Kur’an, Arapça bir kelimedir ve okumak anlamına gelen bir mastardır.

Dinî terim olarak Kur’an, “Allah Teâlâ’nın Cebrail (as) vasıtasıyla Muhammed (as)’a 23 senede Arapça olarak indirdiği, bize kadar ilk nazil olduğu şekilde tevatürle gelen ve mushaflarda yazılı olup, okunmasıyla ibadet edilen, hiçbir kimsenin bir benzerini getiremediği ve getiremeyeceği son ilahi kelamdır” diye tarif edilmektedir. (Dinî Terimler Sözlüğü)

Kur’an-ı Kerim’in Daha Geniş Bir Manada Tanımı Şöyledir:

Kur’an-ı Kerim, “Yüce Allah tarafından vahiy yolu ile Arapça olarak peyderpey Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s)' e indirilen , nesilden nesile bize kadar tevatüren gelen, mushaflarda yazılı, Fatiha Suresi ile başlayıp Nas Suresi ile sona eren, okunması ile ibadet edilen ve sevap kazanılan, 323.015 harf, 77.439 kelime, 6.236 ayet ve 114 sureden oluşan muciz bir kelamdır. Allah sözü olduğundan hiç şüphe yoktur. Kendisinde hiç bir eğrilik ve tezat mevcut değildir. (Kehf, 18/1) Önünden ve arkasından ona bir batıl gelip karışmaz. Dosdoğru (kayyim) Aziz, Kerim, Hakim (çok hikmetli), Mecid (çok şerefli), mübarek, mübin, (apaçık) ve Allah'tan gelen hak bir kitaptır.”

Cenab-ı Hak, Zuhruf Suresi’nin 3. ve 4. ayetlerinde mealen, “Biz düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur’an yaptık. O katımızda bulunan ana kitapta (levh-i mahfuzda)’dır. O’nun şanı yücedir, hikmetle doludur” buyurmak suretiyle Kur’an-ı Kerim hakkında insanları bizzat kendisi bilgilendirmektedir.

Yüce Allah (c.c) kendi kelamı olan Kur’an-ı Kerim hakkındaki bazı insanların duygu ve düşüncelerini beyan etmek ve onların akıbetlerini bildirmek için de, onlara yine bizzat kendisi cevap ve haber vermek üzere Müddessir Suresi’nin 24-30. ayetlerinde de mealen “Kur’an’ı Kerim için; bu sihirdir, bu ancak bir insan sözüdür, dedi. İşte bunu söyleyeni şiddetli bir ateş içinde cehenneme atacağım. Şiddetli ateşin ne olduğunu sen bilir misin? O (içine girenleri) ne çıkartır ve ne de azaptan vazgeçer. İnsanın derisini karartır, yakar. Orada on dokuz (azap yapan melek) vardır.” buyurmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olmasında şüphesi olanlara da Yüce Yaratan tabiri caizse meydan okumuş ve Bakara Suresi’nin 23. ayetinde onları Kur’an’ın bir suresine benzer bir sure getirmeye davet etmiştir. Ayette mealen, “Eğer kulumuza indirdiklerimizden her hangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin. Eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı)da çağırın” buyurmuştur.

Kur’an’ın ilahî vahiy mahsulü olduğuna inanmayanlar, bu meydan okuma karşısında âlimleri, şairleri, düşünürleri ve edebiyatçıları ile bir araya gelerek benzer bir sure getirmeye günlerce, aylarca uğraşmışlar fakat başaramamışlardır.

Onların bu halini bilen Allah (c.c) bu defa da Bakara Suresi’nin 24. ayetiyle onları uyarmış ve mealen, “Bunu yapamazsınız ki, elbette yapamayacaksınız. (O halda) yakıtı insan ve taş olan ateşten sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.” diye haber vermiştir.

Kur’an’ın hakiki sahibi ve hafızı olan Allah (c.c), değil yalnız insanların, insanlarla cinlerin birbirleri ile yardımlaşmaları halinde bile Kur’an’ın bir benzerini meydana getirmekte aciz kalacaklarını, ne insin ve ne de bir cinnin zekâsının Kur’an-ı Kerim gibi belagat, güzel nazım ve kamil manada bir eser vücuda getirmesinin mümkün olmayacağını beyan için de İsra Suresi’nin 88. ayetinde mealen, “De ki, insanlar ve cinler birbirlerine yardımcı olarak, bu Kur’an-ı Kerim’in bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler yemin olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar” buyurmuştur.

Demek oluyor ki, Kuranı kerim bir Allah kelamıdır. İnsanların ve cinlerin bir benzerini getirmeleri mümkün değildir. O halde Kuranı kerime inanamayanlar kafirdir, kafirler de yakıtı insan ve taş olan cehennem ateşinde yanarak cezalanacaklardır.

Kur’an-ı Kerim mucizdir, onu gerçek manada anlamaktan ve onun benzerini yapmaktan ins ve cin acizdir. O, Allah kelamıdır ve Arapça olarak gönderilmiştir.

Allah Teâlâ’nın büyüklüğünü bilmeyen, Kur’an’ı Kerim’in yüceliğini anlayamaz. Allah’ın büyüklüğünü anlamak için O’nun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmek gerekir.

Kur’an-ı Kerim, bütün mahlukatın sahibi ve hâkimi olan Allah’ın kelamı olduğunu düşünerek okunmalıdır.

Kur’an-ı Kerim’de bildirilenlerin hepsine İslamiyet denir. Kur’an-ı Kerim’in tamamına inanana mü’min ve Müslüman denir.

Kur’an-ı Kerim’in sure ve ayetlerinden bir tanesini bile beğenmemeye imansızlık yani küfür denir. Çünkü Kur’an-ı Kerim Allah’ın birliğini ispat eden en büyük eserdir.

Ünlü Fransız deniz bilimci Kaptan Cousteau Kur’an hakkında: “Modern ilmin 14 asır geriden takip ettiği Kur’an, ben şahadet ederim ki Allah kelamıdır” diyor. (Ahmet Okutan, Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim, Shf: 341)

Gastan Karr “İslam dininin kaynağı olan Kur’an’da cihan medeniyetinin dayandığı bütün temeller bulunmaktadır. O kadar ki, bugün bizim uygarlığımızın, Kur’an’ın bildirdiği temel kaideler üzerine kurulduğunu kabul etmemiz gerekir” diyor ve hakikati teslim ediyor. (A.g.e., shf: 341)

(SÜRECEK) ın hakları, Madde bağımlılığı, uyuşturucu ile mücadele, Dezavantajlı grupların sorunları ve Savaşlar ve göçün adli yönden sorunları gibi konuların işleneceği sempozyumun ilk oturumu Prof. Dr. İlhan Tomanbay başkanlığında gerçekleştirildi. Oturumda Ankara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur “Afet ve Risk Yönetimi”, Ankara Vali Yardımcısı Dr. Ayhan Özkan “Afetlerde Yerel Yönetimlerin Rolü”, Ankara Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Planlama ve Risk Azaltma Daire Başkanlığı Daire Başkanı Yusuf Aysu “AFAD’ın Çalışmaları”, Samsun HEPFİT Beslenme ve Diyet Danışmanlık Merkezi’nden Dyt. Serhat Hepçin ‘de “Afetlerde Beslenme Sorunları” konularında bilgiler verdi. Sempozyum 20 Ekim tarihine kadar devam edecek. (Erkan BAYATLI)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol