Yüce Allah, varlık âleminin tek sahibidir. Yer, gök ve bunların arasındakiler hep O’nundur. (Saffat Suresi, Ayet.5)

Allah Teâlâ bütün mahlukatın halikidir. O insanı bir erkekle bir dişiden yaratmış, birbirlerini tanımaları için de insanları soylara ve kabilelere ayırmıştır.( Hucurat Suresi, Ayet 13)

Evet, insanlar Adem (a.s) ile Havva validemizden meydana gelmişlerdir. (Nisâ Suresi, Ayet.1) İnsan yapışkan bir çamurdan yaratılmıştır. (Saffat Suresi, Ayet 11) Yani insanın cevheri topraktır. Bu nedenle Şeyh Sadi de “Adem oğlunun cevheri tektir” demiştir. Aynı cevherden, aynı anne ve babadan yaratılan insanlar “Allah’ın ipine (Kur’an’ın hükümlerine) sımsıkı sarılmalı, ayrılığa düşmemelidirler.” (Al-i İmran Ayet 103)

“Mü’minler birbirlerinin kardeşleridirler.” (Hucurat Suresi, Ayet.10) Mü’minler mutlu olmaları için Allah’ı ve O’nun Peygamberini, kendisini, anne babasını, kardeşlerini, amcalarını, dayılarını, halalarını, teyzelerini sair akrabalarını, komşularını ve bütün insanları severek yaşamalıdırlar.

Mü’min bu saydıklarımızla barışık olan, herkesle iyi geçinen ve kendisi ile de iyi geçinilen, yani geçim ehli olan insandır. Müslüman da “diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimselerdir.”

“Müslümanın canı, malı ve ırzı başka Müslümana haramdır”, Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman kardeşine zulmedemez ve onu düşman eline terk edemez, onu himaye eder ve korur.”

“Müslümanın, Müslümana buğz etmesi, haset etmesi ve arka çevirmesi dinimizce yasaklanmıştır”, “ Mü’minin diğer bir mü’min hakkında suizanda bulunması, onun kusurunu araması ve gıybetini etmesi dinimizde ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiş ve haram kılınmıştır.” (Hucurat Suresi, Ayet.12)

Görüldüğü gibi Allah, insanları aynı cevherden yaratmıştır. Dinimiz, insanların ve inananların kardeşlik duygularıyla barış ve huzur içinde yaşamaları için de her türlü dinî prensibi koymuştur.

Buna rağmen insanların arasında dünyevî nedenlerle birtakım problemler ve sorunlar olursa onun çözüm yolu da gösterilmiştir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’inde mealen “Eğer aranızda birtakım meseleler, birtakım anlaşmazlıklar olursa, onu Allah’a ve Rasulün’e döndürün (yani aranızdaki anlaşmazlıkları İslam’ın esaslarına/hükümlerine göre çözün) buyurmaktadır.

İnsanların İslamî kuralların dışına çıkarak yaşamaları, aralarında birtakım problemlerin, anlaşmazlıkların, haksızlıkların, adaletsizliklerin, huzursuzlukların ve kavgaların zuhuruna neden olmaktadır. Bütün bu olumsuzluklar menfaat çekişmesinden kaynaklanmaktadır. Hani derler ya, “iki kişinin menfaati çarpışırsa kavga, iki devletin menfaati çarpışırsa savaş olur.” İşte bu menfaat çekişmeleri sonunda insanlar birbirlerine küserler, darılırlar, bazen de düşman olurlar. Küsler konuşmazlar, dargınlar kucaklaşmazlar, düşmanlar da birbirlerine zarar vermek için fırsat kollarlar.

Dinimiz küslüğün, dargınlığın ve düşmanlığın uzayarak, kronik hale gelip istenmeyen olayların zuhuruna meydan vermemek için de çeşitli önlemler almıştır.

Yaratanımız Kur’an-ı Kerim’de mealen, “İnanan kullarıma söyle, birbirleri ile güzel şekilde konuşsunlar” (İsra Suresi, Ayet: 13), “Doğrusu şeytan onların aralarını bozmak ister”, “Şeytanın muradı mü’minlerin arasına kin, buğz ve düşmanlık koymaktır.,” (Maide Suresi, Ayet: 91), “Eğer gerçekten mü’minlerseniz aranızdaki anlaşmazlıkları tatlıya bağlayın, Allah ve Rasulüne itaat edin”, “Arası açılan, küs ve dargın olan kardeşlerinizin arasını ıslah ediniz (onları barıştırınız).” (Hucurat Suresi, Ayet:10 ) buyurmaktadır.

Bir hadislerinde “Bir Müslümana zarar veren, ihanet eden ve hile yapan bizden değildir.” (Müslim) buyuran Sevgili Peygamberimiz de Müslümanın Müslümana üç günden fazla küs ve dargın durmasını yasaklamış, bir yıl küs durmanın tehlikesini haber vermiştir. Nitekim Allah Rasulü (s.a.v.) hadislerinde mealen “Müslümanın Müslümana üç günden fazla küs durması helal değildir”, (Tuhfet'ül-Ahvezi, C. 6, 5169) “İki Müslüman küser ve küslük müddeti bir yıl sürerse, barışmak istemeyen taraf, barışmak isteyen tarafın kanını dökmüş gibidir”, (Tuhfet'ül-Ahvezi, C. 6, 5170) “Dargın insanların arasını ıslah ederek, onları barıştıran kişinin işlerini Allah yoluna koyar, dargınları barıştırmak için ağzından çıkan her cümleye karşılık Allah ona bir köle azat etmiş kadar sevap yazar ve bu hayırlı işten bütün günahları affedilmiş olarak çıkar, dargınları barıştırırken söylenecek yalan sözler de, yalan hükmünde değildir” buyurmuştur.

Netice olarak, inancımıza göre insanlar bir anne ile bir babadan yaratılmıştır. Mü’minler birbirlerinin din kardeşidirler. Bu nedenle insanların birlik, beraberlik, kardeşlik ve huzur içinde yaşamaları esastır.

İnsanların arasında, onların ezelî ve ebedî düşmanları olan şeytan ve nefis vardır. Bu “Şeytan hem cinlerden ve hem de insanlardandır.” (Nas Suresi, Ayet: 5). Bir de insanların kendisine “daima fenalığı emreden nefsi emaresi” (Yusuf Suresi, Ayet: 53) vardır. Nefs-i emmâre şeytana alet ve arkadaştır, onun işini kolaylaştırır.

İnsanlar, şeytanın ve nefsin kışkırtmasıyla birbirleri ile tartışır, dövüşür, çekişir ve bu yüzden de birbirlerine küserler, darılırlar ve düşman olurlar.

Mü’minler, bu istenmeyen küslüğün, dargınlığın ve düşmanlığın uzamaması, kronik hale gelip, daha büyük ve önü alınamaz zararlara neden olmaması için barışmalı ve barıştırılmalıdırlar.

Küsleri barıştırmak çok büyük sevaptır, bu sebeple küsler barıştırılmalı, dargınlar kucaklaştırılmalı, bunları yapmak için Cuma ve bayram günleri fırsat bilinmelidir.

NOT: Değlerli okuyucularımın önümüzdeki 29 Ekim Salı günü kutlanacak olan, Cumhuriyet bayramlarını tebrik eder, Cumhuriyetimizin 96.yıl dönümünün hayırlara vesile olmasını temenni eder, Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kamal Atatürk ve silah arkadaşlarına Yüce Allah’tan rahmet dilerim

Selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol