21.01.2017, 00:42 261

KIZIL ŞAHİNİN GÜNLÜĞÜ

Dursun KAPLAN

Dursun KAPLAN

Çok değerli okuyucularım, bu gün bazen olduğu gibi yine, “ İbretli Menkıbe, Fıkra ve Hikayeleri” isimli kitabımdan, sizin için bir hikaye seçtim, umarım beğenirsiniz. Zevkli  okumalar …    

Yine alışık günlerden biriydi. Kızıl şahin iki yavrusunu yuvada bırakarak kanat çırptı enginliklere. Gün boyu arayıp tarayarak av bulacak, karnını doyurup, yuvaya dönecekti. Kuşluk vaktiydi. Keskin bir bakış attı yerde kıpırdayan otlara, yüzlerce metre yukardan.. Aşağıda otlar arasında anne fare, iki yavrusuyla oynaşıyordu. Daldı birden oraya. Kaçamamıştı yavru fare. Bir pençe darbesiyle kaptığı gibi yüksek bir kaya üzerinde bir lokmada yuttu onu. Yine kanat çırparak enginleri yüksekten seyrediyordu, radar gibi gözleriyle olup bitenleri. Bir kaya kovuğundan çıkan tavşanı gördü. Vakit kaybetmeden daldı oraya. Pençesini derisine taktığı tavşan da, yiyecek getirmesini beklediği annesinin yoluna çıkmış bir yavruydu. Kızıl şahin yükseldikçe yükseldi. Yalçın kayalardan süzülerek bir çay kenarına indi. Yavru tavşan da hala canlıydı. Pençesiyle bastırdığı yavruyu, keskin gagasıyla parçalıyor, bir taraftan da parçaları midesine indiriyordu. Fare, tavşan derken midesi biraz dolmuştu. Ancak onun gözü hala doymamıştı.

Kızıl Şahin yine yukarıdan inceleyerek ovanın üzerinde süzülmeye başladı. Ovayı birkaç defa dolandı, sonunda bir telefon direğinin üzerine kondu. Yoldan gelen ve gidenleri izliyordu. Birden aklına yuvasındaki yavruları geldi. Onlar da açtı. Onlar için de midesine bir şeyler indirmeliydi. Yavrular çok küçüktü. Kendileri eti parçalayarak yiyecek kadar becerikli değillerdi. Yine uçtu oradan. Az ileri de koyun keçi sürüsü vardı. Şöyle yukarıdan tarassut etti sürüyü. Sürüden ayrı bir keçi yatıyordu. Yanındaki yavru ayağa kalkıyor, titreyerek bir iki adım atıyor, hemen yere yığılıyordu. Biraz sonra tekrar zorla kalkıyor tekrar yere düşüyordu. İşte kızıl şahin için güzel bir avdı. Hiç vakit kaybetmedi. Hemen daldı oraya, pençelerini geçirmişti yavru keçinin derisine. Yerde yürüyemeyen yavru vahşi kuşun pençesinde çırpınarak, bağırarak gökyüzünde süzülmeye başlamıştı. Kızıl şahin yalçın kayalıkların üzerinde çok yükselmişti. O da ne! Birden yavru keçiyi bıraktı aşağıya. Kendisi de daldı oraya. Yavru yerde hareketsiz yatıyordu. Acelece yavruyu parçaladı. Yavru keçi lokma lokma canavar kuşun midesine iniyordu. Kızıl Şahin kelimenin tam anlamıyla doymuştu artık. Tüylerini kabarttı, gururlandı kendisiyle. Artık dönecek yuvasına, yavrularını da kursağından aktaracaklarıyla doyurması lazımdı. Uçtu yuvaya doğru.

Yavrusunu geride bırakarak korkudan yuvasına giren anne fare, döndüğünde geriye bulamamıştı yavrusunu. Yukarı baktığında yavrusunu kuşun pençesinde gördü. Kendine zarar gelmemesi için çaresiz deliğine geri girdi.

Anne tavşan çeşitli otlar yemiş, öğleden sonra uğradığı havuç tarlasında karnını bir güzelce doyurmuştu. Memeleri yavrusunu emzireceği sütle dolmuş, sevinçle yuvasına dönmüştü.  O da ne? Yavru yuvada yoktu. Sağa sola baktı. Çevreyi kolaçan etti. Yok yok ,maalesef yavrusu çevrede görünmüyordu. Biraz daha uzaklarda aradı. Dere kenarındaki yeşilliklerden geçerken bir de ne görsün, yavrunun içi boşalmış postu, kafası ve ayakları oradaydı. Bir ay önce doğurduğu dört yavrudan dördüncüsünü de kaybetmişti. Hislendi, gözleri yaşardı yavrusunun başında. Anlamıştı yırtıcı bir kuşun yavrusunu yediğini.

Sürüsünü köye yönelten çoban geride kalan ve doğum yapan keçinin yanına geldi. Keçi yavrulamış fakat yavru yoktu. Çoban duruma bir anlam veremedi. Çevreye baktı. Yavruyu bulamadı. Sürüsünü vadiden geçirirken saksağanların bir yere toplandığın gördü. Oraya gittiğinde yeni doğmuş oğlağa bir gün dahi yaşama şansı verilmediğini gördü çoban. Duruma üzüldü. Şimdi keçinin sahibine ne söyleyeceğini düşünüyordu.

Güneş kaymıştı batacağı yere taraf. Bir kayanın üzerinde tünemiş olan kızıl şahin süzüldü yuvasına doğru. Mutluydu, kursağı yavrularına kusacak yiyeceklerle doluydu. Yuva sarp kayalıklar arasındaydı. Yavrular emniyetteydi. Hayli de palazlanmışlardı. Biri dişi biri erkek iki yavrusu vardı. Babaları yuvaya uğramaz olmuştu. Kızıl Şahin yuvaya yaklaştıkça heyecanlanıyordu. Bir ara yukarıdan yuvayı gördü. Her gün olduğu gibi yavrularını temaşa ettiği yüksekçe bir dalın üzerine kondu. Fakat yavrularını göremedi. Şimdi onlar annelerine doğru çığlıklar atarak çırpınmalıydılar. Yuvada ne bir ses, ne de bir hareketlilik vardı.  Kızıl şahin bir de ne görsün, yuvada yavrular yoktu. Telaşla civarı kolaçan etti. Yok, yok, yoktu yavrular. Hemen kanat çırptı engin ovaya. Yukarıdan baktı her tarafa bir boz tilki aşağıda dereden su içiyordu. Daldı ona doğru. Nerede yavrularım ne yaptın onlara der gibi. Tilki kaçtı o kovaladı. Boz tilki inine girmişti. Kızıl şahin; yorgun, üzgün ve çaresiz, yuvaya dönüyordu. Aşağıda bir takım tüyler gördü süzülerek indi oraya. Bir de ne görsün boz tilkinin yediği anlaşılan yavrularının kanatları orada tüyleri rüzgar önünde savruluyordu. 

Evet gün boyu kendinin ve yavrularının rızkını ararken; yavrular kapmış, canlar yakmıştı kızıl şahin. Şimdi de kendi canı yanıyordu. Yediği yavruların anneleri gibi o da evlat acısı çekiyordu. Etme bulma dünyası işte.

Allah yarattığı her canlının rızkını da yaratmıştı. Kızıl şahinin o günkü rızkı bir fare, bir tavşan ve bir de keçi yavrusuydu. Boz tilkinin nasibi de, kızıl şahinin yavruları olmuştu. Yüce Allah tabiatta dengeyi böyle kurmuştu. Kimsenin kimseye diyeceği yoktu.

Hikayemiz burada bitti esenlikler dilerim.

Ankara’dan selam, sevgi, saygı ve dua ile.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner255
banner133
12°
parçalı az bulutlu
banner303
banner364
Namaz Vakti 31 Ekim 2020
İmsak 05:37
Güneş 07:02
Öğle 12:29
İkindi 15:18
Akşam 17:46
Yatsı 19:05

Gelişmelerden Haberdar Olun

@