Tepe not: Bu maskenin Corona virüs salgını sebebiyle insanlığa taktırılan maskeyle yakın uzak bir alakası yoktur.

I

Kırılma anı

Herhangi bir gün diye başladığımız vaktin ışığı öyle bir kırılır ki renklerine, hiç görmediğiniz bir renk ve zevk rüzgârı sizi bambaşka bir benle tanıştırır.

O gündeki o vaktin, ömrünüzün bir başka benine geçiş aralığı olduğunu fark ettiğinizde rüyada görseniz de inanmayacağınız bir boyut vardır artık hayatımızda.

Toplumun sizde görmek istediği, adeta dayattığı “beni” bir maske gibi taşırsınız dosta, düşmana karşı.

Kimselere diyemediğiniz, ama gerçek ben, yaşadığınız ışık selidir deli ırmak misali savrulup, aktığınız.

O eşik geçildikten sonra o renkler, kokular, dokunmak, dokunulmak varoluş sebebiniz olmuştur.

O eşik geçildikten sonra sadece renkler ve kokular değil, şarkılar da farklı titreşir gönül telinizde.

O eşik aşıldığında ah, maddi ve manevi bedel ödeyenler için yolculuk başlamıştır. O yolculuk, mutluluk şehrine de götürebilir sizi, çölde seraplar görerek yitip gitmeye de… Maskeli balo ihtimali de cabası, özellikle maddi ve manevi bedel ödemekten kaçınanlar için.

Kendi yaşam filminizi akıtın lütfen. Bilinçaltınızın görüp de gözünüzün görmediği 25. kareleri de izleyin özenle. En yakın çevrenizden başlayarak tanık olduğunuz hayatların filmini de akıtıp bakın.

Yazının bundan sonrasında kalem de klavye de sizdedir artık ey okur. Seyirciyi oyuna katan deneysel tiyatrolar olur da epik, katılımcı yazılar niye olmasın?

II

İnsanın kendisiyle yüzleşmesi hâlinde eğer kendine karşı bir samimiyeti (içtenliği) varsa, gelinecek nokta kendini yargılamasıdır. Bu durum söylenip yazıldığı gibi kolay değildir. Atomu parçalayan ancak, önyargılarını aşamayan insanlık için aşılması hayli güç bir durumdur bu.

Hata ve kusurunu fark eden veya fark etmesi için ayna tutulan insan, hatasını bile bile bir savunma mekanizması geliştiren bir duruş sergiler. Kendisiyle yüzleşmesi için tutulan aynanın ya üstünü örter ya da o aynayı kırmaya çalışır. Ayna bir yansıtıcıdır hâlbuki onu örtmek veya kırmak var olan gerçekliği değiştirmez.

“Yaşamak, kendi kendini adam etmektir. Zekâ ve bilgiyi kullanarak etinden kemiğinden kendi heykelini yapmaktır” der Goethe.

Dağları delen de taşları yontup nice heykeller yapan da insandır, ama kendini yontmak söz konusu olduğunda bahaneler bulan da insandır ne yazık ki…

Ey sevgili okur, bu bölümün de örneklemesi sana kaldı. Hep derim ya okuyan yazandan ariftir diye.

III

Sanat, nesnel dünyayı, düş ve rüyaları birebir yansıtan değil, onları yeniden kurgulayarak yapılan bir üretimdir.

Nesnel ve düşsel gerçekliğin içinden geçerek oluşan bu kurgusal gerçeklik, dış dünyanın, düş ve rüyaların bir kopyası, bir benzeri değildir. Nesne dile dönüşmüştür çünkü.

“Şiir, özündeki ahenkle kullanılmış insan dili yardımıyla, varlığın dış görüntülerinin gizli anlamını ifade etmektedir” der. (Aktaran, Göker Ç. Fransız Edebiyat Akımları, DTCF, Ankara, 1982)

IV

Ne zaman yürüyen merdiven görsem muzip bir gülümseme kuş misali gelip konar yüzüme. Çok katlı binalarla, elektriğin bilinmediği çağlarda harflerdir yürüyen merdivenleri insanlığın…

V

Al-Tüket-At Çağı’nın buna Yeni Köleci Çağ da diyebiliriz, yarı açık tutukevlerine AVM diyorlar.

VI

Kim unuttuysa o düşü kurmayı / harf geçede kalmıştı saat…