Suriye’de 34 vatan evladını şehit verdik. Bu kayıplardan dolayı tüm ülkenin nasıl bir üzüntü yaşadığını tarif etmeme gerek olmadığına inanıyorum. Çünkü sizler de bu acıyı aynen hissettiniz. Bu nedenle askerlerimizi, ana yavrularını kaybettiğimizden beri elim sizlere yazmaya ve hitap etmeye gitmedi. Hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm halkımıza başsağlığı diliyorum.

Bu cenaze namazlarında da dile getirildiği gibi “ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ.” sesleri ülkemizin her tarafında duyuldu. Bunu duymayanlar veya duymak istemeyenler, ülkemizin birlik ve beraberlik içinde gelişmesini istemeyen dış güçler ve onların maşası olan iç güçlerdir.

1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatının ilk kurucuları arasında yer almış, 1952’de NATO’ya üye olarak girmiştir. 1958 yılında yaptığımız üyelik başvurumuz sonucu 1963 yılında Yunanistan ile beraber Ankara Anlaşması ile Avrupa Birliği üyelik süreci başlamıştır. 1974 yılında Kıbrıs’ta soydaşlarımızın Rumlar tarafından katledilmesini engellemek için 1959 yılında imzalanan Londra ve Zürih Antlaşmalarının bize verdiği garantör ülke olarak hakkımızı kullanarak Kıbrıs’a çıkmamızla birlikte, kalkınmış ülkeler ve diğer bir ifadeyle sözde dostlarımız bize hissettirmeden bizi kendileriyle birlikte olduğumuz camianın dışına çıkarmaya çalıştılar. Bize karşı tam istediklerini yapamadılar ama Avrupa Birliği üyeliğimizi neticelendirmediler.

1956 yılında Almanya’ya tahsile gittiğimde gazete haberlerinde ve katıldığım çeşitli toplantılarda Avrupa’nın hududunun Türkiye’nin doğu ve güneydoğu hudutlarından başladığını görmüş ve duymuştum. Bizi dışlayan Avrupa Birliği, 62 yıldan beri bizi üyelik müzakereleri ile meşgul etmekte ve Avrupa Birliği’nin dışında tutmaktadır. Avrupa’nın hudutları bugün Avrupa Birliği tarafından Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarına çekilmiştir. Nitekim son mülteci olaylarının da görüldüğü gibi bu hudutlar artık Avrupa Birliği’nin dikenli ve jiletli tellerle koruduğu bir hale dönüşmüştür.

Yunanistan ile yıllardan beri sorunlarımızın ana nedenlerinden birisi olan Kıta Sahanlığı sorununa son yıllarda Yunanlıların öncülük ettiği, Avrupa Birliği’nin desteklediği ve Güney Kıbrıs, Mısır, İsrail ve Hafter’in Libya’sının bir birlik halinde Akdeniz’i ve kısmen Ege’yi bize kapayacak Akdeniz Ekonomik Münhasır Bölge sorununu eklediler. Akdeniz ile ilgili bu planları, Birleşmiş Milletler’in tanıdığı ve başşehri Trablus olan Sarraj‘ın Libya’sı ile yaptığımız anlaşma ile engellenmesine rağmen halen başta Yunanistan ve Güney Kıbrıs olmak üzere bu anlaşmayı geçersiz kılmak ve kendi çizdikleri haritayı geçerli kılmak için Hafter’in Libya’sını desteklemekte ve her türlü girişimde bulunmaktadırlar.

Avrupa Birliği ve bu birlikle dayanışma içinde olan öncelikle Amerika ve her ne kadar farklı cenahta yer alsa da Rusya, Türkiye’nin iç sorunlarıyla boğuşmasını, gelişmesinin engellenmesini ve hatta mümkün olduğu takdirde bölünmesini sağlamak için ülkede etnik ve mezhepsel konuları kaşımakta ve yarattıklarını düşündükleri çıbanların daha da büyümesi için çabalamaktadırlar. Her ne kadar yurt içinde halkımızın birbirine kenetlenmesinden dolayı istedikleri parçalanmayı sağlayamamış iseler de bunun yerine Irak ve Suriye’de yeni devletler kurulmasına gayret etmekte ve hatta ileride ülkemizin belli bölgelerini de içine alabilecek oluşumları sağlamaya gayret etmektedirler. Bu ülkelerin sinsi tutumları son 50 yılda binlerce askerimizin, polisimizin, korucumuzun, gencimizin ve vatandaşımızın canlarını vermelerine ve şehit olmalarına neden olmuştur.

İstiklal Marşı’mızda da “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!” şeklinde söylenildiği gibi bugün ülkemizde hangi kapıyı çalarsanız ve onların aile hikâyelerini dinlerseniz 93, Balkan, I. Cihan ve İstiklal Harbi’nde dedelerinin, babalarının şehitlik hikâyelerini dinleyebilirsiniz. Ben de bir müddetten beri aile hikâye kitabımızı yazarken çocukluğumda I. Cihan Harbi’nde şehit olduklarını duyduğum annemin dayılarının nerede şehit olduklarını öğrenmek için büyük gayret gösterdim ama bir neticeye ulaşamadım. Üçü de askere gitmeden önce evli ve çocukları var imiş. Üç dayıdan ikisinin hanımı onlar şehit düştüklerinde hamileymişler.

Suriye’de 27 Şubat 2020 tarihinde kalleşçe bombalanarak şehit olan 34 askerimizin ve onu takip eden günlerde şehit olanların da bir kısmı geride evlatlar ve hamile eşler bıraktılar. Onların ailelerinin de dayılarımın ailesi gibi evlatlarının yokluğunu hissettirmemeye çalışarak yuvalarının bacalarını tüttüreceklerine inanıyorum. Bu inançla bir defa daha bugüne kadar devletimizin ilelebet payidar olması için can veren şehitlerimizin mekânlarının Cennet olmasını dualarımla temenni ediyorum.

İstanbul, 8 Mart 2020

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol