Bostancı Gösteri Merkezi'nde Levent Kırca'nın yazıp yönettiği ve ekibiyle birlikte oynadığı “İçerdekiler” adlı oyunu izledim. Fazıl Say'ın müziklerini yaptığı gösteri tam bir politik oyun örneğiydi. Gösteri merkezini hınca hınç dolduran izleyiciler iki saati aşkın bir sürede kah gülerek, kah ağlayarak tepkilerini ve beğenileri gösterdiler. Uğur Mumcu'nun ölümüyle başlayan oyun günümüze uzanan çizgisiyle hem bugünlere nasıl geldiğimizi göstermesi hem de eğlenceli anlatımıyla insanlara yakın tarihte yaşanan olayları kolayca hatırlatarak  neden sonuç ilişkisi bağlamında bilinç aşılaması, Levent Kırca'nın büyük başarısıdır. Bu yadırganmamalıdır. Çünkü halkla dialogu mükemmel kurabilen bir halk sanatçısıdır Kırca.

 

Levent'le Ankara'da tanıştık. Ortak noktamız benim babamın, onun da annesinin öğretmen oluşlarıydı. Ben hem Milli Eğitim Bakanlığı merkez örgütünde memur olarak çalışıyor hem de yüksek öğrenim görüyordum. Levent de TRT’de Oyun Treni adlı programı yapıyordu. Yazıp çizdiğimi, iki oyunumun sahnelendiğini biliyordu. Yaptığı programın metin yazarlığını gerçekleştirmemi istedi benden. Sanıyorum bir ya da iki metin de yazmıştım. Yazmama kararlılığım karşısında ısrarından vazgeçti. Çünkü biliyordu ki tek isteğim oyun yazmaktı. Ankara'da zaman zaman görüşürdük. Işıklar içinde yatsın Savaş Akova da ortak arkadaşımızdı. Sonra Levent İstanbul'a yerleşti. Benim İstanbul'a gelmem de 12 Eylül darbesinden sonra oldu. Memuriyetim sürüyordu. Şişli Halk Eğitimi'ne müdür yardımcısı olarak atanmıştım. Arkasından da Kadıköy Halk Eğitimi Müdürlüğü'ne getirildim. Netameli bir yerdi. Bir yıl içinde 9 yönetici değiştirilmişti. İnatla Merkezdeki yolsuz ve usulsüz her durumun üstüne gittim. Bu da memuriyetteki sonum oldu zaten. Önce Milli Eğitim Basımevi'ne sürdüler beni. Yalnızca işçilerin hasta sevk kağıtlarını imzalıyor ve ayrıca Sultanahmet Çeşmesi'nin çatısının ve musluklarının parlatılmasından sorumlu tutuluyordum. Orda da tutmadılar beni ve Yozgat ili Çekerek ilçesine düz memur olarak atadılar. Çünkü tehlikeli biriydim, sakıncalıydım. Memuriyetim bitirilmişti. İstanbul'a döndükten  sonra hiç bir işe girmeme izin vermediler. İyi ki de vermemişler. Tek seçenek oyun yazarı olarak ekonomimi sağlamaya kalmıştı. Müjdat Gezen'in kurduğu GÜM (Güldürü Üretim Merkezi) bir ilan vermişti. Zeki-Metin'in Devekuşu Kabare Tiyatrosu için çok yazarlı bir müzikal oyun yazılacaktı. Katıldım onlara ve 22 gün gibi kısa bir zaman içinde Beyoğlu Beyoğlu müzikalini yazdık. Kimler yoktu ki aramızda? Sadık Şendil'den Kandemir Konduk'a, Müjdat Gezen'den Faruk Şensoy'a... 

 

İşte Levent Kırca ile yeniden bu koşullarda karşılaştık. Zincirlikuyu'da tiyatro yapmaya çalışıyordu. Hodri Meydan Kültür Merkezi için bir oyun istedi benden. Kadıncıklar'ı verdim. Gecesi telefon etti ve oyunu sahneleyeceğiz dedi. Biraz uzatmamı da istedi oyunu. Aynı gece çalıştım ve götürdüm ertesi gün. Hemen provaya aldılar oyunu. Levent müthiş bir rejisördü. Halkı çok iyi tanıyordu. Dilinden anlıyordu insanların. Ve tiyatroyu da çok seviyordu. Tam bir başarı oldu Kadıncıklar. Arkasından öbür sezon yeni oyunum Dosya'yı sahneledi. Üstelik yalnızca rejisör ve oyuncu olarak değil dramaturg olarak da çok başarılı oldu Dosya'da.  Metnin daha mükemmel olması için öneriler getirdi, yeniden yazdırdı oyunu bana. Yine kıyamet koptu.

 

Kolay değildir Levent Kırca olmak. O hak ederek ve tırnaklarıyla kazıyarak geldi bu noktaya. Bu günlere halkıyla bağlarını koparmadan ulaştı. Beynine sağlık Levent Kırca... Sen bu halkın gerçek sanatçılarından birisin. Seni var eden halkına borcunu ödemeyi de başarıyla sürdürüyorsun. 

 

Levent Kırca’nın İçerdekiler'ini herkese tavsiye ediyorum.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner155