün insanlığın ölümüne sebep olmak gibidir, bir insanın yaşamasına sebep olmak da bütün insanlığın yaşamasına sebep olmak gibidir” (5/32) İlahi düsturu da göz önüne alınarak, bilhassa insan sağlığı bakımından tehlike oluşturacak işlerde, katiyen tedbirsizlik zaafı içine düşülmemelidir. Unutulmamalıdır ki, ecel ve kader, insanın ihmal ve sorumluluklarını kesinlikle ortadan kaldırmaz. Takdirin, insanoğlunun sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağına işaret etmek üzere Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “ Müminler her türlü işlerini, en güzel ve en sağlam şekilde yaparlar, sonra da Allah’a tevekkül ederler “ buyurmuştur. Hani meşhur misaldir, “ Önce deveni bağlayacaksın, sonra da Allah’a tevekkül edeceksin.” Kısacası, tedbirsiz tevekkül olmaz.
Akla gelen ve uzmanlarınca; ilme, teknik ve teknolojiye uygun olarak alınan her türlü tedbir ve önlemlere rağmen, meydana gelecek olan acı ve üzücü olaylar karşısında da müminin sığınacağı bir merci ve bir yer vardır, o da imanıdır. Gerçekten verenin ve alanın Allah olduğuna inanan kişiye Yüce Allah, benzer olaylar karşısında, ne yapacağını ve ne söyleyeceğini telkin ederek buyuruyor ki, “ O sabredenler, kendilerine bir bela ve musibet geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz derler” (2/156)
Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, fakirlik, hastalık hep birer imtihandır. Müminin vazifesi bunlara duçar olmamak için, her türlü tedbiri aldıktan sonra, başına gelecek olanlar karşısında Allah’a sığınarak sabretmektir. Çünkü,“Allah sabredenlerle beraberdir”(2/153) Evet böyle zamanlarda müminler olarak sabra ve duaya sığınmalı ve “ Ey Allah’ımız, üzerimize, sabır, metanet ve dayanma gücü yağdır” diyerek el açmalıyız.
Üzerinde yaşadığımız ve bir gün terk edip gitmeye mecbur olduğumuz, eğlence ve oyuncaktan ibaret olan bu fani dünya, aynı zamanda bir imtihan dünyasıdır. Nitekim Yaratanımız bu konuda; “ Ant olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele” buyurmaktadır.( 2/155)
Sevgili Peygamberimiz de bir Hadis- Şeriflerinde; “ Müminin durumuna şaşılır! Her hali kendisi için hayırlıdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına sevinilecek bir hal geldiğinde şükreder, bu onun için bir hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ona sabreder, bu da onun için hayır olur” buyurmuştur.(Müslim, zühd ve rekaik,64)
Bilindiği gibi 13 Mayıs 2014 Salı günü Manisa’nın soma ilçesinde, bütün milletimizi yediden yetmişe yasa boğan bir kömür ocağı yangını olayı meydana gelmiştir. Bu yangında maalesef 301 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 486 vatandaşımız da bu felaketten yaralı olarak kurtulmuştur. Hayatını kaybeden Kardeşlerimize Cenab-ı Haktan rahmet ve mağfiret, yakınlarına da sabr-ı cemil diliyorum. Yaralı kardeşlerimize de acil şifalar, hayırlı ve uzun ömürler temenni ediyorum.
“ Ateş düştüğü yeri yakar” derler. Hakikaten Soma kömür ocağı yangınının ateşi, sadece burada kaybedilen şehitlerin ve yaralananların ocağına düşmemiş, 76 milyonun evine, ocağına düşmüştür. Bu acı ve elim olay bütün milletimizi derinden üzmüş,76 milyonun kalbi günlerdir Soma’da atar olmuştur.
Gün millet olarak acıları paylaşma, yaraları sarma, gönüllere düşen koru söndürme, her namaz sonrasında ellerimizi yüce dergaha açarak, “ Gönüllerimize Peygamberlerin gönüllerine bahşettiğin sekineti ver ey Rabbimiz” diyerek dua etmenin günüdür. Şehit yakınlarının ve milletimizin başı sağ olsun. Yüce Allah böyle acıları bir daha yaşatmasın.
İnancımıza göre göçük altında kalarak veya yanarak hayatını kaybeden müminler şehittirler. Yüce Rabbimizden bu kardeşlerimize şehitlik mertebesi vererek, cennetteki güzel makamlara olaşmalarını nasip etmesini niyaz ediyorum. Bu şehit kardeşlerimize ne mutlu ki, onlar yeniden dirilirken Peygamberlerle beraber haşrolacaklardır. Bu kardeşlerimizin bu gün acılı olan yakınları da, Soma maden ocağı yangınına verdikleri şehitlerinin şefaati sayesinde, inşallah cennete gideceklerdir. Onlara düşen sabretmek ve şehitlerinin eş ve çocuklarına sahip olmaktır.
Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Büyük milletimiz geçmişte yaşadığı benzer olaylarda olduğu gibi, Soma olayında da tek yumruk olacak, acıları birlikte paylaşarak azaltacak, yaraları beraber saracaktır, bunda şüphemiz yoktur. “ Müminler bir birlerine acımada ve yardımlaşmada bir vücudun organları gibidirler. Organlardan birisi rahatsız odlu mu, diğerleri de onun ateş ve ağrısına iştirak ederler” buyuruyor, Peygamber Efendimiz. O halde felakete maruz kalan kardeşlerimizin acı ve elemlerini paylaşmak ve yaralarının sarılmasına maddi ve manevi imkanlarımızla iştirak etmek dinen vazifemizdir. Yine Resulullah Efendimiz başka bir hadislerinde de, “ Mümin, mümin için bir binanın tuğlaları gibidir, birbirlerini destekleyerek kuvvetlendirir” buyuruyor. Hakikaten böyle zamanlarda müminler birbirlerini maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamada, yardımlaşarak, ihtiyaç içindeki kardeşlerinin ihtiyaç ve eksiklilerini gidermede adeta yarışırlar. Bu özellikle milletimize has bir güzelliktir. Büyük ve asil milletimiz ülkemizde veya ülkemiz dışında meydana gelen felaket mağdurlarına yardım etmede dünya milletlerine örnek ve model olacak durumdadır, bununla bir vatandaş ve bir mümin olarak iftihar ediyor gurur duyuyoruz milletce.
Güçlü devletimiz Somalı şehitlerin, anne baba, eş ve çocukları ile diğer yardıma muhtaç yakınları için her türlü tedbiri almalı, onların yaralarını maddi ve manevi anlamda sarmalı, onlara bu acılar içerisinde birde mağduriyet sıkıntısı yaşatmalıdır. Van deprem felaketinden sonra bir yıl gibi bir zamanda 16 bin konutla sanki yenden bir Van inşa eden güçlü devletimizin bu yaraları da gereği gibi saracağından şüphemiz yoktur.
Bizler de dualarımızda şehitlerimize rahmet ve mağfiret dilemeyi, yakınlarına sabr-ı cemil temenni etmeyi unutmayalım. Rabbimiz bizlere taşıyamayacağımız acı ve ızdıraplar yaşatmasın, böyle acılarla karşılaştığımızda da sabır ve tahammül gücü versin. Rabbimizden niyazımız Soma şehitlerimize ve bütün geçmişlerimize lütuf ve ihsanıyle muamele eylemesidir.
Netice olarak; Rabbimizden milletimize bir daha böyle felaketleri yaşatmamasını, Soma maden ocağı yangında hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet ve mağfireti ile tecelli ederek onları şehitlik mertebesine yüceltmesini, geride kalanlarına sabr-ı cemil ve ecr-i cezil ihsan etmesini, yaralı kardeşlerimize acil şifalar vermesin niyaz ediyorum. Milletimizin başı sagolsun.
Saygı değer okuyucularımın ve tüm müminlerin 25 Mayısta idrak edeceğimiz “Miraç” kandillerini tebrik ediyor, 29 Mayısta idrak edeceğimiz “İstanbul’umuzun fetih yıl dönümünü kutluyor, her ikisinin milli birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin pekişmesi ve de her türlü hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan temenni ve niyaz ediyorum.
İzmir’den selam, saygı ve dua ile.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
14°
parçalı az bulutlu
banner303
Namaz Vakti 26 Eylül 2020
İmsak 04:59
Güneş 06:24
Öğle 12:37
İkindi 15:59
Akşam 18:40
Yatsı 19:59

Gelişmelerden Haberdar Olun

@