Birçok insan için futbol dendiği zaman hayat durur. Futbolun ayrı bir felsefesi vardır çünkü…

Seyredenlerin bir tür ‘catharsis’ (arınma) yaşadığı kolektifliğin olmazsa olmaz parçası olan oyundan fazla bir şey futbol…

Kapitalist üretim biçiminin, insan hayatını, zamanını ve mekânları yeniden örgütlenmesiyle birlikte bir ‘oyun’ olarak futbol da değişmek zorunda kalmıştır.

Futbol endüstriyel bir yol olmuştur.

Arz edeyim;

Sokak futbolu sosyalist, endüstriyel futbol kapitalisttir…

Nasıl ki; sokak futbolunda kola bir içecektir, endüstriyel futbolda kola sponsordur.

Bu kadar büyük bir rantın döndüğü bu düzen -endüstriyel futbol- kapitalist yapı artık değişemez, bu çark bu şekilde işlemeye devam edecektir…

1994 Dünya Futbol Kupası’nın finalinde Brezilya’nın şampiyon olduğu Los Angeles Stadı’nın çimleri, pizza dilimi gibi, parçası yirmi dolardan kapış kapış satıldı…

Yine, İtalyan Napoli taraftarının şampiyonluk kutlamalarında söylediği unutulmayan bir beste vardı; “ yarın yine borçlarım olacak ama bu gece kral benim…”

Aslına bakarsanız hayat da futbola fena halde çok benzer.

Takım halinde topla oynanan bir oyundur futbol. Ancak şahsi beceriyi de gerektirir…

Hayat da öyledir. İstediğin kadar yetenekli ol, iyi bir takımın yoksa kaybedersin.

Neyse asıl ve asil konumuza gelelim…

Futbolda başarıyı yakalamış kentler sosyal ve kültürel anlamlarda devamlı pozitif yönde yol almıştır… Tabiî ki kapitalizmin öğesi parada beraberinde.

Sivas buna verilebilecek en iyi örnektir.

Çorumspor’la birlikte 3.Lig’de mücadele ettiği yıllarda, gri ve soğuk bir kentti Sivas şehri…

Ne zaman süper oldu, Süper Lig’e çıktı, üzerindeki negatiflik kabuğunu kırarak renkli bir kent oluverdi Sivas…

Sivaslıların deyimiyle “Sivasspor Sivas’ın bacasız büyük bir fabrikası…”

Sivas eski Sivas değildir artık…

-Bu örnekleri çoğaltabiliriz…-

Beyne en uzak uzuvlarla oynanır ama hacmi etkisi geniş bir spordur futbol…

Futbolun sosyo-kültürel etkilerini düşünecek olursak, Çorum’da büyük bir eksiklik var…

Bu eksikliği Çorumspor vasıtasıyla kapatabiliriz… Daha cezbedici, üst liglerde kendimize yer edinmek ve o basamaklardan birini çıkmak için, önümüzde tarihi bir fırsat var…

Aslına bakarsanız, Çorumspor hiçte kötü gitmiyor.

Vesselam, Çorum futbolda hep aynı yerde kaldı. Eski bir deyimle söylersek ‘hep nişanlı ama hiç evlenmedi…’

Hal böyleyken… Kubbesi çoktan yıkılmış hamamın namusunu kurtarmak için -kastettiğim eski Çorumspor’dur- uğraşmak kimseye fayda getirmez…

Hedef ve hayal arasındaki farkın ne olduğunu ayrıştırmak gerekir.

En azından şimdilik realitesini kaybetti…

Aksini düşünenlerde sallama çay samimiyetsizliği görüyorum.

İnsanlardaki hatalarının en önemlisi, duygularıyla mantıklarıyla arasındaki savaştır…

Mantık diyor ki; Çorum’un her katmanının -yenidir veya eskidir-, Çorumspor’un yanında olmalıdır…

Farkında mısınız, büyük bütçeli takımların yanında, üst sıralarda kendine yer edinen Çorumspor’un bu durumundan memnun olmayanlar var. Ya da tatmin olmayanlar mı desek? Çölün ortasında göl bulup, gölü küçük bulmak gibi bir yeterli bulmama durumu bu.

Şu da bir gerçek; Taraftar yöntem fikrinden hoşlanmaz ve sezgiler, önyargılar “ani” algılamalarla çalışmayı tercih eder. Böyle bir çalışma tarzının henüz tıp ve uçak mühendisliğine “sızmamış” olması belki de bizim için büyük şans!

Stratejik olan nedensel olandır ve burada ister istemez akıl bütün ihtişamıyla “devrede” olmak zorundadır. Akıl diyor ki; Çorumspor’un yanında ol.

Zaten, Anadolu takımlarının taraftarı olmak, büyük başarılara “muhtaç” olmadan devam ettirilen bir zanaattır.

Belki de eleştirel yöntemlerin çokluğundan memnuniyet duymalı, hoşgörülü, ekümenik bir tavır benimseyerek tek bir usulün tiranlığından kurtulduğumuza sevinmeliyiz. Ama kendimizi fazla coşkuya kaptırmadan önce böyle bir “yaklaşımın” da sorunlar yaratacağını unutmamamız gerekir.

Sen korkak oldukça düşman güçlü kalmaya devam eder.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol