Sokağımızda epeyce “kedi sakin” var. Doğal ki, onları sahiplenip doyuran, bahçelerinde, bodrum katlarında barınmalarına izin veren, sırasında veterinere götüren yardımseverler olduğu için…

Ben de, önceki yıllarda o ufaklıkların aç, üşümüş, ürkek hallerini gördükçe, acı acı miyavlayışlarını duydukça dayanamadım; günlerim onlara mama götürmekle başlar oldu. Kesinlikle “hayvan” diyemiyorum; hepsi korunmaya muhtaç küçük çocuklar gibi görünüyor gözüme… Sokakta doğup yaşamayı kendileri mi istediler, seçtiler acaba? Kesinlikle “hayır”dır yanıt, değil mi? Bir ev kedisinin ortalama on beş yıl yaşadığı söylenir; bir sokak kedisinin ise ancak üç yıl! Üstelik ne kadar zor geçecek, tehlikelerle dolu kısacık bir yaşam! Hiç değilse, kendilerini sevip koruyanlar olduğunu hissederek yaşasınlar…

Her sabah gün ağarırken bahçemizde beni beklemeye başlıyorlar. Elimde kedi maması dolu kap ile apartmanımızın kapısından bahçeye çıktığım anda kimi bacağıma yapışıyor, kimi elime doğru atlıyor. Birlikte zorlukla ilerliyoruz. O kadar acıkmış oluyorlar ki… Bahçe duvarımızın üzerine, kaldırımda duvar dibine aralıklı, öbek öbek koyuyorum mamayı, rahatça yiyebilsinler diye. Ufaklıkların arasında hemen yemeye koyulanı da var; ne kadar aç olsa da önce yüzünü uzatıp kendini sevdirmeden başlamayanı da... Bir de geçinemeyip kavga edenler! Mamalarını yerken başlarında bekliyorum. Sokağın onlar için tehlike demek olduğu öylesine açık ki… Rahatça, tadını çıkararak yemeyi hiç bilmedikleri hep belli oluyor. Mamalarını bir insanın, bir aracın geçmesiyle, hele bir köpeğin havlamasıyla hemen kaçmaya hazır, korka korka yiyorlar. İrkildikleri anda “Korkmayın, ben buradayım” diyorum, rahatlayıp yemeye devam ediyorlar. Hepsi doyduktan sonra da mutlu, huzurlu vedalaşıyoruz!

Kedilerin bir özellikleri az ve sık yemeleri. Ev kedilerinin nasıl olsa acıktıklarında yiyecekleri önlerine konacaktır. Ya sokaktakiler… Önlerinde ziyafet sofrası serili de olsa, bir daha o yiyeceği bulamayacak da olsalar, doyar doymaz yemeyi bırakıyorlar! Yalvarsanız yemezler! Sonra acıktıkları zaman yine yiyecek aranmaya başlıyorlar.

Bir de, ufaklıklarla birlikteyken gelen geçenin tutumları, söyledikleri… Kimisi hiç ilgisizce, görmemiş gibi geçiyor. Kimisi “Allah razı olsun!” ya da “Sevap, sevap!”; kimisi ise “Hangi birine bakacaksın ki...” diyerek… Elbette her an, hepsine yetişecek halimiz yok! Gücümüz neye yeterse o kadarını yapmaya çalışıyoruz. Ayrıca, iyilik adına artan yemeklerle kapları ortada bırakarak çevreyi kirletiyor da değiliz! 

Ne yazık ki, onları acımasızca tekmeleyenler de eksik değil! Minicik serçelere bile pencerelerini, balkonlarını kirletiyorlar diye düşman olan bir komşumuz var. Kedileri sevmediğini ve onlara sahip çıkan bizlere de öfkesini belli etmekten de hiç geri kalmaz. Bir gün “Pis, bitli kediler!” deyince dayanamayıp, “Banyolu evleri mi var da yıkansınlar; onların içleri, yürekleri tertemiz!” demiştim. Bu zavallıları hiç acımadan hor görenler, tutumlarının suç ya da günah olduğunu bilmiyorlar mı acaba?

“Kediyi seven tırmığına katlanır!” denir ya… Bizi yaralayan, kedilerimizin tırmıkları değil de insanların böylesine davranmaları!

Gerçekte, bu ufaklıklardan, biz insanların alacağı o kadar çok ders var ki… Aç gözlülük,  başkasının hakkını yemek, sahtekârlık, yalan söylemek, iftira atmak, dedikodu yapmak, savurganlık ve daha nicesi… Kimlere ait böyle tutumlar acaba? Biz “insanlar”a değil mi? Ayrıca, bu dünyada bizim ne kadar yerimiz, hakkımız varsa, onların da o kadar vardır!

Yazımıza Mahatma Gandi’nin (*) bir özdeyişiyle son verelim: “Toplumların gelişmişlik düzeyi hayvanlara davranışlarından belli olur.”

(*) Asıl adı Mohandas Karamçand Gandhi olan MAHATMA GANDİ (d. 1869 Porbandar – ö. 1948 Delhi, Hindistan), İngiliz yönetimine karşı gelişen Hint milliyetçi hareketinin önderidir. Bağımsız Hindistan’ın kurucusu olarak kabul edilir.  Siyasal ve toplumsal hedeflere şiddete dayanmayan yöntemlerle ulaşmayı öngören barışçıl mücadele öğretisiyle uluslararası düzeyde saygınlık ve ün kazanmıştır. (Başvuru: Ana Britannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Cilt: 9, Sayfa: 270, Basım yılı: 1992) 

10 Aralık 2016  / ANKARA       

(Fotoğraf: Özin Erdemli)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol