Lokman Hekim, Yüce Allah’ın kendisine; akıl, ilim, hikmet, anlayış ve idrak verdiği ulu bir kişidir. İsmi Kur’an-ı Kerimde zikredilen bir peygamber veya velidir. Davut peygamberin döneminde Umman’da uzun bir ömür yaşadıktan sonra, ibadet halindeyken Kudüs ile Remle arasında vefat ettiği rivayet edilmektedir.

Peygamber Efendimiz Lokman (a.s.)’ın peygamber değil Yüce Allah’ın kendisini günahlardan koruduğu çok fedakar bir kuldu, İmanı kuvvetliydi, Allah’ı çok severdi, Allah da onu severdi buyurmuştur.

Allah Teala hazretlerinin Lokman Hakim’e hikmet verdiği ve verilen bu nimete şükretmesini emrettiği Lokman suresinin 12.ayetinde, “Ant olsun biz Lokman’a: Allah’a şükret diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye layıktır.” Şeklinde ifade buyrulmaktadır.

Lokman Hakim’in Eyüp peygamber ile akraba olduğu da rivayet edilmektedir. Allah (c.c) O’na hikmeti vermiştir. Hikmetin bir anlamı da, nazari ilimleri elde ettikten sonra kazanılan ruhi olgunluk, söz ve davranışlarda gelişen isabet melekesi demektir. Zemahşeri’nin Keşşaf isimli tefsirinde onun hikmetlerinden bir örnek şöyle verilmiştir.

Bir gün Davut peygamber Lokman Hakim’den bir koyun keserek, en iyi yerinden iki parça et getirilmesini ister. Lokman O’na kestiği hayvanın dilini ve kalbini getirir. Davut (a.s) bu defa da hayvanın en kötü yerinden iki parça et ister. Lokman yine hayvanın dilini ve kalbini getirir. Hz. Davut bu durumun sebebini sorunca Lokman: “Bu ikisi iyi olursa bunlardan daha iyisi olmaz. Bunlar kötü olursa onlardan da daha kötüsü olmaz.” demiştir.

Yüce Allah’ın hikmet ihsan ettiği Lokman Hakim’in oğluna verdiği öğütler de her Müslümanın ihtiyacı olan cinsinden öğütlerdir. Bu öğütler bütün insanlara ve hepimizedir. Kıssadan hisse almak da, o öğütlerin kendimiz için olduğunu kabul etmekle olur. Bu hususta Lokman Suresinin 13.ayetinde “Lokman oğluna öğüt vererek; Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma, doğrusu şirk büyük bir zulümdür, demişti” buyrulmaktadır.

Lokman Hakim’in hikmeti, ibret alınacak ve herkes için kurtuluş ümidi olan nasihat cinsinden öğütlerinden bazıları da şöyledir:

Ey oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten nehyet. Sana (bu emir ve nehiy sebebiyle) isabet eden şeylere sabret. Çünkü bunlar (kesin) surette farz edilen işlerdendir.(Lokman 17)

Ey oğlum! Dünya derin bir deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Takva (haramlardan sakınmak) gemin, iman yükün, tevekkül (Allah’a cc güvenip dayanmak) halin, salih (iyi) amel azığın olsun. Kurtulursan Allah’ın rahmetiyle, boğulursan günahın sebebiyledir. (Ahmet Savi)

Ey oğulcuğum! Borçlu olmaktan sakın. Çünkü gündüz zillet (aşağılık), gece gam ve keder içinde olursun. (Ahmet Savi)

Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Şükür eden selamete erer. Hayır söyleyen kar eder. Kötü konuşan günahkar olur. Diline hakim olmayan pişman olur. (Ahmet Savi)

Rivayete göre Lokman Hakim’in yüzük taşında; “Gördüğünü gizlemen, şüphe ettiğini açıklamandan daha güzeldir.” yazılıydı.

Lokman Hakim oğluna nasihat verirken; “Çalış kazan, çalışmayıp herkese muhtaç kalanın dini ve aklı noksan olur, iyilik etmekten mahrum kalır ve herkesten hakaret görür.” buyurdu.

Rivayete göre Lokman Hakim’e sormuşlar. Sen bu kadar ilmi, anlayışı, feraseti, irfanı kimden hangi hocadan öğrendin, kimden ders aldın da böyle oldun demişler. O’da; “Ben dersimi bir topal eşekle bir kör öküzden aldım.” demiş. Bu nasıl oldu deyince Lokman Hakim; “Benim bir topal eşeğim vardı. Onunla uzun bir çöl yolculuğu yaptıktan sonra bir vahaya ulaştık. Ben de hayvanım da çok susamıştık. Ben oradaki çeşmenin çörteninden kana kana su içtim. Eşeğim oluktaki suyu kokladı, onca susuzluğuna rağmen içmeyerek oradan uzaklaştı. Ben hayvanın susuz olmasına rağmen oluktaki suyu içmemesine hayret etmiş, bir anlam verememiştim. Baktım oradaki çadırlardan birisine insanlar girip çıkıyorlar. Orada ne var? diye sordum. O çadırda bilge ve yaşlı bir kişi var. Halk ona sorular sorup cevaplarını alıyor, hürmetlerini arz edip çıkıyorlar dediler. Merak etim, ben de girdim çadıra. Yaşlı bilgenin elini öptüm, hürmetimi arz ettim. Kendisine, onca susuzluğuna rağmen oluktan eşeğimin su içmemesinin sebebini sordum.

Bilge kişi “Evladım, o çeşmenin oluğunda bu gün hayvan işkembesi yıkadılar, oluğun suyu pis ve pis kokulu. Hayvan onun için içmedi. Görmedin mi çadırların arasında iki gözü kör bir öküz otlamaktadır. Kör hayvan dudakları ile kendisi için zararlı ve zehirli otları ayırıyor ve yemiyor, kendisi için faydalı ve zehirsiz otları ayırıyor ve yiyor’’ dedi.

İşte ben bu olaydan sonra kendi kendime ‘’Ey Lokman! Hayvan hayvan iken kendine faydalı olmayan ve zararı olanları yemiyor ve içmiyor. O halde akıllı bir insan olarak sen de yediğine içtiğine dikkat etmeli, helali yiyip içmelisin fakat haram ve şüpheliyi yemekten ve içmekten uzak durmalısın’’ dedim. ‘’O olaydan sonra yememe içmeme çok dikkat ettim. Yüce Allah da benim akıl gözelerimi açtı, düşüncelerimi derinleştirdi, anlayışımı kuvvetlendirdi ve bu hale geldim” dedi.

Demek ki; mümin insan, yediğine içtiğine çok dikkat etmeli. Helalinden yiyip, helalinden içmeli. Sofrasına haram olan yiyecek ve içecekleri yaklaştırmamalı, helal olan yiyecek ve içecekleri koymalı ve hem kendisini hem de sofrasından yiyip içenleri, haram ve şüpheli yiyecek ve içeceklerden uzak tutmalıdır. Hem de Lokman Hakim’in öğütlerinden ders çıkarmalı, o öğütlere içtenlikle kafasını ve gönlünü açmalıdır.

selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Not:(Diyanet İslam ansiklopedisi. c. 27 s.205, Yeni Reh. Ans. c.13 s.90 ve Türkiye Gaz. Dini T. söz. c.1 s.372’ )

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner251